UZUN MESAFE

  • Yıllar önceydi. Yaşadığı kentte umarsız kalan kaygı yüklü hasta soluğu İzmir’de almıştı. Tanıdığı bir sağlık çalışanı kanalıyla büyük kentin imkanlarından yararlanmaya gelmişti sözüm ona.


    Yıllar önceydi. Yaşadığı kentte umarsız kalan kaygı yüklü hasta soluğu İzmir’de almıştı. Tanıdığı bir sağlık çalışanı kanalıyla büyük kentin imkanlarından yararlanmaya gelmişti sözüm ona. Tanışma sonrası yakınmasını bir poşet dolusu ilaç eşliğinde kısaca özetlemişti: “Kilo kaybı.” Detay isteyince “Dört ay öncesine kadar sapasağlamdım” diye kestirip atmıştı.
    Daha tokalaşırken dikkatimi çeken parmaklarını işaret ettiğimde “Köylü adamın eli mi sorulur Doktor Bey” diye tebessüm etmişti. “Parmakların ne zamandır çomaklaştı” dediğimde ise şakalaşmayı tercih etmiş, “Şehirliler de mi çomak diyor” olmuştu yanıtı. O an karşılıklı sözlerle gelişen, çocukluğumuzun çelik çomak oyunu misali kısa anamnez sonuç almıştı. Anladım ki daha önce memleketinde birçok tetkik ve ilaçla tanışan hastamın kimse parmaklarını sorgulamamıştı, oysa ne çok anlam yüklüydü elleri!. Nedense aklıma Abidin Dino’nun “Eller” sergisi gelmiş ve hüznüm, kentlerinde ressamın sağlığında sergi açılışı ertelenen Diyarbakırlıların hüznü ile buluşmuştu.Muhtemelen büyük ressamın çizimlerinden etkilenmiş ve hastalarımın ellerine daha bir titizlikle bakar olmuştum o yıllarda.
    Evet hastamın, başlangıçta büyük kentlerin sağlık teknolojilerinden ziyade hastasını bütüncül ele alacak, onu dinleyen ve bir o kadar da daha sedyede muayene etmeden fizik bakıya geçen birinci basamak hekimliğine gereksinimi vardı. Çomak parmak nedenleri, bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azken hele. Sorun bilgi eksikliği olamazdı, hangi hekime fotoğrafı gösterilse çomak parmak derdi. Temel tıp kitaplarının indeksi, ne de kolaydır ilgili sayfaya ulaşmada oysa. Gelin birlikte göz atalım: “Çomak parmak, ailesel olabildiği gibi sonradan başka hastalıklara bağlı da gelişebilmektedir. Bazen bir nedene ulaşılamasa da morarmayla giden doğuştan kalp hastalıklarında, bazı sindirim sistemi hastalıklarında ve özellikle de akciğer hastalıklarında görülebilmektedir.”
    Hastamızda ne mi çıkmıştı? Eller, akciğerinin aynası olmuş ve kısa sürede akciğer kanseri tanısı ile ilgili birimde tedaviye alınmıştı.
    ...
    Hemşireler Haftası
    Hemşireler Haftası İzmir’de biraz buruk kutlanıyor bu yıl. Aile hekimliği uygulamasına, kentin tüm itirazına rağmen geçildi. Hemşireler Derneği İzmir Şubesi’nce “Küreselleşme” başlığıyla Dernek Başkanı Prof. Dr. Zühal Bahar’ın yönettiği panelde, SES İzmir Şube Başkanı Fahri Demirci, EMEP İl Başkanı Av. Hasan Hüseyin Evin ve PHD Şube Başkanı Dr. Hasan Değirmenci konuşmacıydı. Oldukça yararlı geçen panelde, küreselleşmenin etkileri tartışıldı.
    Küreselleşme, ÇUŞ (Çok Uluslu Şirketler), neoliberal politikalar derken içimize ağırlık çökmüştü. Oysa güzel şeyler de oluyordu hayatta. Bu bağlamda sağlık ve sosyal güvenlikte dünyada özelleştirmelerin dayatıldığı ilk bölgelerden olan Güney Amerika’yı nasıl unutabiliriz. Hani ABD’nin kendi arka bahçesi sandığı bölgede Venezüella’nın, “ABD’ye petrolü Coca Cola’dan daha ucuza satmayız” deyişini, üstelik ABD’de yoksul halka yine Venezüella’nın karneyle ucuza petrol satışını, Kübalı doktorların Venezüella’da ücretsiz katarakt ameliyatı yaptıklarını, binlerce Güney Amerikalı gence Küba’da tıp eğitimi verildiğini nasıl unutabiliriz! Etkinlikte en umut veren kısım ise “Yüzde Yüz Örgütlenme” ödülleriydi. İki hastane bu ödülü paylaştı.
    İzmir, geçen hafta yüzbinlerin katılımıyla düzenlenen Cumhuriyet Mitingleri’nin sonuncusuna tanık oldu. İlginç olan, ‘Cumhuriyet’in kazanımlarına ve laik yaşama sahip çıkacağız’ iddiasındaki mitingin, İzmir’de aile hekimliğine geçiş ve Anneler Günü ile çakışması ve sorunu ıskalaması.
    Anne-çocuk sağlığının korunmasında kalelerimiz, sağlık ocakları kapatılırken yeterince sahiplenilemedi. Yine birçok hemşire arkadaşımızca olumlu karşılandığından erkek hemşireliğe izin veren yasanın geçen haftalarda TBMM’den hızlıca geçişi en azından hızı yönüyle sorgulanamadı. Yaklaşık altı ay önce bu köşede “Laik Yapı Ve Aile Hekimliği” başlıklı yazımda, aile hekimliği uygulamasında aile bireylerinin farklı hekimi seçebilmesi nedeniyle erkek doktora erkek, kadın doktora kadın hasta döneminin başlayabileceğine dikkat çekmiştim. Şimdi erkek hemşireliğe izin veren yasanın çıkışındaki hıza bakarak “Bu ne hız” dememek pek mümkün görülmüyor. Fotoğrafta görüntü daha bir netleşiyor mu, ne dersiniz? Ama laikliğin bu denli öne çıkartıldığı bir dönemde dahi aile hekimliğine kentteki itirazın düşmesinde İzmir Tabip Odası’nın, son bir yılda meseleye salt sağlık çalışanlarının sorunuymuş gibi yaklaşmasının rolü büyük. Yoksa bir yıl önce ülke genelinde yapılan referandumda, 2 milyon imzanın 500 bininin “aile hekimliği ve GSS’ye hayır” olarak bu kentten çıktığını nasıl unutabiliriz! Sağlıcakla kalın.
    ...
    Gıcık eden öksürük
    Neredeyse bir yıldır öksürüyordu hasta. Yaşadığı metropolde birçok kez hastaneye uğramış ve her defasında sürenin uzunluğunu duyan hekimler, direkt röntgen istemişlerdi. Son gidişinde üstüne bir de bilgisayarlı tomografi çektirilmişti. Tahmin edeceğiniz gibi o da normaldi. Durumu kabullenen hastamız, “Ne balgam ne de ateşim var, öksürük dışında kendimi iyi hissediyorum, öyleyse memleketime gidip biraz hava alayım” düşüncesiyle köyüne gitmişti.
    Aynı zamanda hipertansiyon nedeniyle ilaç kullanmaktadır hastamız. Birkaç gün sonra tansiyonu rahatsız edecek kadar düşünce, tansiyon ilacını kendiliğinden keser. Bir hafta sonra hipertansiyondan eser kalmadığı gibi öksürüğü de geçmiştir. Artık telefonlarda, şehirde kalan arkadaşlarına köyünün havasını suyunu, şifalı bir biçimde aktarmaktadır. Dönüş zamanı geldiğinde ise “Nasıl olsa tansiyonum tekrar yükselir” kaygısıyla ilçedeki sağlık ocağına uğrar, ilacını göstererek yazılmasını rica eder. Hekim, reçete yazmakta acele etmeyerek birkaç soru sorar. “Bu ilaçtan sonra gıcık tarzında öksürüğünüz oldu mu” sorusu, hastamızı hayrete düşürür. Bir tarafta metropolün gelişkin hastanelerinde tanı konamayan öksürük, öte yandan küçük bir ilçede sağlık ocağı hekiminin öyküden habersiz gelen sorusu! Şaşkınlıkla “Nereden bildiniz” der ve ekler: “Ama merak etmeyin, köyümün havası hem tansiyonuma hem öksürüğüme iyi geldi. Önce ilacımı kestim sonra öksürüğüm de geçti.”
    Bu yanıt, ilginç bir şekilde hekimi de rahatlatır. “İlacınızı değiştirmek zorundayım, kullandığınız tansiyon ilacı çok yararlı olmakla birlikte bazı hastalarda gıcık tarzı öksürüğe yol açabiliyor” der hekim. Farklı kaygılar, bir ilacın açığa çıkan yan etkisiyle bertaraf olmuştur. Bir taraftan ümitsizliğin girdabında doğadan medet uman hasta teşhisine kavuşmuş, öte yandan hekim “Sizin ilacınızı ne yazık ki yasak nedeniyle ben yazamıyorum, ancak bir uzman yazabilir; sizi şehre, devlet hastanesine sevk ediyorum” cümlesinin ağırlığından kurtulmuştur. Evet, ne acıdır ki o tarihlerde pratisyen hekimlerin ACE grubu olarak tanımlanan bu ilacı yazmaları yasaklanmıştır. Minnetle ayrılan hasta, eğer öksürüğü olmasa yani ilacı değişmeyecek olsaydı, taşıyacağı olası olumsuz değer yargılarından ise habersizdir doğal olarak.
    Dr. Zeki Gül
    www.evrensel.net