MERCEK

  • CHP ile DSP arasında yapılan “seçim ittifakı” bu partilerin yöneticileri tarafından “solda ittifak” olarak propaganda ediliyor. Bu “güçbirliği”ne SHP’nin ve “On Aralık Hareketi”nin dahil edilmesi için çabaların sürdürüldüğü de biliniyor.


    CHP ile DSP arasında yapılan “seçim ittifakı” bu partilerin yöneticileri tarafından “solda ittifak” olarak propaganda ediliyor. Bu “güçbirliği”ne SHP’nin ve “On Aralık Hareketi”nin dahil edilmesi için çabaların sürdürüldüğü de biliniyor. Söz konusu partilerin yöneticileriyle “sol” liberal yazar ve aydınların iddiasına göre, böylece “solun daha geniş birliği sağlanmış ve AKP’nin karşısına “güçlü bir sol seçenekle çıkılmış” olunacak!
    Bunun, öngörüldüğü üzere gerçekleştirildiğini kabul edelim. Bu durumda, “sağın ve AKP’nin alternatifi” ortaya çıkmış mı olacak? Soruya yanıtın olumlu olabilmesi için, her şeyden önce, CHP-DSP ittifakı ve eklentilerinin üzerinde birleştikleri programlarının sağın ve AKP’nin savunup uyguladığı programın alternatifi olması gerekir. Böylesi bir programın bu parti ve örgütlerin bugüne kadar savunageldikleri ekonomik-sosyal ve siyasi politikalardan bağımsız olamayacağı, dahası bu politikaların üzerinde yükseleceği ve onların devamı niteliğinde olacağı açıktır.
    Peki seçim meydanlarında halk kitlelerinin desteğini almak üzere, bağımsızlık, demokrasi ve ekonomik-sosyal haklar üzerine söylevler verecek olan bu “sol seçim ittifakı” sözcüleri, bağımsızlığı ve demokrasiyi savunmuş ve işçi sınıfı ve emekçilerin ekonomik-sosyal hak ve çıkarlarını gözeten bir politikaya sahip olmuşlar mıdır? Buna verilecek cevap, tek sözcükle “hayır”dır! CHP ve DSP; bu partilerin yönetimleri örneğin AKP Hükümeti’nin uygulayageldiği ve seçim meydanlarında da “göğsünü gererek övünçle savunacağı”nı ilan ettiği ekonomik-sosyal politikalara karşı gerçekte hiçbir şey yapmamışlardır. AKP Hükümeti, işçi ve emekçilerin büyük bedellerle kazandıkları sosyal haklarını gasp ederken, özelleştirmeleri peş peşe gerçekleştirir ve özelleştirilen işletmelerin emekçilerinin kapıya konmasının yolunu açarken, tahkim yasalarını pratiğe geçirir ve IMF-Dünya Bankası dayatmaları doğrultusunda ücret-maaş politikaları belirlenip işçi ve kamu çalışanlarını sefalete sürüklerken, Baykal ekibiyle ittifak yaptığı “Demokratik Sol Parti” ve diğerleri, demeç vermekle yetinmişlerdir. AKP Hükümeti Türkiye tarımını uluslararası tekellerin çıkarları yönünde yıkıma götüren kararları peş peşe yürürlüğe koyar ve tütün-pamuk-fındık-pirinç üreticilerini iflasa sürüklerken bu parti ve örgütlerin yönetimleri susmuşlardır. Böyle davranmışlardır, çünkü kendilerine verdikleri ada ve “sol”un geçmişteki prestijini istismar çabalarına karşın sağcı-sağ-liberal düzen partileriyle aynı program ve politikaları savunur duruma gelmişlerdir. AKP, kendinden önceki partilerin aynı programda birleşmeleri nedeniyle halk nezdinde uğradığı itibar ve güven kaybını sömürerek hükümet olmasına karşın, bu partilerin politikasında esasa ilişkin değişiklik olmaması, aksine olduğu kadarıyla da daha gerici çizgiye kaymaları, sermayenin çıkarlarına daha fazla bağlandıklarının çarpıcı kanıtlarından biridir.
    Baykal ekibi ve ötekilerin bağımsızlık konusundaki tutumları göstermeliktir. Halk kitlelerinin Amerikan emperyalizmi ile AB üyesi ülkelerin dayatmalarına ve uluslararası sermayenin yoğunlaşan sömürüsüne karşı muhalefetini oya tahvil etmeye çalışan bu partilerin yöneticileri Türkiye’nin ABD emperyalizminin “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi” doğrultusunda daha fazla kullanılmasını öngören hükümet politikalarına demagojik-ikiyüzlü açıklamalar ötesinde pratik bir karşı koyuş göstermemişlerdir. Bugün de “laiklik-şeriatçılık kutuplaşması”gerekçeli olarak meydanlara çıkan, ancak hareketin kendi doğası gereği, düzenleyicilerinin tutumlarını aşan slogan ve taleplerle de kendinden söz ettiren kitlelerin duyarlılıklarını istismara kalkışan bu partilerin Türkiye’nin emperyalizme bağımlılığının son bulması diye bir talepleri ve tutumları yoktur. “Tam bağımsız Türkiye” onlar için ne hedef ne de istemdir!
    “Solda ittifak” etiketiyle pazarlanmaya çalışılan bu partilerin AKP Hükümeti’nin halk kitlelerine reva gördüğü “demokrasi”den farklı ve daha tutarlı bir demokrasi anlayışları ve politikaları yoktur. CHP-DSP, aksine daha da sınırlanmış-kötürümleştirilmiş bir demokrasi anlayışına sahiptirler. Baykal ve ekibinin 301. maddenin kaldırılması ve ye değiştirilmesi istemlerine karşı direndiği ve generallerin izlediklerine uygun düşen bir yasakçılığı savundukları unutulmuş olamaz. Bunların 12 Eylül Anayasası’na, ona dayandırılan antidemokratik siyasi partiler ve seçim yasalarına ve Kürtlerin, işçi sınıfıyla emekçilerin kendileri adına seçimlere girişinin önünü kesen seçim barajına itirazları yoktur. Bu antidemokratik baskı yasalarının değiştirilmesi için Baykal ve partisinin herhangi bir girişimi olmamıştır. CHP-DSP yönetimleri Türkiye’nin önemli toplumsal-siyasal sorunlarından biri olan Kürt sorununun Türk-Kürt tüm Türkiye emekçilerinin yararına çözümü için değil, inkarcı şovenist baskı politikasının sürdürülmesi için çaba göstermektedirler. Baykal bu konuda, Türkiye toplumunda “en ırkçı sağ parti” olarak tanınan MHP’yi dahi geride bırakmıştır. Söz basın-yayın ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması; sendikal örgütlenme çabası gösteren işçilerle kamu emekçilerine yönelik saldırıların son bulması gibi bir sorunları yoktur bunların.
    Öyleyse bu “sol”un, “sol”a ait olduğu belirtilen değerlerle, “sol politika” ile; işçi ve emekçilerin hak ve çıkarlarını savunmakla; ülkenin bağımsız ve demokratik bir ülke durumuna getirilmesi için mücadele ile bir alakası yoktur. CHP-DSP’nin oluşturduğu “seçim ittifakı”, “solda birlik” ya da ittifak değil; kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayan ancak sosyallikle de demokratlıkla da alakasız bazı düzen partilerinin ittifakından ibarettir. Türkiye işçi ve emekçilerinin ise böylesi ittifaklara değil halk yararına ekonomi politika uygulayacak, bağımsız ve demokratik bir ülke için çaba gösterecek halkın demokratik mücadele birliğine ihtiyacı vardır.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net