UFUK

  • Seçimler yaklaşırken en çok merak edilen gündemlerden birisi, ittifakların nasıl şekilleneceği.


    Seçimler yaklaşırken en çok merak edilen gündemlerden birisi, ittifakların nasıl şekilleneceği.
    Siyaseti yukarıdan şekillendirmek isteyen çevreler, “Cumhuriyet Mitingleri”nin, AKP’ye karşı “merkez sağ” ve “merkez sol”un birleşmesi talebini ortaya koyduğunu öne sürüyorlar. Türkiye’de bu çokça sözü edilen “merkezin” de piyasa ve güvenlik kriterlerince belirlenmiş olduğu sır değil. CHP Genel Başkanı Baykal, tam da bu nedenle geçtiğimiz günlerce Referans gazetesine yaptığı açıklamalarda, “piyasa kurallarına bağlı bir parti olduklarını” özellikle vurguladı. Genelkurmay başta olmak üzere merkezin güvenlik kriterlerini belirleyen güçlerin zaten desteğini almış olan CHP, “statükocu” yapısının büyük sermaye kesimlerinin ve uluslararası finans kurumlarının desteğini sağlamakta sorunlar yaratabileceğinden endişe ettiği için onları da rahatlatarak desteklerini almak istiyor.
    Cumhuriyet Mitingleri’nin ortaya çıkardığı potansiyeli, kendi kurguladıkları siyasi tablonun manivelası olarak kullanmak isteyen kesimlerin CHP ve DSP’ye yaptıkları “birlik” baskısını ise her iki parti, kendisi açısından kârlı bir ortaklığa dönüştürme arayışındalar. DSP, seçilebilecek yerlerden olabildiğince fazla milletvekili adaylığı isterken CHP de DSP’yi, seçilebilecek yerlerden milletvekili adaylığı bakımından en azına razı etmeye zorluyor.
    Her iki partinin hangi program etrafında birleşip, halkın ve ülkenin hangi temel sorunlarını çözmeye aday olduklarına dair ise ortada hiçbir şey yok. Ancak şu ana kadar “güven verici” tek mesaj, Baykal tarafından piyasalara verilen mesajla sınırlı.
    Bu birleşmeye dahil olmak isteyen SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın ise “SHP’nin içinde olmadığı bir ittifak, sol bir ittifak olmayacaktır” diyor ve ekliyor: “Hatta 10 Aralık Hareketi ile başka sol kümeler ve aydınlar da bu ittifakta yer almalı.”
    Yani Karayalçın, CHP ve DSP’ye aslında “Belki küçük bir parti olabilirim ama kendi solumdaki güçleri ve aydınları da getirerek bu ittifaka sinerji katabilirim” demiş oluyor. Karayalçın’ın bu örtük ifadesinin neyi ima ettiği ise Oral Çalışlar’ın köşesinde yazdığı şu notlarla yansıdı: “Soldaki partilerden SHP’nin genel sekreteri İstanbul Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci ile birlik konusunu konuştum. Ketenci, DSP’ye tepkiliydi: DSP ile iki aydan beri birlik konusunu ele alıyorduk. Genel başkanlar 3 defa, birlikte oluşturulan komiteler ise 4 defa toplandı. Son toplantıda iki partinin de ötesinde 10 Aralık Hareketi, ÖDP ve bağımsız sosyalistlerin de katılacağı bir birlik konusunda anlaşmaya vardık. Bunu ilan edelim dediğimizde, değişik gerekçeler göstererek ertelenmesini sağladılar. Sonra da CHP’den gelen çağrı üzerine oraya yöneldiler. Solda birlik nasıl olacak? Önce solun temel değerleri üzerinde birlik gerekiyor. DSP ile CHP’nin milletvekili pazarlığı üzerinden yapacakları birlik solun birliği olabilir mi?” (Cumhuriyet, 11 Mayıs 2007)
    Bu satırları okuyunca, kafamızda oluşan bazı soruları yöneltmek için Sayın Ketenci’yi aradık. SHP Genel Merkezi’nde basın danışmanı ile görüştük, ancak Ketenci ile görüşmemiz mümkün olmadı. Basın danışmanına görüşmek istediğimiz konuyu belirttiğimiz için Ketenci’nin tavrını, “görüşmekten kaçındı” diye tarif etmek sanırız daha doğru olur.
    Ketenci’nin, CHP ve DSP’ye yönelttiği soruları bir adım ileriye götürerek SHP’ye de yöneltebiliriz. Bu bileşimin içine SHP ve onun uygun gördüğü isimler de dahil olunca, “solun değerleri üzerinden doğru bir ittifak sağlandı” diye düşünmek mümkün müdür?
    SHP dahil olmak üzere bu bileşimin, emekçileri ezen sermaye politikaları karşısında, IMF dayatmaları karşısında tavrı nedir? Cumhuriyet’in, kurulduğundan beri çözüm üretemediği ve giderek de büyüttüğü Kürt sorunu konusunda bu bileşim neler önermektedir?
    Bu bileşim AKP’ye karşı çıktığı kadar, Genelkurmay muhtırasına karşı da net bir tavır alabilir mi? ABD’nin Ortadoğu’daki hamlelerine taşeronluk yapılmasına karşı, işgale karşı bu birliği savunanların tavrı ne olacaktır?
    Daha önce “Demokratik Güçbirliği”ni oluşturan partiler arasında yer alan SHP, görünen o ki bugün, Taha Akyol’un ölçülerine uygun bir birliği savunmakta ve onun için çaba harcamaktadır.
    Türkiye’nin ve halkın temel sorunlarına çözüm üretme yeteneğinden uzak böylesi bir birleşim, halkın birlik yönündeki talebini istismar etmekten başka bir işe yaramayacaktır.
    Fatih Polat
    www.evrensel.net