ROJEV

  • DTP bağımsız adaylarla seçime girme kararı aldıktan sonra saldırıların dozu daha da arttı.


    DTP bağımsız adaylarla seçime girme kararı aldıktan sonra saldırıların dozu daha da arttı.
    Türkiye’nin dört bir yanında tartışılan “bağımsız girerek barajı boşa çıkarmak” yönlü girişim ve çabalar, düzen bekçilerini hepten telaşa boğdu.
    Halk iradesine geçit vermemek için oyun üstüne oyun tezgahlanıyor.
    AKP ile CHP, halk iradesini Meclis’e sokmamak için hemen birleşti.
    Diğer partileri de yanlarına alarak yaptıkları değişikliği Cumhurbaşkanı’nın onayına sundular.
    Ve birleşik oy pusulası için yapılan düzenleme Cumhurbaşkanı tarafından aynen onaylandı.
    Böylesi zamanlarda herkes düdüğün çaldığı yöne bakıyor.
    Laiklik, dindarlık, hak, adalet, demokrasi... herkes daha önce söylediği her şeyi unutup, düdüğe bakıyor!
    Bu konularda kimsenin içtiği su ayrı gitmiyor, kimsi kimseyi aşmıyor, ama herkes bir yere bakıyor.
    AKP, CHP-DSP, DYP, ANAP-DP ve diğer gerici ve ırkçı partiler halk iradesinin Meclis’e yansıması korkusu karşısında mermer gibiler.
    27 Nisan muhtırasından sonra tüm kurumlar, tüm çevreler kendisine şekil-düzen vermeye çalışıyor. Her alanda hummalı bir araziye uyma telaşı var. Kürt sorunu karşısında; “Ne mutlu Türküm diyene!” demeyen düşmandır ve öyle kalacaktır” açıklaması her alanda yankı buluyor. Buna karşı çıkılsa bile, Kürtlerle yan yana gözükmemeye özen gösteriliyor.
    Oysa bu yaklaşıma karşı çıkmak, Kürt halkının taleplerini savunmayı, barış ve kardeşlik için birlikte harekete önem vermeyi gerektirir.
    Ama öyle olmuyor. “Türkiye Barışını Arıyor” konferansının bileşenleri ve imzacılarının bir bölümü ‘ilişki kesme’ çabasında, ama giderken yanında birilerini de götürmeye çalışıyor.
    Her tarafta “bağımsız” girişimler, ayrı ayrı “aydın” deklarasyonları açıklanıyor. Ancak mümkün olduğunca Kürtlere bulaşmadan, DTP’den uzak durarak hareket etmeye çalışılıyor.
    Birleşik oy pusulaları ile seçime girmenin kesinlik kazanmasının ardından Yargıtay Başsavcılığı da bir açıklama yaptı.
    Her koldan süren bir kuşatma var. Yalnızlaştırma, tecrit etme operasyonu.
    DTP’lilerin sicillerine ilişkin yapılan açıklama, bu partinin bağımsız aday olarak seçime girecek olan bir bölüm yöneticisi de engellenmek isteniyor.
    Leyla Zana, Hatip Dicle, Selim Sadak ve Orhan Doğan ile birlikte 116 DTP’linin üyeliğinin düşürülmesi için uyarı yazısı yazıldı.
    Bu uyarı, 120 kişinin seçime giremeyeceği anlamına geliyor. Siyasi bir partiye üye bile olamayan birinin milletvekili adayı olamayacağı biliniyor.
    Böylece saldırıda yeni bir aşamaya gelinmiş oldu. Seçimin nasıl bir seçim olacağı hepten anlaşıldı.
    Son günlerde Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ı öldürenlerin suçsuz ve günahsız ilan edilmeleri, Şemdinli davası sanıklarının ‘iyi çocuklar’ olarak tescil edilmeye çalışılması, DTP’ye yönelik artarak devam eden saldırılar, süren operasyonlar, Kürt sorununda barışçı çözüme yönelik saldırgan tutum, gelişmelerin yönünü ve boyutunu göstermeye yetmektedir.
    Böylesi koşullarda bir arada bulunan, emek, barış, demokrasi ve özgürlükler konusunda sorumluluk taşıyan tüm güçlerin ortak hareketine büyük ihtiyaç var.
    DTP’ye yönelik saldırılar çok açık olarak, Kürtlerin iradesinin parlamentoya yansımaması için yapılıyor. Seçime yönelik antidemokratik uygulamalar ve çıkan yasaların, halkın, işçi ve emekçilerin, aydınların iradesini kısıtlamaya yönelik olduğu bağıra bağıra söyleniyor. Kürt sorununda yeni bir bunalım dönemine giriliyor. Demokrasi mücadelesinde yeni bir safhaya giriliyor.
    Bu gerçeği görmek ve birlikte hareket edecek güçlerle sürece müdahale etmek için daha fazla çaba sarf etmek gerekecek. Böylesi zamanda pusulayı şaşırmamak önemli.
    Ender İmrek
    www.evrensel.net