Kadın katliamları AİHM yolunda

Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Komisyonu üyesi kadın avukatlar, Mardin’in Nusaybin ilçesinde şüpheli bir şekilde ölen Zarife Akpınar’la ilgili dosyayı AİHM’e taşıdı.


Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Komisyonu üyesi kadın avukatlar, Mardin’in Nusaybin ilçesinde şüpheli bir şekilde ölen Zarife Akpınar’la ilgili dosyayı AİHM’e taşıdı. Avukatlar “Sözleşmeci devlette bu konudaki uygulamalar ise bunun tam tersidir. Sözleşmeci devlette, aile içi şiddetten en fazla mustarip kesim olan kadınlar, karakollara ya da adliyeye gitmeye çekinmekte, bazen de karakollara hatta adli tıp kurumlarında ‘aile birliğinin korunması’ adına şikayetlerinden caydırılmaya çalışılmakta, hatta uğradığı şiddetin hafife alınması sonucu rapor almaktan vazgeçmektedirler” diyerek Türkiye’nin AİHS’den doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle şikayetçi oldu.
Türkiye yargısının çözüm bulamadığı konulardan biri daha Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yoluna girdi. Türkiye’de yıllardır kadın intiharı, namus cinayetleri adı altında yaşanan kadın katliamlarına bu kez de AİHM’de çözüm aranacak. Mardin’in Nusaybin ilçesinde 35 yaşında ve 7 çocuk annesi Zarife Akpınar 17 Haziran 2006 tarihinde intihar etti. Zarife’nin İstanbul’da yaşayan ağabeyi, Salih Turgut, Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, eniştesi Şemsettin Akpınar hakkında kız kardeşine sürekli şiddet uyguladığı ve kardeşine zorla çamaşır suyu içirdiği iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. İstanbul Adli Tıp Kurumu ise yapılan incelemede çamaşır suyu ile ölümü doğruladı. Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığı araştırma sonucunda Zarife Akpınar’ın başka bir ölüm nedeni tespit edilmediği gerekçesiyle 19 Aralık’ta takipsizlik kararı verdi. Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Komisyonu üyesi avukatlar savcılığın kararına itirazda bulundular, ancak bu da reddedildi.
‘Eksik soruşturma yürütüldü’
İç yargıdan sonuç alamayan Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Komisyonu üyesi kadın avukatlar, dosyayı AİHM’e taşıma kararı aldı. AİHM’e sunulan başvuru dilekçesinde, devletin bireylerin can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla uygun hukuki düzenlemeleri yapması ve gerekli teşkilatı kurması gerektiğine dikkat çekilerek, “Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu açık görevi karşısında, başvurucunun kız kardeşi ölmeden evvelki süreçte onu yeterince korumamıştır. Sözleşmeci devlet, ölüm olayı olduktan sonraki soruşturma sürecinde de, yeterli ve gerekli derinlikte soruşturma yürütmemiştir. Soruşturma esnasında bilgisi olabilecek olan komşular ve özellikle de başvurucunun savcılık beyanında belirttiği ve ölüm olayının gerçekleştiği gün, olayın meydana geldiği Nusaybin ilçesinden telefon açan bayanın kimliği tespit edilip, yeni delillere ulaşılabilecekken bu yapılmamıştır” diye kaydedildi.
Dilekçede maktulenin çocuklarının olayla ilgili bilgilerine başvurulmadığına dikkat çekilirken, Zarife Akpınar’ın, kocasının şiddetine maruz kaldığını resmi makamlara bildirmesine rağmen, Şemsettin Akpınar hakkında herhangi bir dava açılmadığı ve şiddetin engellenmesi yönünde girişimde de bulunulmadığının altı çizildi.
‘Kadınlar karakola ve adliyeye gitmeye korkuyor’
Dava dilekçesinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin kadının şiddete uğramasında yaşadığı eksiklikler şu cümleyle özetlendi: “Oysaki; aile içi şiddet olarak, psikolojik, cinsel veya ekonomik şiddet gibi başkaca şiddet biçimlerinin yaygınlığı herkesçe bilinmektedir. Kaldı ki fiziksel şiddetin raporlarla kanıtlanabilmesi için öncelikle şiddete uğrayanın başvurabileceği ve kolay ulaşılabilir mekanizmalar oluşturmak gerektiği ortadadır. Sözleşmeci devlette bu konudaki uygulamalar ise bunun tam tersidir. Sözleşmeci devlette, aile içi şiddetten en fazla mustarip kesim olan kadınlar, karakollara ya da adliyeye gitmeye çekinmekte, bazen de karakollara hatta adli tıp kurumlarında ‘aile birliğinin korunması’ adına şikayetlerinden caydırılmaya çalışılmakta, hatta uğradığı şiddetin hafife alınması sonucu rapor almaktan vazgeçmektedirler.”
‘Cezalar ağırlaştı namus cinayetleri ‘intihar’ oldu’
Başvuru dilekçesinde Türkiye’de yaşanan kadın katliamlarına ilişkin şu önemli tespitlere yer verildi: “Sözleşmeci devlette, 2004 yılında yürürlüğe giren Ceza Yasası’nda düzenlediği üzere, töre adına işlenen cinayeti işleyene de, azmettirene de artık daha ağır cezalar verilmektedir. ama son dönemde buna karşılık, kadın intiharları artış göstermiştir. İntiharlardaki artış, ‘cezalar ağırlaştırıldı ve namus cinayetlerinde yöntem mi değiştirildi’ şüphesini yaratmaktadır. Kadınlar öldürülmek yerine intihar etmeye mi zorlanıyor sorusu ciddi şekilde kafalarda yer etmektedir. Kadın intiharlarındaki soruşturmalarda, gerekli özen gösterilmemektedir. İntihar vakalarında mutlaka cinayet olmasa bile, “azmettirme var mıdır veya intihara sevk eden sebepler nelerdir; sosyal yaşamında, aile yaşamında neler olduğu” hususlarının araştırılması gerekiyor.”
Türkiye AİHS’yi ihlal etti
Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Komisyonu üyesi avukatlar Türkiye’nin taraf olduğu AİHS’nin yaşama hakkını düzenleyen 2. maddesini, adil yargılama hakkını düzenleyen 6. maddesi, etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesi, ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle Türkiye’yi AİHM’e şikayet etti.
Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Komisyonu üyesi Av. Fehmile Danış, taleplerinin karşılanmadığını ve dosyanın yeteri kadar soruşturulmadığını belirtti. İç hukuk yollarından sonuç alamadıklarını ifade eden Danış, bu nedenlerle dosyayı AİHM’e taşıma kararı aldıklarını ifade etti. (Diyarbakır/DİHA)
Veli Ay/Evrim Dengiz
www.evrensel.net