Başka bir 19 Mayıs istiyoruz!

Bu sene 19 Mayıs’ta her sene olandan farklı bir şeyler yapmak gerekiyor. Gençlik bayramında, gençlere her zamankine göre daha fazla ses vermek, seslerinin daha fazla çıkarmalarını sağlamak gerekiyor.


Bu sene 19 Mayıs’ta her sene olandan farklı bir şeyler yapmak gerekiyor. Gençlik bayramında, gençlere her zamankine göre daha fazla ses vermek, seslerinin daha fazla çıkarmalarını sağlamak gerekiyor. Gazete yazılarında, üniversitelerde yapılan araştırmalarda ya da büyük bir kalabalığı karşısına almış oy isteyen siyasetçilerin konuşmalarında sıklıkla şu gibi sözlere rastlayabiliyoruz; “Gençlik geleceğimizdir”, “Bu işi gençler halleder”, “Gençlere söz hakkı tanıyalım”. Oysa sadece, gençlerin en çok anıldığı 19 Mayıs’ta yaşananlara baktığımızda dahi, durumun hiç de bu beylik sözlerdeki gibi gençlerden yana olmadığını kolayca görebiliyoruz.
Televizyonlarda, kanal sahiplerine ya da programcılarına yakınlığından dolayı çıkartılmış veya ciddi ün salmış özel okullardaki gençlerden “üstün yeteneklere” sahip olanları yine piyano başında Latin dansları çalarken, arkadaşları tango yapacak ve hemen hiç kimse başkentin varoş mahallelerinde okuyan bir gencin problemleri ya da hayalleri ile ilgilenmeyecek. Gazeteler göstermelik gençlik sayfaları ya da ekleri hazırlayacak ve tüketim kültürü ile sarmalanmış olan gençler için özenle hazırlanmış “moda” sayfaları ve magazin dedikodularını gençliğin hizmetine sunacak.
Durum bunlarla da sınırlı kalmayacak ve maalesef başta başkent ve büyük şehirler olmak üzere tüm stadyumlarda aylardır gençlere çektirilen zulmün son “provası” yapılacak. Genellikle gençlerin katılmak isteyip istemedikleri sorulmadan okul idaresi ve öğretmenler tarafından seçilen gençler savaş ideolojisinin, zafer anlayışının yüceltildiği konuşmalarını “büyük bir heyecanla” yapacaklar. Gençleri sadece şekiller oluşturan bedenler olarak gören anlayış, aylarca sıcak altında yapılan provalardan sonra, onları nihai gösterisini sunmak üzere stadyumdaki yerlerine davet edecek. Kimlerin neden öyle hazırladığı belli olmayan çeşitli şekiller oluşturarak danslar edecekler ve bu mutlu gençlik günü, birbirlerinin omuzlarında başarıyla ayakta durarak açılan bayraklarla son bulacak. Tüm provaların ayrılmaz parçası olan ambulanslar, bayram törenleri boyunca da devletin gençlerin sağlığına verdiği önemi gösterircesine stadyumda hazır bulunacak ve ola ki gençler bu kutlu günde bayılırlarsa anında sağlık hizmeti kendilerine sunulacak.
Bütün provalar boyunca derslerinden alıkoyularak çalışmalar yaptırılan gençler, kendilerine çok önem verildiği ve geleceğimiz oldukları için olsa gerek tüm törenler boyunca ayakta bekletilerek, cumhuriyetin yenilmez bekçileri oldukları ispatlanacak.
Bütün bu örnekler sonucunda asıl sorunun stadyum törenleri olduğu sanılmasın. Üniversiteli gençler olarak bizim derdimiz, gençlerin bayramının bile gençlerin sahip olduğu enerji, onların yapmak istedikleri ve eylemlilik açısından bu denli boş geçmesi. Gençler toplumun en hareketli kesimi ve aslında bu hareketliliklerini eyleme dönüştürmek istiyorlar. Düşünüyorlar, bir araya geliyorlar, toplantılarda kendi sorunları, toplumun sorunları üzerine eylem kararları alıyorlar ve aslında onlara gerekli zemin sağlandığında, toplumu değiştirecek önemli çalışmalarda bulunuyorlar. Peki, hal böyleyken neden hâlâ diğer tüm günlerde olduğu gibi 19 Mayıs’larda da gençlerin sesi az çıkıyor ve bugünün içi hep boş kalıyor?
Bu sorunun cevabını bizim de bir parçasını oluşturduğumuz üniversite gençliğinin yaşadığı birkaç örnek çok güzel açıklıyor aslında. Katılım ve söz hakkıyla ilgili çok basit bir örnek; öğrencilere panellerde söz hakkı tanınmıyor, çeşitli kongre ve konferanslarda kendi hazırladıkları bildirilerini paylaşamıyor, sadece salonları doldurmak için kullanılıyorlar. Ayrıca üniversite öğrencileri yaşadıkları kampusleri ve konaklama için kullandıkları yurtlarını yani kısaca kendi yaşam alanlarının kurallarını kendileri belirleyemiyorlar, bu konuda da söz hakları yok, tıpkı yurt, kantin ya da fakülte yönetimlerinde de yer alamadıkları gibi.
Özetle gençlik bayramı ya da diğer günlerde, gençler kendi yaşamlarını belirleyebilecek ölçüde merkezde değiller. Gençler geleceğimizdir diyenler yine yetişkinler. Oysa bu bayram gerçekten gençlerin olmalı. Liselerde dayatma bir eğitime maruz bırakılan, geleceklerini kimsenin onların rızasını almadan hazırladığı 3 saatlik bir sınavla kurmak zorunda olmanın verdiği baskı altında yorulan gençler için bu bayram onlar nasıl istiyorsa öyle kutlanmalı. Üniversitelerde harç ödeme sıkıntısı, ücretsiz tek sağlık hakları olan medikolarının kapatılma tehlikesi altında öğrenim görmeye çalışan, memleketleri için yaptıkları toplantılar ve eylemler nedeniyle haklarında açılan soruşturmalar, verilen dehşet cezaların baskısı altında sesleri cılızlaştırılan öğrenciler için bu gençlik bayramında onlar ne istiyorlarsa gerçekleştirmeliyiz.
İllaki gençler için devlet törenleri yapılacaksa, gençlerin çözmek için onca emek verdikleri sorunlarını dinleyin stadyumlarda mikrofonlardan, bırakın aynı militarize şiirleri defalarca okutmayı, daha güzel bir ülke, başka bir dünya özlemleri için kurdukları hayalleri anlatsınlar sizlere. Sokaklarda, kampuslerinde eylem yapmalarına, slogan atmalarına izin vermediğimiz gençler, stadyum tribünlerinde rengarenk şapkalar ve kartonlarla sloganlarını yazsınlar tüm şehirlerdeki gençlik kutlamalarında. Pop şarkılar eşliğinde ne olduğu belli olmayan figürler ve danslar yerine, Anadolu halklarının türküleri eşliğinde hayallerinin resimlerini çizsinler.
Her şeyden önemlisi, gelin tüm toplum el ele verip 19 Mayıs’lar dahil her gün, gençlerin bir araya gelebileceği ufuk açıcı özgür alanlar yaratalım, gelin bu alanlarda yetişkinler gençleri dinlesin ve onlara isteklerinde, sorunlarında, hayallerinde destek olsunlar. Gelin gençlerle birlikte çalışalım, hepimiz için daha iyi bir dünya kurmak üzere. Çünkü biz gençler bunu istiyoruz.
Ekin Özaksoy Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisi
Sedat Yağcıoğlu ODTÜ Klinik Psikoloji yüksek lisans öğrencisi
www.evrensel.net