cızırtı

cızırtı

eskiden güldüğümüz adamlar



Cem Yılmaz yüzünden kaç kere karnıma ağrılar saplandığını bilirim. Karikatürü saymıyorum, tek kişilik gösterileriyle başladı macera, nam-ı diğer “stand up”. Çoğunlukla hepimizin karşılaştığı durumları bulup çıkarıyor, o heyecanlı anlatımıyla bir kaptırıyordu, daha adamın ses tonunu duyunca gülmeye başlıyorduk neredeyse. Reklamları da çok efsane oldu, bilenler bilir. Cep telefonu olsun, benzinci olsun, cips olsun... Bunların kamera arkaları bile elden ele nasıl dolaşmıştı... Hâlâ internette rastlamak mümkün, belki en çok izlenen videolar arasındadır. Ben “Cem Yılmaz reklamı var mı” diye elimde kumanda kanal kanal gezdiğimi biliyorum.
Şimdi? “Anam Cem Yılmaz çıktı” diye anında kaçıyorum. Espriler birbirinden kötü, sürekli tekrar edilince daha da çekilmez oluyor. Üzülmediğimi sanmayın, üzgünüm ama durum bu.
Yılmaz Erdoğan deseniz, Bir Demet Tiyatro’yla çok başarılı bir mahalle hikayesi yaratabilmişti ekranda. Efsane bir dizi olmuştu, neredeyse bir epik televizyon dizisi denemesiydi denebilir. Hikaye kadar, espri anlayışı da yeniydi, yapıldığı dönem. Ama o da dizisini bitirmek zorunda kaldı. Tutmadı. Halbuki kendine özgü bir seyirci tutturan Avrupa Yakası’nı saymazsak, doğru dürüst komedi dizimiz yok. Mizaha, komediye yabancı bir toplum olmadığımıza göre, orada doldurulmayı bekleyen bir boşluk var. Ama Bir Demet Tiyatro’nun yeni hali bunu başaramadı. Burda birkaç kez yazdık, özgün bir hikaye anlatamadılar, cepten yemeye kalktılar. Televizyon dizilerinin parodisini denediler, çok uzağa gitmedi tabii.
Şahan’ın geçen sezon yaptığı programın meraklı bir izleyicisiydim, sıkı takip ediyordum. Kendisinde gelecek olduğunu da düşünüyorum. Ama şimdi bir haber kanalında yaptığı programı, hakkında yorum yapacak kadar bile izleyemedim. Kendine göre bir seyirci tutturdu mu bilmiyorum, ama geçen yılki dinamizmden, yenilik arayışından eser olmadığı, daha klasik talk show dekorundan, Şahan’ın ceketli kravatlı duruşundan belli. Nerde o eski günler...
Levent Kırca’nın hiçbir zaman fanatiği olmadım. Ama toplumsal bir derdi olan, bir şeyler anlatmaya çalışan bir programı, neredeyse 20 yıl sürdürmesi, saygıya değer. Şimdi bir yarışmanın jürisinde, sürekli belden aşağı esprilere çalışıyor ve insanın sabrını zorluyor.
Kısacası, bunlar bir zamanlar belki hepimizi güldüren adamlardı, şimdi birkaç kişiyi gülümsetmeyi başarırlarsa iyi...
Nedeni konusunda bir tahminim var. Aslına bakarsanız, yaptıkları işler başarılı gözlemlere, bildiğimiz tanıdığımız tiplerin parodilerine dayanıyordu. Bunu yapabilmek için de hep halkın arasında olmaya ihtiyaçları var. Cem Yılmaz artık gösterilerinde anlattığı tiplere rastlıyor mu, ya da Yılmaz Erdoğan dizisindeki gibi bir emekçi mahallesine uğruyor mu? Pek öyle görünmüyor. Yaşlandıklarını, formdan düştüklerini söylemek hata olur. Ama belki yüksek paralar kazanmaları ve tabii öyle bir niyetleri olmaması onları vatandaşın arasında durmaktan alıkoyuyorsa, bu kötü. Çünkü ona başka çare bulunmaz.
KAMPANYA - patron aşığı emekçiye son!
Dizilerde öyle çalışan tipleri var ki, gerçekten izleyende sinir bırakmıyor. Patronlarına, ağalarına bu kadar düşkün insanlardan belki gerçek hayatta bir tane bile bulamazsınız. Televizyonda, her gün rastlıyorsunuz.
Beyaz Gelincik’te ağanın katil olduğu ortaya çıktı ya, tasası mutfak tayfasına düştü. “Acaba ağamız neden bu kadar mutsuz” diye düşünmekten, geceleri gözlerine uyku girmiyor emekçilerin. Katil ağa öldü, bu sefer yeni slogan: “Bize mutluluk haram”.
Binbir Gece’deki patron yalakalığı da beni verem edecek. “Babalarınız şöyle güzel patronlardı, siz de onları aratmadınız” cümlesi bölüm başına ortalama 70 kez söyleniyor. Patronuyla iyi geçinemeyenler de, yalnızca çirkef olan kadınlar. Yoksa kimsenin bir problemi olamaz. Çok iyiler çünkü.
Sıla’da ağaya bağlılık yemini eden fabrika çalışanlarını görünce “Beterin beteri varmış” dedim. Bu dizi, belki düne kadar nispeten düzgün giden, gerçekçi görünen dizilerden biriydi. Ama o sahneyi gördüyseniz ilkokul müsameresini aratan seviyesini de hemen fark etmişsinizdir. Ağa-patron takımı, fabrikayı kapatıyor. Tabii biz bütün o sürecin onlara ne kadar acı verdiğini, insanın malını kaybetmesinin ne büyük keder olduğunu ayrıntılarıyla izliyoruz. Neyse ki iyi şeyler de oluyor: Bunlar fabrikayı kapattıklarını çünkü döndürecek paraları olmadığını söyleyince, işçiler başlıyorlar fedakarlığa, hem de kendiliklerinden: “Sıla hanım siz bize ekmek verdiniz, biz de bu zor günde sizi yalnız bırakmayız.”
Yok devenin pabucu.
Tamam bizim halkımız halden anlar, insanı sever, hepsi kabul. Ama patron, ağa da sevilir mi, hem de bu kadar sevilir mi kardeşim? İnanmazsanız Kibar Feyzo’ya sorun.

Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net