bir ev verilmezse sokaktayım

İzmir’in hemen her bölgesinde olduğu gibi Agora’da da gecekondulaşma yaşanıyor. Hükümetlerin ve yerel yönetimlerin göç etmek zorunda kalanlara gerekli hizmeti vermemesi ve yardımda bulunmaması nedeniyle, milyonlarca kişi barınma sorununu kendisi halletmek ve bu yolla çözmek zorunda kalıyor.



Türkiye’de 1950’lerden itibaren sanayileşme için gereken işgücü ve halkın daha iyi bir yaşam istemi, iç göçü artıran sebepler oldu. Son yıllarda ise uygulanan tarım politikaları ve bölge illerinde yaşanan baskılar göçü devam ettirdi.
Köyden kente gelen yoksul halk kesimleri, oluşan konut ihtiyacını gidermeye yönelik politikaların bulunmaması nedeniyle kendi başlarının çaresine bakmaya itildi.
Genellikle kendilerinden daha önce kente gelmiş olan akrabalarının ya da hemşerilerinin yanına sığınan halk, aynı bölgede birkaç günde inşa ettikleri konutlarda yaşamlarını sürdürmeye başladı. Bu şekilde oluşan mahallerinin altyapı sorunları, genellikle mahalle halkının özellikle de kadınların toplanıp yaptıkları eylemlerle çözümlenirken, bazı bölgelerde ise, bu hizmetler seçim yatırımı olarak belediyeler tarafından getirildi.
Bazı bölgelerde ise, gecekondular birkaç kez yıkıldı ama her seferinde yeniden yapıldı. ‘Yıkım’ ve ‘gecekondu’ başlangıçtan bu yana birlikte yan yana kullanılan kavramlar oldu. Şimdi özellikle eski gecekondu bölgelerinde tek katlı evler, çocuk sayısına göre iki-üç hatta dört kata çıkarıldı. Böylece ikinci, hatta üçüncü neslin de konut ihtiyacı karşılandı.
Gecekondularda oturanlar sağlıklı, temiz, düzenli bir evde ve çevrede oturmak isteseler de işsizliğin her geçen gün arttığı, yaşam şartlarının giderek ağırlaştığı günümüz koşullarında bu mümkün görünmüyor.
Yıllarca işçi ve emekçilere ev sahipliği yapan bu alanlar, artık toplu konutlarla, sitelerle sürekli genişleyen şehirlerin merkezi yerleri konumuna geldi. Ortaya çıkan bu rant nedeniyle, merkezi ve yerel yönetimler ‘kentsel dönüşüm’ adı altında projeler üreterek bu alanları yeniden yapılandırıyor. Yıllarca buralarda oturan, çeşitli mücadelelerle altyapı hizmetlerini getirten, çocuklarını büyütüp evlendiren halk, şimdi işgalci olarak gösteriliyor.

Erzincan’dan Kuruçeşme’ye
Buca Kuruçeşme, İzmir’in belli başlı gecekondu bölgelerinden biri. 36 yaşındaki inşaat işçisi Yılmaz Göze, otobanın hemen altındaki gecekondusunda ailesiyle birlikte, oldukça sağlıksız koşullarda yaşamını sürdürmeye çalışıyor.
Göze’nin büyük şehire gelişi ekonomik sebeplerden. Erzincan’ın Tercan ilçesinde bulunan köylerindeki küçük ve çorak tarlanın, artan aile bireylerinin karnını doyurmaya yetmemesi nedeniyle önce Erzincan’a göç etmişler.
Burada bütün varlıklarını ortaya koyarak satın aldıkları ev, 1992 yılında meydana gelen Erzincan depreminde tamamen yıkılmış: “Erzincan’da fabrika yoktu, iş yoktu. Evimiz de yıkılınca yatacak yerimiz kalmadı aç kaldık, mağdur olduk” diye anlatıyor o günleri Yılmaz Göze. Bu koşullar altında Erzincan’da daha fazla kalamayan altı kardeşin her biri, başka bir şehre gitmiş.
İzmir’e gelen Yılmaz Göze, kendinden önce gelip bu bölgeye yerleşen Erzincanlılar vasıtasıyla, önce tek bir oda yapmış. Sonra ikinci bir oda ve mutfak ilave etmiş. İzmir’in diğer gecekondu bölgelerine göre nispeten yeni bir bölge olan Kuruçeşme, altyapı hizmetlerinden yoksun. Elektriği kayınpederinden alan Göze, su ihtiyaçlarını dağdan borularla gelen kaynak suyundan karşılıyor. Kanalizasyon için ise bahçeye çukur kazıyor.
Kuruçeşme, dönem dönem yıkımların yaşandığı bir bölge. Gözelerin evine de her altı ayda bir yıkım kağıdı geliyor. Yılmaz Göze’nin eşi ile tanışmasına da yıkımlar vesile olmuş. Zeynep’in ailesi daha önce gelmiş Tercan’dan. İlk geldiğinde 14-15 yaşlarında olan Zeynep hiç okula gitmemiş. Geçim sıkıntısı nedeniyle geldiklerini ifade eden Zeynep, kardeşlerinin hiçbirisinin tapulu bir evi olmadığını anlatıyor. “30 yaşın üzerindeki üç ağabeyim hâlâ bekar işsizlikten. Babam 60 yaşında ve kendi masraflarını çıkarmak için çalışıyor” diyor. Zeynep, kendisinin, eşinin ve kızının sağlıksız yaşam koşulları nedeniyle sık sık hasta olduklarını aktararak, üç aydır yeşil kart çıkarmak için uğraştığını ifade ediyor.

‘Gidecek bir yerim yok’
Sekiz ve on yaşlarında iki çocuk sahibi olan Yılmaz Göze, haftada iki-üç gün 30 milyon yevmiye ile çevrede bulduğu inşaat işlerinde çalışıyor. “Şartlar çok ağır. Bize çıkın diyorlar ama bir yer göstermiyorlar. Nereye giderseniz gidin diyorlar. Kira ödeyecek durumun var mı diye sormuyorlar” diyen Göze, 20 yıldır inşaatlarda işçilik yapmasına rağmen sigortasının bile bulunmadığını belirtiyor. Belediye araçlarının, “Yol yapıyoruz” diyerek su borularını kırdığını anlatan Göze, “Kendi aramızda para topladık, depo yaptık, boruları döşedik. Yılda iki üç kere kırıyorlar. Altyapı olmadığı için bir şey yapamıyoruz. Tuvalet için kazdığımız çukurdan yaz oldu mu koku geliyor ister istemez” diyor.

‘Bize ev versinler’
Oturdukları evin her an yıkılacağı endişesiyle yaşadıklarını ifade eden Göze şunları söylüyor; “Bu yer yıkılırsa bize konut verilmesini istiyoruz. Benim iki çocukla gidecek bir yerim yok. Ev alacak imkanım kesinlikle yok. İşsiziz çünkü. Bir işim olsa, düzenli gelirim olsa belki birikimim olur, bir şeyler yapabilirim. Ben kiraya gittikten sonra çocuklarımı bile okutamam. İmkanın yoksa 8 sene nasıl okutacaksın çocukları. Devlet bir yer göstermezse ben sokaktayım. Hırsızlık, kapkaç yapmayı iki çocuk babası birisi olarak gururuma yediremem.”

‘seçim zamanı yine gelecekler’
Yılmaz Göze, halkın konut sorununun seçimlerde nasıl istismar edildiğini şu cümlelerle anlatıyor: “Dönemin belediye meclis üyesi olan CHP’lilerden birileri tarif etti, ‘falanca yerde Hazine arazisi var. Bir yer çevirin, biz size yardım ederiz’ dediler. Vatandaş oraya ev yaptı, 5-6 ay sonra yıktılar. Daha sonra gittik CHP’ye, ‘Hani siz yer göstermiştiniz’ dedik. Bize bakan olmadı. Defalarca gittik toplantılarına katıldık. Sokakta selam vermediler, ilgilenmediler. ‘Biz yıllardan beri, dedelerimizden bu yana sizin peşinizden koşuyoruz, ne olacak bu sorunumuz?’ dedik. ‘Gelin, görün, bakın, insanın sorunu var ki isyan ediyor’ dedik. Kimse gelmedi, ilgilenmedi. Ondan sonra elimizi ayağımızı çektik. Seçim zamanı yine gelecekler yanımıza. Bunları onların yüzüne de söylüyoruz. ‘Ben 11 yıldır buradayım, çok sorunlar geçti başımdan. Suyum yok, elektriğim yok. Evime altı ayda bir yıkım kağıdı geliyor. Siz bunlarla ilgilenmiyorsunuz’ dedim.

Emine Uyar
www.evrensel.net