BAYKUŞ

  • Demokrasi çok esnek bir kavram olagelmiştir. İnsanlık tarihi, demokrasinin tüm yönetim biçimleriyle ilişkisini kuran söylemlerle doludur. Her düşünce akımı, kendi uygulamasının demokratik yapısı üzerine iddialarda bulunur


    Demokrasi çok esnek bir kavram olagelmiştir. İnsanlık tarihi, demokrasinin tüm yönetim biçimleriyle ilişkisini kuran söylemlerle doludur. Her düşünce akımı, kendi uygulamasının demokratik yapısı üzerine iddialarda bulunur. Değişen algıları bir yana bırakıp yalnız sözcük anlamına göz attığımızda, esnekliğin nedenleri kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Halk ve iktidar sözcüklerini istediğiniz yöne çekebilir, iktidar gibi içinde şiddeti barındırdığını düşündüğüm bir kavramın, halka ait kılındığında ehlileşebileceğini düşünebiliriz belki… Oysa halk sözcüğü de üzerine kümelenmiş onca yükün altında, her an yüklerden biri ya da diğeri ile öne çıkıp bambaşka kisvelere bürünebilir.
    Bu topraklarda halkın ne çok tanımı olduğunu, tekil ya da çoğul olmasına göre saflar alındığını biliriz. A’nın, üzerine inceltme işareti konarak telaffuz edildiğinde sınıfsal anlamlar yüklendiğini, yakın tarihimizden örneklerle hepimiz anımsamaktayız. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında; yanılmıyorsam ‘30’lu yılların başında, bir bakanın kullandığı ve Cumhuriyet gazetesinde yer verilen “Halk plaja hücum etti, vatandaş denize giremedi” haberi ile “sınıfsız imtiyazsız(!)” bir ülkenin halkı ve vatandaşının sınıfsal konumları ortaya serilmektedir. İnceltme işaretli halk sözcüğünü “demos”un yerine koyan görüş, kaçınılmaz olarak Aristo ve Platon’un “ayak takımının yönetimi” diyerek aşağıladığı demokrasiye benzer saiklerle yaklaşmaktadır. İnceltme işaretli halk, iradesini vatandaşın aksine kullandığı her durumda, bir haddini bildirme süreci devreye girmektedir. Bazen demokrasinin olumsuzluklarından dem vurularak, bazen demokrasiye henüz hazır olunmadığı vurgulanarak halkın sınıfsal tanımı su yüzüne çıkmaktadır.
    İktidar ya da yönetme gücünü elinde bulunduran kişi/kişilerin kimliğinden bağımsız olarak bir gücün elde bulundurulması durumu da ayrıca sıkıntılıdır. Gücü kullananların kullanım şekli, pekala demokrasi kavramını bambaşka yönlere çekebilmektedir. Faşizm de dahil birçok akım, demokrasiden söz edebilmektedir. Her birinin demokrasisi kendinedir. Halkın bir terim olarak kapsayıcılığı ölçüsünde yaygınlaşabilir ve çoğunluk demokrasisinden söz edilebilir. Ama… O durumda dahi çoğunluğun azınlık üzerinde güç kullanmasından söz etmek gerekecektir. Gücün kullanımı da işte şu iktidar dediğimiz kavramın, her zaman içinde barındırmak zorunda kaldığı şiddeti değişik biçimleri ile hayatımıza sokacaktır. Bu şiddet sopalarla, tanklarla, tüfeklerle olmayabilir. İnceltilmiş şiddet biçimlerine artık daha sık rastlar olduk.
    İnsanların bir arada yaşama becerisini geliştirmek için bu kavramları durmadan silkeleyip tozunu attırmak, sorgulamalardan geçirmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Kendi yaşama alanlarımızdaki uygulamalarımız da dahil, eleştirel süzgeçlerden geçmeye gereksinimimiz var.
    Bu topraklarda, düşündüklerimle, uyguladıklarımla ve inanmadıklarımla azınlık duygusu yaşıyorum. Seçimler için oy kullanma yaşına geldiğimden beri, azınlık kimliğimi görünür kılacak bir ortam gerçekleşmedi. Benim demokrasi tanımımda var olan, gücün kötüye kullanımını engelleyecek denetim ve geri çağırma mekanizmalarını işletme gerekliliğini savunacak insanlar, baraj göllerinde çamura saplanmaktadır.
    Ortak bağımsız adayların ortaya çıkmasını tam da bu nedenle önemsiyorum. Başka bir demokrasi, içinde gücü kötüye kullanma saikı taşımayan, taşıdıklarında da benim geri çağırma hakkımın olacağı insanların geliştireceği bir demokrasi anlayışı için bu seçim sürecinin, ileri doğru atılmış bir adıma dönüşmesi sağlanabilir. Demokrasi, birikmiş yüklerinden arındırılıp yeniden tanımlanabilir.
    Şebnem Korur Fincancı
    www.evrensel.net