YAŞADIKÇA

YAŞADIKÇA

  • Gaziantep’in Nizip ilçesinden 2 ay önce iş bulmak umuduyla Kayseri’ye gelmişlerdi. Onlarca milyon yoksullardandılar. İş aslanın ağzında, ekmek ise midesindeydi. Yokluk ve yoksulluk burada da bırakmamıştı yakalarını


    Gaziantep’in Nizip ilçesinden 2 ay önce iş bulmak umuduyla Kayseri’ye gelmişlerdi. Onlarca milyon yoksullardandılar. İş aslanın ağzında, ekmek ise midesindeydi. Yokluk ve yoksulluk burada da bırakmamıştı yakalarını. Çocuklar çöpe dökülen marulları orta kaldırımda yerken ehliyetsiz yoksul bir sürücü ve kırık dökük bir araba kılığında yakaladı ölüm onları.
    Ailenin bir işi olsaydı, bunlar gelmeyecekti başlarına. Çocuklar çöpten atılan marul yapraklarını toplamak zorunda kalmayacaklardı. Nizip’te barınabilselerdi Kayseri’ye gelmeyeceklerdi. Bir aileden beş canı toprağa vermeyeceklerdi. Üstelik ne cenazeleri taşıyacak paraları vardı, ne de tabut alabilecek durumdaydılar.
    Bir tarafta çöpten beslenenler...
    Diğer yanda sefa sürenler…
    Bu olaydan 3-4 gün önce Hürriyet gazetesinden Vahap Munyar, bir patronun oğlunun ayda 500 bin dolar harcamasını konu etmişti yazısına.
    Yanlış okumadınız. Beşyüz bin dolar harcıyormuş patronun oğullarından birisi. Diğerinin kişisel harcamaları ise ayda 10 bin dolarmış.
    Bir yılda iki kardeşin yaptığı kişisel harcamaların toplamı 6 milyon yüzyirmi bin dolar tutuyor.
    Aile şirketine kurumsallaşma yolunda danışmanlık yapan kişi bu durumu fark edince bir araştırma yapıyor ve dünyada böyle bir örneğe rastlayamıyor. Dünyanın en müsrif insanlarının yaşadığı ABD’de bile böyle bir örneğin olmadığını görüyor. Sonra durumu patrona açıyor ve: “Oğlunuz ayda 500 bin dolar harcıyor. Bir şirket için hiç sağlıklı değil” diyor.
    Patron baba ise: “Ben çok yoksulluk çektim. Çocuklarım istedikleri gibi rahat yaşasınlar diye düşündüm, harcama sınırı koymadım” diyor. En sonunda danışmanla aile, patron çocuğunun ayda 60 bin dolar harcamasında anlaşıyorlar.
    Bu olay bu ülkede geçiyor sevgili dostlar.
    Öbür olay da bu ülkede geçiyor.
    Bir tarafta ayda 500 bin dolar harcayan patron çocukları…
    Diğer tarafta çöpe dökülen marul yapraklarıyla karınlarını doyururken can veren yoksul çocukları…
    Çocuğu ayda 500 bin dolar harcayan kişi, daha önce çok yoksulluk çekmiş. Demek ki anadan atadan zengin değilmiş.
    Peki bunca paraya, mala-mülke nasıl kavuşmuş?
    Kimin sırtından edinmiş bu serveti?
    Çöple beslenen de bu ülkenin yurttaşı, ayda 500 bin dolar harcayan da bu ülkenin yurttaşı…
    Bu nasıl bir düzendir?
    Bu nasıl bir sistemdir?
    Cumartesi, ulusal kurtuluş mücadelesi için çok önemli bir günün yıldönümünü yaşadık.
    88 yıl önce 19 Mayıs’ta, Samsun’da başlayan bağımsızlık mücadelesi bugünler için mi verildi?
    Madem ki bu duruma gelecektik, neden kovalayıp denize döktük emperyalizmi?
    Madem ki denize döktük, şimdi neden emperyalizmin kölesi yapıldı ülkemiz?
    İşbirlikçi burjuvazinin çocukları ayda 500 bin dolar harcasın, yoksullarsa çöpten beslenirken ezilip ölsünler diye mi başlattı dedelerimiz Kurtuluş Savaşı’nı?
    Gençliğe Hitabe’nin ve Bursa Söylevi’nin bütün şartları oluşmuş durumda değil mi?
    Şimdi emperyalizme karşı bağımsızlığın, yoksulluğa ve sömürüye karşı toplumcu bir kurtuluşun mücadelesini yeniden başlatmanın zamanıdır.
    Enver Şat
    www.evrensel.net