‘Öyle duruyoruz hâlâ’

18’inci Ankara Film Festivali Belgesel Film Yarışması’nda, amatör dalda birincilik ödülü alan “Öyle Duruyorum” filmi; bireysel silahlanmayı, nedenlerini ve sonuçlarını irdeliyor


18’inci Ankara Film Festivali Belgesel Film Yarışması’nda, amatör dalda birincilik ödülü alan “Öyle Duruyorum” filmi; bireysel silahlanmayı, nedenlerini ve sonuçlarını irdeliyor. Trabzon’da çekilen belgeselin genç yönetmenlerinden Ateş Savaşeri ve Onur Etiz’le “Öyle Duruyorum”u, belgeselciliği ve festivalleri konuştuk.
“Öyle duruyorum” projesi nasıl doğdu?


Ateş Savaşeri: Zor, bazı hassas konuların üzerine gidebilecek bir film yapmak istiyorduk. Bireysel silahlanmanın sonucunda yaşanan facialar, filmi çekmeye karar verdiğimiz dönemde ülke gündemindeydi; hâlâ da gündemde. Bireysel silahlanma ve adam öldürme, maalesef ülkenin gündeminden hiç düşmeyen konular. O yüzden biz de silahlanmayı seçtik.
Onur Etiz: İlk başta filmi Trabzon’da çekmek gibi bir düşüncemiz yoktu. İstanbul ve Kırıkkale’de çekecektik ve başladık çekimlere. Kırıkkale’de MKE Silah Fabrikası’nda yaz boyunca çekim yaptık, silahın bütün yapım aşamalarını çektik. Sonra İstanbul’a gittik, Umut Vakfı’yla görüştük. Onların eylemlerine katıldık, bir sürü insanla röportaj yaptık; psikologlarla, avukatlarla... Danışman hocamız Bülent Özkam, bir filmin kötü olacağını hissederse o filmi yaptırmıyor. Biz de filmi çekip bitirdiğimizi düşünürken Bülent Hoca, filmin bitmediğini söyleyerek çekimlere devam etmemizi istedi. Bir belgesel çıkardığımızı düşünürken çektiklerimizi çöpe atıp yeniden çalışmaya başladık ve bu filmi ortaya çıkardık.

Filmi çekmek için neden Trabzon’u seçtiniz?

O.E.: Konuyu araştırdığımız dönem Trabzon’da, Rahip Santoro ve peşinden Profesör Saadettin Güner ve çocuğunun öldürüldüğünü duyduktan sonra, mağdur ailelerle bağlantı kurmaya çalıştık. Ailesi yedi kuşak Trabzonlu olan bir arkadaşım var, hemen onu aradım, konuyu anlattım; o da bize, Trabzon’da görüşebileceğimiz isimleri verdi.
A.S. : Bireysel silahlanmayla ilgili bir film yapacağınızı söylediğiniz zaman arkadaşlarınıza hemen espri konusu oluyorsunuz. “Tamam abi beni çek” diyenler oluyor. Karadeniz’de bu espri ne yazık ki daha çok yapılıyor! “Bizim oralarda silah kullanan da silah mağduru da çoktur” diyorlar. Ancak filmi sadece Karadeniz’e mal etmek istemedik. Karadeniz Bölgesi üzerinden bir genelleme yapmaya çalıştık. Filmde bireysel silahlanma üzerine istatistik bilgi sunmadık ama eldeki veriler, silahla öldürme olayının en çok Karadeniz’de yaşandığı söylüyor. Trabzon’da yaptığımız röportajlarda, insanların bireysel silahlanmanın artıp artmadığı üzerine sürekli yorum yaptığını fark ettik. Oysa bizi, öncelikle bu sorun ilgilendirmedi. Bireysel silahlanmanın artmasının çok önemli olduğunu ve bu oranlarda artış olduğunu da biliyoruz.
Üzerine ısrarla gittiğimiz konu, ülkemizde ve dünyamızda silahlanma diye bir gerçeğin olması ve sonucunda masum insanların hayatlarını kaybetmeleriydi. Kesinlikle insanları, silah kullandıkları için suçlamaya niyetimiz yok. Onların bu ‘özgürlük’ alanlarına girerek haddimizi de aşamayız. Ancak bir film yapabiliriz ve insanlara “Allah kahretsin, evdeki silahı götürüp iade edelim” dedirtebiliriz belki. Çünkü insanlar, olayın insani sonuçlarını başlarına gelmeden idrak edemiyorlar.

Silah dükkanında satıcının söyledikleri de çok çarpıcı...

A.S.: Anlatmak istediğimizi, silah satıcısı filmde söylüyor. Kocası ve çocuğu öldürülen Melek Hanım acısını anlatıyor, ardından satıcı konuşuyor; “Silah kullanmak bir zevktir” diyor. İstediğimiz de buydu, filmde bunu vermeye çalıştık. Babalar çocuklarına silah kullanmayı öğretirler mi diye soruyoruz, cevap olarak görüntüde horon tepen bir çocuk var ve onun arkasında silah sıkılıyor. Çocuk, horon tepmeyi nasıl öğreniyorsa silah kullanmayı da öyle, normal bir şeymiş gibi öğreniyor. Derdimiz, insanları uykularından uyandırmak, rahatsız etmek. Ajitasyona da kaçmadan bunu yapmaya çalıştık. İnsanları ağlatmaktan çok olayın farkına vardırmaya çalıştık. Toplumun da yerli yersiz, silah kullanmanın sonuçlarının farkına varması gerekiyor.
Filmimiz başka festivale gitmeyecek, keşke özel gösterimler yapabilsek ve filmimizi daha fazla insana izletebilsek. Eğer durumun farkına birilerini vardırabilirsek, bu da çok önemlidir. Festivallerde film gösteriminden sonra birçok insan bizi tebrik etti ve uyandıklarını söylediler. İzleyenlerde acımadan çok utanma hali vardı. Zaten belgesele başlarken derdimiz, insanların acılarını anlatarak acındırma duygusu yaratmak değildi. Kendilerinden utanmalarını, onların yerine koymalarını sağlamaya çalıştık. Çünkü “Öyle duruyoruz” hâlâ!

Sinema ve belgeselciliğe bakışınız nedir?

O. E.: Okulumuzda ağırlıklı olarak belgesel, kısa film çalışmalarına destek veriliyor. Önce belgeselcilik dersi aldık ve ardından, ilgimiz belgeselciliğe doğru kaydı ve belgesel yapmaya başladık. Sonuçta gerçek bir şeyi anlatıyorsunuz ve daha kalıcı bir şey çıkıyor ortaya. Bu yüzden belgeseli tercih ediyoruz. Tekrarlamak pahasına bile olsa, yine bu konuyu işlemek istiyoruz.
A.S.: Biz anarşistiz, insanların bir şeylerin farkına varmasını istiyoruz. Bu yüzden insanlar gerçekleri görsün diye belgesel çekmek gerektiğini düşünüyoruz. Bu film ve festivaller bitti diye sinemayı bırakmıyoruz, bu işin peşindeyiz. Toplumsal olanın peşindeyiz. Bir gün benim, annemin, babamın, kardeşimin, sevdiğim insanın başına böyle bir olayın gelmesini istemiyorum. İnsanların da böyle düşünmesi gerekiyor ki bu olayları yaşamayalım.

Ankara Film Festivali’ni nasıl değerlendiriyorsunuz?

O.E.: Festival genel anlamda başarılı sayılabilir. Filmimizle birlikte birçok festivale gittik; Altın Koza Film Festivali hariç, Türkiye’deki bütün festivallerde yarıştı filmimiz. Diğer festivalleri de takip etmiş belgeselciler olarak, Ankara Film Festivali’nin çok eksiği olduğunu düşünmüyoruz. Festivalleri kendi çaplarında değerlendirmek lazım. Ankara’da film festivali yapmakla, Antalya’da Altın Portakal’ı yapmak bir değil. Ankara turistik bir yer olmadığı için biraz geri planda kalıyor. Festival komitesi çok fazla sponsor bulamıyor. Gerçeği söylemek gerekirse, festivaller olmasa genç insanlar film çekmezler. Bir film yapıp kimseye ulaştıramayacaksanız, o film ne işe yarar? Uzun metraj gibi ticari kaygılarla yapılmış filmler değil bizim çektiklerimiz. Festivaller, filmlerin topluma ulaşmasına aracılık ediyor. Filmimizi 50 veya 100 kişinin izlemesi de hiç kimsenin izlememesinden daha iyidir.
A.S.: Filmimizi izleyiciyle buluşturdukları için minnettarım onlara. Çok küçük bir festivalin bile bizim gibi genç sinemacılara ödül vermesi, bizi onurlandırması ve film yapmaya teşvik etmesi açısından festivaller çok önemli ve bu anlamda başarılı. Selçuk Üniversitesi Kısa Film Festivali de bu yüzden başarılıdır. (Ankara/EVRENSEL)
Film atölyesi nasıl işliyor?
Filmi çekmenizde katkıları olan Belgesel Film Atölyesi’ni biraz anlatır mısınız?
A. S.: Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne bağlı Belgesel Film Atölyesi’nde film çekmek isteyen öğrenciler, projelerini -atölyenin de başında olan- öğretim görevlisi Bülent Özkam’a sunarlar. O da projeyi inceler ve fikirlerini paylaşır proje sahibiyle. Öğrenciler; yani bizler, hocamızın fikirlerini önemsiyoruz. Çünkü o, projenin eksiklerini, olmazlarını görüyor ve öğrenciyi doğru yola yönlendiriyor. Bunu da ipuçları vererek yapıyor; biraz üstü kapalı söylüyor, senin araştırarak bulmanı istiyor. Film atölyesinde ise her sınıftan öğrenci olur ve öğrenciler çalışırlar. Atölyede düzenli bir çalışma sistemi var. Bu tür bir sistem de hiyerarşik bir yapıyla yönetilebilir. Ben buna karşıyım fakat orada işler çok güzel yürüyor. Atölyede teknik, festival, kurgu ile ilgilenen ekipler var. Örneğin festival ekibi, okulda çekilen filmleri festivallere yollamakla sorumludur. Kamera ekibi, okula yeni gelen öğrencilere kamera öğretir. Öğrenciler atölyede film kurgulamayı, teknik malzemeyi nasıl kullanmak gerektiğini Bülent Özkam’dan öğreniyorlar ve öğrendiklerini de birbirlerine öğretiyorlar. Bu süreç, mezun olana kadar sürüyor. Mezun olanın yerine devam edebilecek birisi her zaman oluyor. Atölyemiz, herhangi bir kulüp veya topluluktan daha oturmuş bir niteliğe sahip. Örneğin biz filmi yapıyoruz, atölyedeki arkadaşlarımız filmimizi festivallere gönderiyor ve takibini yapıyorlar. Çektiğiniz film de böylece ortak bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıkıyor.
Şiar Can Şener
www.evrensel.net