Böyle kültüre böyle spor

Böyle kültüre böyle spor

Bu yöneticilerle, bu medyayla, bu sporcularla, bu taraftarlarla onurlu, erdemli mücadele temeline dayalı, etik kaygıyı ve rakibe saygıyı ön planda tutan bir spor kültürü oluşturma olanağı var mı? Bu soruya, daha uzun yıllar olumlu yanıt veremeyeceğimiz o kadar açık ki...


Bu yöneticilerle, bu medyayla, bu sporcularla, bu taraftarlarla onurlu, erdemli mücadele temeline dayalı, etik kaygıyı ve rakibe saygıyı ön planda tutan bir spor kültürü oluşturma olanağı var mı? Bu soruya, daha uzun yıllar olumlu yanıt veremeyeceğimiz o kadar açık ki...
Çünkü ne pahasına olursa olsun kazanmayı dayatan bize özgü spor kültüründe kışkırtma, tehdit ve taciz, en geçerli kavramlar... İşlerin bunlarla yürüyeceğine, sahada kazanmanın bunlarla kolaylaşacağına inanıyor herkes. Şu kesin olarak bilinmeli ki sportmenlik anlamındaki başarı, sportif başarının önüne konulamadığı sürece anlamsız öfkelerin, anlamsız taşkınlıkların önünü almak mümkün olmayacaktır...
Adnan Polat, derbideki olaylar için “Tarihimizin kara lekesi” diyor. Doğru söylüyor ama diğer yandan o lekede sanki kendi payı hiç yokmuş gibi davranmayı da sürdürüyor. Zaten gözünün önünde olup bitenlerin farkında olmayan, olabilecekleri de tahmin edemeyen birinden sağlıklı bir değerlendirme beklemek boşuna. Maçtan önce, “Fenerbahçe’yi en iyi şekilde ağırlayacağız” deyip durdu. Ona göre Ali Sami Yen’e gelen hiçbir takım sıkıntı yaşamamıştı, dolayısıyla Fenerbahçe de yaşamayacaktı. Gördük... Gerçekten de rakip bir takım bundan daha “ateşli” bir şekilde ağırlanamazdı. Ağırlamak derken, Fenerbahçeli yöneticilerle şeref tribününde karşılıklı viski içip puro tüttürmeyi kast ediyorsa, o başka tabii. Gerçi bu maçta öyle bir keyif yaşama imkanı da bulamadılar.
Sorumluluk ve acizlik
Adnan Polat’ın stada sokulan binlerce pet şişeden, meşalelerden, maytaplardan, taşlardan haberi yok muydu acaba? Kulübün futbol sorumlusu olarak, kendi statlarında organize edilen böylesi çirkin bir tezgahtan haberdar olmaması, Polat’ın bütün bu olup bitenlerdeki sorumluluğunu zerrece azaltmaz. Haberi varsa da zaten o zaman söyleyecek söz kalmaz...
Polat, olaylara medyanın da çanak tuttuğunu söylemeyi ihmal etmedi. Ona göre şampiyon takımı alkışlayıp alkışlamama konusu, taraftarı çok fena tahrik etmişti... Bu konu taraftarı bu kadar çok tahrik ettiyse, kendisinin derbi öncesindeki açıklamaları için ne demeli peki? Hasan Şaş’ın, ilk maçta yapılanların intikamını alma hesabıyla ve de kenar mahalle kabadayısı pozlarıyla maçtan önce saha içinde tehditkâr hareketler sergileyip ortamı kızıştırması ya da maç sırasında, başta Ümit Karan ve Sabri olmak üzere Ayhan, Necati, Cihan, Orhan, Thomas gibi oyuncuların, hakemleri sürekli taciz ederek yaptıkları provokatörlük hakkında ne düşünüyor acaba Polat? Futbolcuların kontrolden çıkmış bu acınacak halleri aynı zamanda, Galatasaray yönetiminin ve teknik kadrosunun acizliğini göstermiyor mu?
‘Size yakışmadı’ mı?
Adnan Polat’ın, bütün bu tribün barbarlığını, “Bize yakışmadı” gibi son derece hafife alıcı bir şekilde değerlendirmesi, hâlâ gereken dersin alınmadığını gösteriyor. Vahşetin yorumu sadece o kadar yani... “Bize yakışmadı”... Demek başkasına olsa yakışabilirdi... Hem size niye yakışmasın ki, pekala yakıştı işte. Yöneticisiyle, taraftarıyla, futbolcusuyla sanki bugüne kadar çok nitelikli, çok düzeyli tavırlar sergiliyordunuz da bu yakışmadı... Trajikomikliğin zirvesi bu olsa gerek...
Bunun yanı sıra Adnan Polat, olayları küçümseyici tavrını, olası ceza hakkında tahminde bulunurken de ortaya koydu. Ona göre olayların karşılığı, birkaç maçlık cezaydı; daha fazla değil. “Birkaç maç cezaya razıyız, onun ötesinde bir ceza gelirse itiraz ederiz” demeye getirdi işi yani. Galatasaray, sonuçta 18 takımlı bir ligi 3. sırada tamamladı ki bu da önümüzdeki sezon UEFA Kupası’nda mücadele edecek olması anlamına geliyor. Peki Galatasaray’ın tarihindeki en büyük başarısı, 2000 yılındaki UEFA şampiyonluğu değil mi? Galatasaray’ın ligi 3. sırada bitirmesi, ona bu büyük başarıyı tekrarlayabilmesi için gereken fırsatı vermiyor mu? Yani aslında Galatasaray’ın çok da başarısız bir sezon geçirdiği söylenemez. O zaman bu öfke neden? Ama yöneticiler çıkıp “Bu ligi 3. sırada bitirmek, bizim için sonuncu sırada bitirmek anlamına gelir” derse, sağlıklı düşünebilme yetisinden yoksun fanatik taraftarlar da bunu büyük bir hayal kırıklığı olarak algılayıp azgınlaşırlar.
Fanatizm bir sonuç ama...
Ve fanatik taraftarlar... Toplumsal yaşamdaki var oluşlarını salt taraftarlık kimliği üzerinden duyumsatmaya çalışan ve fanatizmin pençesinde her türlü barbarlığı gözlerini kırpmadan yapabilecek embesillik kıvamına gelmiş çapulcu sürüleri... Stadın koltukları da dahil olmak üzere ellerine geçen her şeyi, meşaleleri, maytapları sahaya fırlatıp akıllarınca rakibi korkutarak galibiyete ulaşmak gibi zekice(!) planlarını maç boyunca aksatmadan uygulayan, gözü dönmüş zavallılar. Aşkıyla(!) yanıp tutuştukları kulüplerine sevgilerini ancak böyle gösterebiliyorlar işte. Ateşe ve yakmaya yönelik eğilimleri, mağara devrinde en büyük mutluluğu ateşle yaşayan atalarından çok da uzak noktada bulunmadıklarını gösteriyor. Bu taraftarlardan spor adına ne beklenebilir ki?.. Bu arada tüm dikkatlerin Galatasaraylı fanatiklerin taşkınlığına odaklanmasını fırsat bilerek, kendi bulundukları tribündeki koltukları ateşe vermeye çalışan Fenerbahçeli fanatik çapulcuları da gözden kaçırmamak lazım. Bunu; takımların rolleri değişse bile daha farklı şeyler yaşamayacağımızın ve sorunun kaynağının, fanatik taraftarlıktan çok daha derinde, futbolun algılanış biçiminde olduğunun kanıtı saymak mümkün.
Fanatizm, her ne kadar kulüplerin, federasyonun, medyanın futbola arızalı bakışının bir sonucu olarak ortaya çıksa da bu durum, onunla mücadelenin hafife alınması ya da daha geriye atılması anlamına gelmemeli... Bazen sorunun nedeninden daha acil olarak sonuçlarla ilgilenmek gerekebilir ki şu anda futbolda yaşanan durum, tam da budur...
Mehmet Özyazanlar
www.evrensel.net