Bush’la yine  başı dertte!

Bush’la yine başı dertte!

Amerikalı muhalif belgeselci Michael Moore’un yeni filmi “Hasta” (Sicko) nihayet görücüye çıktı. Fransa’daki Cannes Film Festivali’nde gösterilene kadar filmini sır gibi saklayan Moore, sonunda filmi hakkında konuştu.


Amerikalı muhalif belgeselci Michael Moore’un yeni filmi “Hasta” (Sicko) nihayet görücüye çıktı. Fransa’daki Cannes Film Festivali’nde gösterilene kadar filmini sır gibi saklayan Moore, sonunda filmi hakkında konuştu.
Cannes’dan gelen ilk haberlere göre, bu yeni filmiyle usta yönetmenin artık “olgunluk” dönemini yaşadığı konuşuluyor. Amerika’daki silahlanma çılgınlığını ele aldığı “Benim Cici Silahım” ve Bush hükümetinin politikalarını eleştirdiği “Fahrenheit 9/11” kadar sert bir filme imza atan Moore, “Hasta”da ülkenin sağlık sistemini hedef alıyor. Cannes’da gösterildiği günlerde film daha çok ABD hükümetinin yasadışı bir şekilde Küba’da çekim yapıldığı soruşturmasıyla gündeme geldi. Moore ise bu haberlere yalnızca “güldüğünü” söylüyor. Ancak yine de filmin bir kopyasını alıp her ihtimale karşı ülke dışına çıkarmış.
Filmin gösterilmesiyle birlikte Michael Moore da suskunluğunu bozdu. Daha filmi gösterilmeden Amerikan hükümetiyle mahkemelik olan Moore’un ilk röportajı, Daniel Fierman tarafından “Entertainment Weekly” dergisi için yapıldı.
Neden sağlık sistemimizde bir sorun olduğunu düşündünüz?Çekime başladığımız ilk gün ekibe demiştim; “Sağlık sistemimizin bozuk olduğunu anlatmaya çalışarak seyirciye hakaret etmeyelim. İnsanların bunu bildiğini kabul ederek işe başlayalım. O zaman nasıl bir film yaparız?”

Sağlık sistemi deyince, taraf tutması zor bir konu gibi görünüyor. Doğru. Biliyorsunuz, bu film hakkında hiç röportaj vermedim. Ama kimsenin izlemediği filme dair bir şeyler okuyunca komiğime gidiyor.

Bu konudaki en büyük yanılgı nedir?
Küba yollarına düştüğüm. (Haberlere göre Moore, ABD Hazine Bakanlığı’ndan bir mektup almıştı. Mektupta, Dünya Ticaret Merkezi enkazında çalışanların tedavisini filme çekerken, ABD’nin Küba’ya uyguladığı seyahat ambargosunu delip delmediğine dair bir araştırma yapıldığı belirtiliyordu.)

Bunu düzeltmeye niyetiniz yok mu?
Hayır. Yalnızca, nasıl Küba’ya gidip de onların sağlık sistemini çekip gösterdiğim haberlerini izleyip eğlenmek istiyorum. Filmin gösteriminden sonra insanların yazdıklarını gözden geçirmesi gerekecek.

Ancak Hazine Bakanlığı’nın size bir mektup gönderdiği doğru.
Bu gayet doğru ve gayet ciddi. Bize Küba ile ilgili çekimlerde yardımcı olan ve her şeyin yasaya uygun şekilde yapılmasını sağlayan avukatın hiçbir müvekkili böyle bir mektup almamış. Aynı avukat, Audioslave grubunu da oraya götürdü, ilk rock konserini düzenledi, başka bazı grupları, gazetecileri, başka birilerini daha götürdü. Bu mektup onun için çok ciddi, biz de ciddiye alıyoruz.

Yine de biraz halkla ilişkiler yapmanın zararı olmaz.
Bush hükümetinin yapacağı en zekice iş, hiçbir şey dememek, filmi görmezden gelmek ve geçip gitmesini beklemek olurdu, diyorlar. Ama galiba dayanamıyorlar. Herhalde geçen hafta biri çıktı; “Hey, Cannes’da filmi gösterecekler. Kesin bir şey yapmamız lazım. Adama karşı çıkalım, kimse filme gitmesin” dedi.

Yok canım, bu reklamın size faydası olduğunu biliyorlardır.
Onlar popüler kültürden boşanmışlar. Beni, filmlerin etkisini, ya da yaptıkları şeyin yalnızca daha çok insanın filme gitmesini sağlayacağını anlamıyorlar. Cannes’a gidene ve filmi orada gösterene kadar konuşmamaya niyetliydim, sonra bu mektup olayı oldu. Çok ciddi bir mesele. Avukatlar filmi korumak için kesin birtakım önlemler almamız gerektiğini söylüyorlar. Bu yüzden filmin dijital bir master kopyasını yaptık, gemiye koyup ülkeden çıkardık. Yani bir gasp olayı filan yaşanırsa, bu kopyadan filmin negatifini elde edebileceğiz. “Özgür” bir ülkede bunları düşünmek çılgınlık tabii.

Küba olayı gibi şeyler yaşandığında, “İşler yolunda“ diye düşünüyor musunuz?
Yok. Hayır. Yok ilk aklıma gelen bu olmuyor. Başta, böyle bir mücadele vermeye gerek yoktu, diye düşünüyorum.

Hiç arada bir aklınıza “Neden Kanada Salamı gibi eğlenceli bir film yapmadım” diye sormak geliyor mu?
Biliyorsunuz, benim ve çalışmalarım hakkında çıkan tantananın hepsinden hoşlandığımı söyleyemem. “Reklamı da pek seviyor” falan gibi yorumları okuduğumda hâlâ şaşkına dönüyorum. Son televizyona çıktığımda, 2005’in Ocak ayıydı, Today (Bugün) programında sunucu Katie Couric bana şöyle demişti: “Seninle konuşacağıma, çorap çekmecemi düzeltseydim.” Ama kamera kapalıyken, gayet dostça davranıyordu. Bana içeriden olaylar anlattı, yaptığı bir röportaj hakkında Beyaz Saray’dakilerin NBC kanalının büyükbaşlarını çağırıp şikayet ettiklerini... Savaşın ilk günlerinde, ağırdan almasını söyleyen bir uyarı aldığını söyledi! Reklamlar sırasında “Bunu neden yayında anlatmıyorsun” diye sordum, “Uuu, olur mu işten atarlar” dedi. Dalga mı geçiyorsun? Seni işten atamazlar. Çünkü senin kendi işin var. Adı da “Katie Couric’lik yapma işi”! Gazetenin yorum sayfasına bir yazı yazarsın, böyle manipülasyonların nasıl yapıldığını millete anlatırsın. Bana “Filmi kesin izlemem lazım” diyor. Yayın başlayınca da hemen saldırıya geçiyor. O zaman dedim, buna ihtiyacım yok benim.
(Entertainment Weekly’den çeviren Çağdaş Günerbüyük)
www.evrensel.net