UZUN MESAFE

UZUN MESAFE

  • Evleri yan yanaydı, unutkanlık anlarında kapıları karıştırıp adeta yer değiştirebiliyordu iki yaşlı adam. Kendilerini sağlıklı hissettikleri yıllarda hilafetin kaldırılışında takındıkları farklı duruşu hatırlar, yeniden tartışmaya koyulurlardı


    Evleri yan yanaydı, unutkanlık anlarında kapıları karıştırıp adeta yer değiştirebiliyordu iki yaşlı adam. Kendilerini sağlıklı hissettikleri yıllarda hilafetin kaldırılışında takındıkları farklı duruşu hatırlar, yeniden tartışmaya koyulurlardı. Oysa şimdi demans ikisini birbirine ne kadar da yakınlaştırmıştı! Cumhuriyet’in ilk yıllarında henüz çocuk olan unutkan yaşlılarımız, şimdi aralarından kimin laik kimin şeriatın devamından yana olduğunu karıştırıyorlardı. İkisi arasındaki bu aynılaşma, sosyal hukuk devletinin yeterince hissedilmediği anlarda iyice pekişiyordu.
    65 yaşından sonra maaş cüzdanı yanında bankamatik verilmediğini birlikte yaşadılar. Ev alım satımında karşılaştıkları doktor raporu zorunluluğu, bankamatik alımı dahil birçok uygulamada karşılarına çıktı. Kendi birikimleri, kendilerini koruma adına denetim ve sıkı takibe alınmıştı. İlk anda kötü niyetli kişilere karşı korumaya alındığı duygusu uyandırsa da hekim, “Parayı kullanımı için sağlığı yerinde değil” dediğinde, devletin polisi ve mahkemelerinin hemen devreye girdiğine ve işlemi durdurarak adeta parayı korumaya aldığına tanıklık etmişlerdi. Ne yazık ki aynı hekim raporu, “Tek başına yaşamını sürdürmesi olanaksız” dediğinde, yaşam aynı hızda korumaya alınamıyordu. Hasta yaşlıların huzurevlerine kolay kolay alınmadığı bilinmez bir sır değil oysa.
    Şimdi onlar, durgun ve yalnız bakışlarıyla otomatik kapanan mutfak ocaklarının reklamlarını evde hiç kapanmayan televizyondan kayıtsız izlerken hedef kitlenin, yalnız yaşayan ve unutkanlığı had safhada yaşlılar değil tasarım meraklısı tüketiciler olduğunun ayırtında değillerdi.
    ‘Şimdi bu ocaklar çok pahalı’ diyeceksiniz. Peki yaşam neden bu kadar ucuz? Hekim damarım, koruyucu hekimlik adına sembolik de olsa günün birinde hastane sağlık kurulu raporuna, “Unutkanlığı ve yalnız yaşaması nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu’nca otomatik kapanan ocak temini uygundur” ibaresinin düşüleceği günü bekliyor. ‘O kadarı da olmaz’ diyorsanız, size yanıtım; yararsız olduğu yıllar sonra kanıtlanan, aralarında unutkanlık vb. durumlarda da kullanılan onca ilaç ve ayrılan kaynak olacaktır. Sanırım sizler de etrafınızda aylık tutarı yüz YTL üzeri ilaç kullanan hastalara tanıklık etmişsinizdir. Yeni tanıklıkları birlikte inşa etmek, kaynakların ilaç şirketlerinin iştahına göre değil de hastaların yaşama uyumları dahil, geniş bir çerçevede kullanılmasının önünü açmak adına şimdi hepimizi bir öncelik bekliyor: Hasta hakları derneklerine perspektif ve emek vermek!
    ...
    Yaşlılığın ev hali
    Çocukluğumda “Artık yaşlanıyoruz; şöyle düzayak, merdivensiz, ulaşımı kolay, hastaneye yakın bir eve taşınmanın zamanı geldi” cümlesi beni çok etkiler, sevdiğim komşu teyzelerden ayrı kalmanın huzursuzluğuna kapılırdım. Yıllar sonrasında gecekonduların bazen daha kullanışlı yaşam alanları olabildiğini okuduğumda önce şaşırmış, sonra örneğin mutfak tezgahlarının kendi boylarına göre belirlenebildiğini duyunca ikna olmuştum. Geçen yıl severek oturduğum Buca’da, karşı komşum sokağa güzellik katan ağacın tüm dallarını kestirdiğinde, önce kendisine sitem etmiştim. Verdiği yanıt beni bahsettiğim anlara geri götürmüştü. “Eve ışık gelmiyor, göremiyorum” diyordu. Emekli öğretmendi, hiç evlenmemişti ve yalnız yaşıyordu doksanlı yaşlarını Remziye Teyzemiz. Yaşam tarzı ve yakın çevresini yaşının gereksinimlerine uyumlu hale getirmeyi iyi biliyordu. Ya diğer yaşıtları?
    Yaşlılıkta yeni hayata uyumlu ev hayalimizi düzayak ve merkezi olmanın ötesinde pek geliştiremediğimizi düşünüyorum. Yeni bir evde eski mobilyalardan kopamayış, onlara uyumlu bir mimariyi gerekli kılıyor; yoksa daha yaşanılır olanı değil. Diktiğimiz ağaçlarda dahi yer seçimindeki özensizlik, yaşlılıkta ışığa olan ihtiyacın iki kat artacağını umursamadığımızı gösteriyor.
    Halimiz buyken kendimizi yakın zamanda tüketim toplumu cümlelerinin izini sürer halde bulabiliriz. Sigara paketlerinden aşina olduğumuz ‘ölümcüldür, kanser yapar’ misali zemin sergilerinde halı için “bu ürün ince tüylü olup kayabilir, zemine sabitlemeden kullanımı yaşlılarda kırık riskini artırabilir”, parke kutularında “şu yaş grubu için kayganlığı nedeniyle döşeme taşı olarak önerilmez” cümleleri, yakında yaşamımıza girerse sakın şaşırmayın. ‘Ne sakıncası var’ diyorsanız, işte o zaman yaşlılarımızı tükettik demektir.
    Sizlerle tüketim toplumunun risklerini paylaşırken gelecekte ‘ihtiyarlamadım, sadece yaşlandım’ diyebilmenin zeminini bize model olabilecek bugünün yaşlılarında aradım. Oysa küçük düzenlemelerle onların yaşamını kolaylaştırabiliriz:
    - Işıklandırma: Yaşlılar gençlere göre iki kat fazla ışığa ihtiyaç duyar. Onlar için parlaklık ve gölgelerin varlığı önemlidir.
    - Zemin: Yer sergileri kaygan olmamalı, yanı sıra yere sabitlenmelidir.
    - Merdiven: Basamak sayısı altıyı geçmemeli, adım alanlarındaki objeler kaldırılmalı, basamak başlangıç ve bitiminde elektrik anahtarları olmalı.
    - Banyo: Duş ve tuvalette tutunacak yerler, duş için oturak, duş zemininde vakumlu lastik paspas, acil durumda açılması kolay kapı kilitleri.
    - Mutfak: Sağlam ve hareketsiz masa tercih edilmeli, eşyalar kolay ulaşılabilir olmalı.
    ...
    Yaşlılık ve özgürlük kaybı korkusu
    Yaşlılarda özgürlük kaybının ana nedenlerinden birisi düşme korkusudur. Nasıl olmasın ki; kalça kırığı ve beyin kanamaları olasılıklar arsındayken. Her ne kadar istatistiklerin soğuk dili sıralamada yitip gitmede altıncı sıraya koysa da düşme, onlar için bazen ölüm demektir. Oysa özellikle yalnız kalan yaşlılarda mevcut hastalıklar, rutin aktiviteler ve çevresindeki engellerin etraflıca değerlendirilmesi ile etkin bir koruma sağlamak mümkün. Düşme, bir anlamda zayıf ve güçsüz hastanın çevresi ile mücadelesinde kaybettiği andır. O nedenle yakın çevresinden başlayarak kullanışlı hale getirmek, tek başına yeterli olmayıp sistemik sorunlarını da çözmek gerekiyor. Örneğin:
    - Düşük ya da yüksek tansiyonun kontrol altına alınması.
    - Varsa kansızlığın düzeltilmesi.
    - Gözdeki kırma kusurlarının gözlük vb. ile düzeltilmesi, gereğinde katarakt ameliyatı.
    - İşitme sorunlu ise mevcut kulak buşonlarının temizlenmesi, gereğinde işitme cihazı kullanımı.
    - Unutkanlık ve demans için tanı yanı ve tedavi süreçlerinin ihmal edilmemesi.
    - Mevcut ek hastalıkların, örneğin şeker hastalığının daha yakından izlenmesi.
    - Özellikle gece sık tuvalete gidişin önlenmesi, idrar yolu enfeksiyonları, prostat hastalıkları ve şeker hastalığı ile etkin mücadele.
    - İdrar söktürücü ilaçların mümkün olduğunca gündüz saatlerine kaydırılması.
    - Yemek sonrası ayağa kalkınca hissedilen baş dönmeleri, 30-60 dakikalarda daha sık izlendiğinden hastaya daha dikkatli olma nedeninin anlatılması.
    - İyi bir ayak bakımı; nasır ve ödemin tedavisi, uygun ayakkabı temini.
    Tüm bunlar ve sizlerin ekleyecekleri, yaşlı bir yakınınızın bakımının ötesinde özgürlük korkusuna bir müdahale aynı zamanda. Unutmayalım ki gündelik hayatta korkuları yok etmeden özgürleşmek mümkün değil.
    Dr. Zeki Gül
    www.evrensel.net