‘O Süleyman kuş dilini bilirdi’

‘O Süleyman kuş dilini bilirdi’

Ünlü bir halk şiirinin iki dizesidir:“O Süleyman kuş dilini bilirdi Her Süleyman kuş dilini ne bilir?”


Ünlü bir halk şiirinin iki dizesidir:
“O Süleyman kuş dilini bilirdi
Her Süleyman kuş dilini ne bilir?”
Bu dizeler bir dönem dilimizden düşmezdi. Süleyman Peygamber’i hünerinden ötürü överken, isim benzerliğinin yanıltıcı olmamasını öğütleyen bir beyit. Ruhi Su’nun ezgilediği özsözlerden olmalı. Kinaye olanağı da verdiğinden çok severdik.
Süleyman Üstün’ü, o emeğin egemenliğinden yana savaşıma yıllarını değil bütün ömrünü vermiş bilge arkadaşımızı uğurlarken yeniden takıldı dilime... Neden demiyorum, nedeni belli. Hele “Mühür kimdeyse Süleyman (egemen) odur” deyişinin umutsuzluğu üstümüze gölgesini saldıkça gerçekleri anımsatmaya yarıyor ya... Yeter.
Süleyman Üstün’le son kez Maden-İş Lokalinde “1 Mayıs 1977’nin Tanıkları” toplantısında birlikteydik. Konuşması, bence, özellikle gençler için, eşsiz bir ders örneğiydi. “Emekten yana siyasal partilerin, örgütlenmelerin hatta sendikaların ortak bir zaafı var” diye başladı, “Halkla, işçiyle nasıl konuşacağını bilmemek.”
Sonra günümüzün sık yinelenen, “Emeğin bir değer oluşturmadığı, artık bilgi çağını yaşadığımız” safsatası üzerinde durdu. Bilginin emek gücü olmadan nasıl yaşama geçmeyeceği, işe yaramayacağı ve güncelleşemeyeceğini aktardı.
Sonra küçücük bir gösteri yaptı. Cebinden kağıt bir para çıkardı. “Şu paranın üstünde kaç işkolunun, kaç emekçinin katkısı var?” diye sorup, bir bir yanıtlamaya başladı: “Kağıttan başlayalım. Kağıt kağıt olana dek nerelerden geçiyor, ağacı kağıda çevirmek için neler yapılıyor. Sonra şu paranın biçiminin tasarımı. Bu biçimi tasarlayıp gerçekleştirenler, grafikerler. Bu biçime yakışan rengi bulanlar. Paranın üstündeki fotoğrafı çekenler, baskı için filmini hazırlayanlar. Bu paranın üstündeki renkli mürekkebi yapanları da unutmayalım. Baskı da var sırada, yani matbaa emekçileri... İşte şu küçücük kağıdın üstünde bunca emekçinin göz nuru var. Ve emekçiler şu kağıda hasret”.
Süleyman Üstün, Köy Enstitüsü geleneği gereği, her emekçinin, her emek politikası yapanın edebiyatla ilişkisini sürdürmesini, okuyup yazmasını isterdi. Emekçilerle konuşmalarımızın, onları dinleyip öğrenmemizin önemi her zaman için önemli. Ama seçim dönemlerinde konuşmamızın içeriği kadar biçimi, dinlenebilir olması ayrı bir önem kazanıyor. Süleyman Üstün benzeri işçi sınıfı öğretmenleri eksildikçe de sınıfla ilişki kurmak isteyen aydınların işi de zorlaşıyor.
Kuş dilini bilen gerçek Süleyman’lar olmak zorundayız.
Sennur Sezer
www.evrensel.net