ÖZGÜRLÜKLER

  • İnsan Hakları Hukuku, bilindiği gibi devlet ile birey arasındaki ilişkiyi merkezi ilgi alanında tutar.


    İnsan Hakları Hukuku, bilindiği gibi devlet ile birey arasındaki ilişkiyi merkezi ilgi alanında tutar.
    Hakları ve özgürlükleri tanır, tanımlar ve korur. Ama aynı zamanda, örneğin İnsan Hakları Bildirisi’nin 30. maddesinde olduğu gibi, “Bu bildirgenin hiçbir hükmü, herhangi bir devlet, grup ya da kişiye, burada belirtilen hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan herhangi bir etkinlikte ve eylemde bulunma hakkı verecek şekilde yorumlanamaz” demek suretiyle, hakkın kötüye kullanımını engellemek ister. Yaşam hakkı, insan hakları hukukunun koruduğu bir değerdir. Dolayısıyla insan hakları hukuku, keyfi öldürme yasağı getirmektedir. Kamuoyunda nitelenen yargısız infazlar, gözaltında kayıplar, yaşam hakkının ihlali, başka bir ifade ile de keyfi öldürme yasağının ihlali niteliğindeki eylemlerdir. Yine bilindiği gibi insan hakları hukuku, olağan rejim koşullarında geçerli olan hukuktur. Başka bir hukuk daha var: İnsancıl hukuk. Savaş hukuku ya da silahlı çatışma hukuku da deniyor.
    İnsancıl hukukun temel belgelerinden olan 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri (tümü de aynı tarihli dört sözleşme bulunmaktadır) ortak 3. maddelerinde, savaşın tarafı olmayanları, herhangi bir nedenle savaş dışı kalmış olanları, esirleri, yaralıları ve sivilleri öldürmeyi yasaklar.
    Buna ‘keyfi öldürme yasağı’ da denilebilir.
    Elbette, işkence de kayıtsız şartsız yasak eylemlerdendir.
    Görüldüğü gibi, savaşta bile ‘öldürme yasağı’ bulunan haller var. İnsanlık, savaşları yok edememiş ama kimi çok önemli ilkeleri kabul etmiştir.
    Başka yasak eylemler de var.
    Özellikle sivil nüfusa yönelik olan yasak eylemler var.
    Sözleşmenin eki niteliğindeki 1977 tarihli 1 ve 2 No’lu protokolleri, yasak eylemler bağlamında hatırlamalıyız.
    2 No’lu Protokol, sivillere yönelik ve o arada kadınlara, çocuklara, hasta ve yaşlılara yönelik düzenlemeleri içeriyor. Protokolün girişinde, savaş koşullarında koruma hükümleri getirilen sivil insanlar için “Onlar (siviller) hiçbir yasanın koruyamadığı durumlarda da insanlık vicdanının koruması altındadırlar!” deniyor.
    Bu bir çığlıktır.
    “İnsanlık vicdanının koruması altında olmak”, bir masumiyet çığlığıdır.
    Ankara Anafartalar Çarşısı girişinde patlatılan bomba ile birlikte, o masumiyet çığlığı (da) duyuldu.
    Esasen duyulan bence, yalnızca o çığlıktı.
    Ne “yüksek amaçlar!?” hüküm sürebilir o çığlığın yanında, ne de o amaç için araç seçimindeki acımasızlık…
    Albert Camus’un “Doğrular” adlı oyunu, her defasında hatırlanmalıdır.
    Sorulmalıdır:
    En devrimci olan bomba mıdır?
    Haklılık, bomba ile mi duyurulur?
    Otobüs durağında otobüs bekleyen Ahmet’in, alışverişte bombanın hedefi olan Ayşe’nin, müşterisinin ihtiyacını karşılamaya çalışan esnafın, bombacının davası ile ne ilgisi olabilir?
    Bilimin, sanatın, sporun, genel olarak politik çalışmanın yerini bomba mı alacak?
    Dernek, siyasi parti ve sendikalarda çalışma, boş işler midir?
    Bomba patlatıldı.
    Bomba aynı zamanda düşünce dünyasına atıldı.
    Bombaların şiddeti, gürültüsü ve uğultusu altında fikirler de baskılanıyor, eziliyor.
    İnsan insanı duymasın, anlamasın diye…
    Bomba insanı vuruyor. Her yaştan, cinsiyetten, sınıftan, milliyetten…
    Ne kural tanıyor.
    Ne değer…
    Zaman, insanlık vicdanının çığlığını duyma ve duyurma zamanıdır…
    Hüsnü Öndül
    www.evrensel.net