Fotoğraf: Evrensel

LİMAN ARKASI

  • Melih Cevdet Anday'ın "İçerdekiler" adlı oyununu Hamburg ve Kiel'de sahneledikten sonra, birçok tiyatroseverle oyun hakkında konuşma fırsatı buldum. DİDF çevresinden arkadaşların da ortak noktada birleştikleri konu; "dil" oldu.


    Melih Cevdet Anday'ın "İçerdekiler" adlı oyununu Hamburg ve Kiel'de sahneledikten sonra, birçok tiyatroseverle oyun hakkında konuşma fırsatı buldum. DİDF çevresinden arkadaşların da ortak noktada birleştikleri konu; "dil" oldu. Yapısalcı yöntemin tiyatroda denenen en iyi örneklerinden birini oluşturan "İçerdekiler", konuşma ağırlıklı bir oyun olduğundan; bazı seyirciler tarafından anlaşılamamış. Özellikle "Türkçe" dil sorunu yaşayan gençler, oyunun bütününü çözememiş, verilen mesajı alamamışlar. Oyuncu kadromuzu tanıtırken; genç bir tiyatroseverin "sağlık memuru ne demek?" sorusunu yöneltmesiyle, oyunumuzun çoğu genç tarafından neden anlaşılamamış olduğunu anladığımı belirttiğim değerlendirmelerde bu eksikliğin aşılması için gençlerin her fırsatta kitap okumaları gerektiğini, tiyatro çalışmaları yapmaları ve test yayınında da olsa Hayat Televizyonu'nu izlemeleri gerektiğini söyledim.
    Hamburg'da tiyatro çalışmaları yapan Mahmut ve Ferman arkadaşlar oyunu teksti ve sahne performansımız için olumlu görüşlerini ifade ederek, grubumuzla her konuda dayanışmanın devam etmesini istediklerini söylediler. Bir şiir kitabını basıma hazırlayan Engin arkadaş oyunumuzu başarılı bulduğunu belirterek, kendisinin de karakterler üzerine çalışma yapmak için oyun tekslerine gereksinimi olduğunu söyledi.
    Almanya'da kaldığım bir haftalık süre içinde, DİDF'e bağlı derneklerde, tiyatro için başlangıç olabilecek atölye çalışmaları yapmayı çok istedim fakat hafta içi günlerde grup oluşturmanın güç olacağını belirtince bu istemimi başka günlere erteledim.
    Kiel'de Bülent arkadaşın evinde, sarı A3 kağıdına basılmış "Sınırda" oyununun afişini görünce heyecanlandım. Bielefeld'den DİDF'li gençlerin, Muzaffer İzgü'nün savaş karşıtı bir oyunu sahnelemiş olmaları beni sevindirdi. Bazı derneklerde tiyatro çalışmaları yapıldığını öğrendim. Bu çalışmalarla ortaya çıkan oyunların değişik kentlerde seyirciyle buluşması kültürel etkinlikler içinde tiyatronun daha çok yer almasını sağlayacaktır kuşkusuz.
    Ali ve Tiyatro Arın ekibimizden Cenk'le üç gündür Kiel'de geziyoruz. Kiel liman ve sanayi kenti. Rehberimiz Ali, ilk gün gemi müzesine getirdi bizi. Kent tarihinin fotoğraf, resim ve değişik materyallerle gözler önüne serildiği müzede gemicilerin günlük yaşamda kullandıkları eşyaların bulunduğu bölüm dikkatimi çekti daha çok. Sefer tası, soba, cezve...
    Ali gemicilikle ilgili Kiel'de buna benzer birkaç tane daha müze olduğunu söyledi, şaşırdım. Zonguldak'ta madencilikle ilgili bir müzenin bile olmadığını söylediğimde de o şaşırdı. "Bir madenci müzesi için neden girişimde bulunmuyorsunuz?" diye sorduğunda bunun için sivil toplum örgütleri olarak çok emek harcadığımız fakat bürokratik engellere takıldığımızı belirttim. Zonguldak'ta madenci müzesi kurulması konusunu ele alan bir oyun yazıp sahnelediğimi söylediğimde; bir dayanışma zinciri oluşturarak, bu konuda neler yapılabileceğini konuşmaya başladık.
    Fuayede madencilikle ilgili fotoğraf, resim, rölyef, CD vb. materyallerin sergilenerek satışa sunulduğu, tiyatro salonunda madencilikle ilgili bir oyunun sahnelendiği turne ile Zonguldak'ta kurulacak madenci müzesinin ilk yapı taşlarının Almanya'dan taşınabileceği sonucuna vardık. Bu düşüncemizi DİDF'li bazı arkadaşlara da anlattık. Onlar da çok olumlu buldular. Ali ile bu sevincimizi şarkılar söyleyerek paylaştık. Bir kentin tarihini anlatacak madenci müzesinin kurulmasında, sanatın, özellikle de tiyatronun önemli bir dayanak olarak ortaya çıkması bende büyük heyecan yarattı. İşte ortak dil buydu!
    Fahri Bozbaş
    www.evrensel.net