ÖZGÜRCE

  • Marka çeşitlemesi; bir sermaye grubuna ait ürünün farklı markalar altında piyasaya sunulmasıdır.


    Marka çeşitlemesi; bir sermaye grubuna ait ürünün farklı markalar altında piyasaya sunulmasıdır. Amacı; tüketicinin tekelci bir piyasada olduğunun fark ettirmeyerek seçme hakkı bulunduğu izlenimini yaratmaktır. Böylece tüketici bir ürün almak istediğinde önünde birçok seçenek olduğunu zannedecek ve bunlardan birini satın alacaktır. Bu, hem tüketicinin demokratik seçme hakkını kullandığı hissiyle tekelci piyasayı sorgulamasını engelleyecek hem de aldığı üründe bir sorun çıkarsa seçimi yanlış yaptığını düşünerek kendisini suçlayacaktır. Oysa, marka çeşitlemesi olmasa ve piyasanın tekelci yapısı belirgin olsa, tüketici her şeyden önce bu tekelci sermayeyi sorgulayacaktır.
    Marka çeşitlemesi konusunda en iyi örneklerden biri kuşkusuz beyaz eşya sektörüdür. Görünürde Türkiye’de üretilen ve ithal edilen birçok beyaz eşya markası vardır. Oysa bu alanda pazarın çok önemli bir bölümüne sahip olan Arçelik, Beko ve Aygaz KOÇ Grubu’na aittir ve bu markalar aynı fabrikadan çıkmaktadır. Bunun ötesinde yine beyaz eşya piyasasının önemli markalarından Bosh ve Siemens de yine KOÇ ortaklığı ile Türkiye’de üretilmekte ya da yine KOÇ tarafından ithal edilmektedir. Yani, bir beyaz eşya almak istediğinizde önünüzdeki birçok seçenek içinden hangisini seçerseniz seçin çok büyük olasılıkla KOÇ Grubu’na ait bir markayı evinize götüreceksiniz. Diğer bir söyleyişle bu ticaretten çok büyük bir olasılıkla KOÇ Grubu’nun kasası yarar görecektir.
    Şimdi bunu neden anlattık? Elbette derdimiz tekelci sermayenin kendisini nasıl gizlediğini ya da KOÇ Grubu’nun bu süreçteki durumunu tartışmak değildir. Zira marka çeşitlemesi dünyada tüm tekelci sermaye tarafından en çok bilinen pazarlama stratejilerinden biridir. Burada dikkatleri çekmek istediğimiz nokta, 22 Temmuz seçimlerine giderken sermayenin bu en bilindik pazarlama stratejisinin bir benzerini seçime girecek partiler için uygulamasıdır.
    Daha açık bir ifade ile sermaye seçimlerde toplumun önüne gidecek tüm seçenekleri tekleştirmek istemektedir. TÜSİAD’ın seçimlerde barajı aşması beklenen tüm partileri huzura çağırması tam da bu amaca yöneliktir. Böylece, patronlar karşısında arz-ı endam etme şerefine nail olan partiler, sermayenin çıkarlarına ne ölçüde sahip çıkacaklarını kanıtlamaya çalışmaktadır. Sermayenin çıkarlarına hizmet edeceğini taahhüt etmiş olan bu partiler daha sonra seçmenin huzuruna çıkacak ve seçmen de birbirinden farklı olduğu zannettiği bu partilerden birini seçecektir. Böylece halkımız bir yurttaşlık görevi olarak oyunu kullanmanın ve bu sayede ülke yönetiminde söz sahibi olmanın huzuru içerisinde (bir sonraki seçimlere kadar dizini dövmek üzere) evine dönecektir. Oysa oy pusulasında seçenek olarak önüne konulan partilerin çok büyük bölümü (ki bu partiler medya tarafından da sürekli olarak pompalanacaktır) özünde aynı amaç ve program ile ülke yönetimine gelecekler ve sermayeye hizmet edeceklerdir.
    Partilerin sermayenin çıkarları etrafında birleşen aynılıkları dolayısı ile birbirleri arasındaki ideolojik farklılıkları da ortadan kaldırmaktadır. Milletvekili adaylarının belirlenme süreci bu aynılaşmayı açık biçim de ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, kendisini liberal olarak tanımlayan ya da yıllardır aşırı milliyetçiliği ile tanınan kişiler solda olduğunu söyleyen bir partide yer alırken, yıllardır sol düşünceye sahip olduğu bilinen kimi politikacılar liberal-muhafazakar bir partiye girebilmektedir. Yani artık bu partilerin dünya görüşlerinde ve uygulamayı taahhüt ettikleri politikalarda en ufak bir farklılık kalmamıştır.
    İşte, seçimde parlamentoya girmesi tasarlanan partilerin sermayenin çıkarlarını kollamak üzerinden amaçlarının farksızlaşması, sermayenin marka çeşitlemesi stratejisinin siyasetteki halidir.
    Sözün özü: Eğer AKP, CHP, DP ya da MHP’ye oy vermeyi düşünüyorsanız hangisini seçeceğim diye kendinizi yormayın. Basın mührü birine gitsin(!) Nasıl olsa bu işten kârlı çıkan da zararlı çıkan da değişmeyecek. Ama ben bunlara mahkum değilim, beni ve içinde yer aldığım sınıfı gerçekten temsil edecek başka seçenekler de var diyorsanız, o zaman iş değişir tabi (!)
    Özgür Müftüoğlu
    www.evrensel.net