DURUM

DURUM

  • Ülke seçim sürecine girerken Ankara Ulus’ta patlayan bomba neyin habercisidir? Eylem bir terör eylemidir ve kınanmalıdır.


    Ülke seçim sürecine girerken Ankara Ulus’ta patlayan bomba neyin habercisidir? Eylem bir terör eylemidir ve kınanmalıdır. Gerçekleştirenin veya gerçekleştirenlerin niyeti ne olursa olsun, bu, saldırının bir terör eylemi olduğu gerçeğini değiştirmez. Ancak eylemin ardından devlet yetkililerinin yaptığı açıklamalar oldukça kafa karıştırıcı oldu. Örneğin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, “benzer saldırıların diğer büyük illerde de gerçekleşebileceğini” ileri sürüyor. Eylemin hemen ardından Irak Kürdistan’ına bir askeri harekat tartışması başlatılıyor vb.
    Normal olan, bu tip saldırıların ardından yetkililerin halkı korku ve paniğe sürüklemeyecek açıklamalar yapması, soğukkanlılık çağrılarında bulunmaları, gerekli önlemlerin alınarak, olabilecek benzer saldırıların önleneceğini ilan etmeleridir. Ama bu kez tam tersi oluyor. Halk arasında “korku ve panik yaratacak” açıklamalar yapılıyor. Adeta halkın korkuya kapılması, her türlü gerici yönlendirmeye açık hale gelmesi, linç kültürünün yaygınlaşması, halk arasında düşmanca kışkırtmaların zemininin güçlendirilmesi hedefleniyor.
    Öyleyse bu ‘ilginç’ durum nasıl açıklanabilir? Kuşkusuz bu soruların yanıtları bilmece değil. Soruların yanıtları ülkenin içinden geçtiği politik süreçte, yaşanan bu sürecin yakın bölgemizde olup bitenlerle bağlantısında yatıyor. Ülke, verilen muhtıranın ardından seçim sürecine girdi. Belirtiler açıkça kanıtlıyor ki, muhtırayı verenler, ‘Cumhurbaşkanı seçtirmedik, artık olup biteni köşemizden seyredelim’ tutumunda değiller. İşi şansa bırakmamaya, süreci ‘yönlendirmeye ve örgütlemeye’ kararlılar.
    Muhtıracıların seçimler sonucunda görmek istedikleri tablo, 28 Şubat sürecinin ardından yapılan seçimlerde ortaya çıkana benzer bir tablodur. Bu tam olarak gerçekleşmese de, Meclis çoğunluğunun “laikçi” partilerden oluşması, yeni hükümeti onların kurması planlanmaktadır. Bu arada oluşturulacak olan ırkçı, şoven atmosferle, laikliğin tehlikeye gireceği tehlikesi ile hareketlendirilmiş kesimlerin, politik gericiliğin yedeğine takılması sağlanmak istenmektedir. Peki bütün bunlar ‘istenildiği’ gibi giderse ‘operasyon’ tamamlanmış olacak mıdır?
    Olup bitenler ve yapılan hazırlıklar, “operasyonun” tamamlanmayacağını ortaya koyuyor. Bugün, Kürt sorununun çözümünü “geleneksel” yöntemlerde gören iktidar sahipleri, kitlelere dönüp “terörün” Kandil Dağı’ndan kaynaklandığını söylemektedirler. Onlara göre buraya yapılacak bir askeri harekatla sorun “çözülecektir”. Yani ortaya çıkan durum bir “sıcak takip” talebi değil, komşu bir ülkenin topraklarında yapılacak kapsamlı bir harekat, yani savaş durumudur. Bunun için de sadece askeri hazırlıklar ve ordunun seferber edilmesi yeterli değildir. Aynı zamanda kitlelerin de seferber edilmesi, cephe gerisinin düzenlenmesi, her türlü aykırı sesin susturulması gerekir. Üstelik ülke bir seçim süreci yaşıyorsa, “seçmenlerin” muhtıra yemiş olanların karşısına yığılması gerekir.
    Ancak varılmak istenen gerici amaçlar bununla sınırlı değildir. Bugünlerde Körfez’deki ABD güçleri İran karasularının dibinde büyük bir tatbikat başlattı. İran sorunu ABD için çözülmesi gereken bir sorun ve bu sorunda ABD’nin yanında rol oynaması gereken kilit ülkelerden birisi de Türkiye! Türkiye’nin ABD çıkarları temelinde bu işin içine çekilmesi gerekmektedir. Şovenizmin ve milliyetçiliğin kuşatmasına alınmış olan laik kitleler arasında “mollalara haddine bildirme” propagandasının etkisiz kalacağını düşünmemek gerekiyor. Açıkçası “operasyon” kapsamlı ve bu kez iç ve dış boyut daha fazla iç içe girmiş durumda. Peki bütün bunlara karşın hükümet ne yapıyor? Hükümet partisi öncelikle kendisini kurtarma derdindedir. Seçimlerden başarı ile çıkmayı umuyor. Ama olup bitenler karşısında aciz ve çaresizdir. Daha milliyetçi olmaya soyunmak, ABD’nin desteğini almaya çalışmak çıkmaz sokaktır. Bu yola girildiğinde, ABD’nin gerici planları için generallerle birlikte hareket etmekten başka yol yoktur. Tepişerek aynı yolun yolcusu olmak ama bu arada altının oyulmasına seyirci kalmak, rezilce sahnenin dışına atılmak. Olayların gelişmesine farklı bir müdahalede bulunmazsa AKP’yi bekleyen son budur.
    Bütün bunlardan bize ne, iki gerici güç hesaplaşsın denilebilir. Ama bu arada hesabı görülecek olan işçi sınıfı, emekçi halk, Kürtler ve ilerici muhalefet çevreleri olacaktır. Eğer demokrasi ve halk güçleri kendi cephelerini sağlamca öremezlerse bu tepişme arasında ezileceklerdir. Bu cephenin örülmesi sadece seçimler ve hükümet sorunları için değil, çok daha kapsamlı saldırıların, belaların önünü kesmek içinde de zorunlu ve gereklidir. İşçi sınıfı, emekçi halk ve gençlik yığınları, iki gerici alternatife karşı, halkın alternatifinin öne çıkmasını, güven vermesini ve toparlayıcı olmasını beklemektedir.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net