İnsanları olduğu gibi kabullenmeli mi?

Merhaba, ben fazlaca kulağımı tırmalayan birkaç kelimeyi huzurunuzda yıpratma girişiminde bulunacağım. Dost sahibi olmanın, uzun arkadaşlıklar kurmanın ve diğer tüm uzun ve güzel ilişkilerin kaynağını, tek bir cümleyle özetliyorlar,


Merhaba, ben fazlaca kulağımı tırmalayan birkaç kelimeyi huzurunuzda yıpratma girişiminde bulunacağım. Dost sahibi olmanın, uzun arkadaşlıklar kurmanın ve diğer tüm uzun ve güzel ilişkilerin kaynağını, tek bir cümleyle özetliyorlar, “İnsanları olduğu gibi kabul etmek” diyorlar. İlk bakışta sevimli, hoş gibi gözüken bu cümlenin altındaki canavarı teşhir etmeyi bir görev biliyorum. Çünkü kullanım sıklığı ve kullanıldığı yerlere bakıldığında, bir hata örtme, her şeyi olduğu gibi kabul etme bir başka deyişle sistemin ekmeğine yağ sürme görevi görüyor. ‘İnsanları olduğu gibi kabul edin.’ Kimsenin değişmesi gereken bir özelliği yok, kimsenin öğreneceği bir şey yok öyle ya! Yalancıyı yalanıyla, hırsızı hırsızlığıyla, düşüncesizi düşüncesizliğiyle, sömüreni de sömürüsüyle mi kabul edelim. Ki ben onu da denedim olmuyor. Sanırım bize diyorlar ki yalanı, hırsızlığı, sömürüyü bir yaşam tarzı haline getirin.
İnsanı olduğu gibi, yani değişim içinde (ki insan dünyada yalnız değildir istese de istemese de sosyalleşme sürecinde biyolojik açıdan da, sosyo-kültürel açıdan da sürekli bir değişime tabidir.) olan bir varlık olarak kabul etmek sözün bugün kullanıldığı özüne ihanet etmek anlamına gelse de gerçekle daha içli dışlıdır. Tersten bir bakışla diyebiliriz ki insanı olduğu gibi kabul etmek, onu değiştirmek için çaba harcamamak, eleştirmemek yani onu her şartta her şekilde kabul etmek olur. Şimdi dayak yiyen kadın kocasını böyle mi kabul etmeli?
Hatalara, sapkınlıklara kafa sallanarak mı oluşturulur dostluklar, arkadaşlıklar? Yalanlar görmezden mi gelinir? Örneğin tabii size yapılmamışsa, erkek arkadaşlarınızın bir başkasını sözlü taciz etmesi gülüp geçilecek bir durum mudur? Bu arkadaş da böyle mi kabul edilmelidir? Olduğu gibi kabul etmenin bir sınırı var mıdır yoksa? Yoksa bu da karanlık (ki kapitalizmdir kendisi) sistemin ahlaksızlaştırma, yozlaştırma oyunu mudur? Öyle ya kapitalizm sınırsız özgürlük demekti. Yoksa ilişkiler içindeki bunca kokmuşluk bunca bayağılık nasıl görmezden gelinir. Ve bunun adına kişiye duyulan saygı ve özgürlük hangi kalıba sığdırılarak denilebilir. (Sanırım liberal kalıba sığdırılabiliyor.) Ki saygı da, özgürlük de her şeyi olduğu gibi kabul edemeyen kavramlardır. Bu kavramların hiç değilse kendilerine ihanet etmeyecekleri bu mevzuda açıktır.
Hem değiştirmenin, hem eleştirmenin saygı ve özgürlük yitirilmeden, yıpratılmadan yaşama geçirilecek yolları vardır. Yeter ki insanı hatalarıyla durağan bir varlık olarak kabul etmek gibi bir hataya düşmeyelim. Eleştiri insanı, çıkarın, kârın, bireyciliğin, bırakalım etsinler bırakalım yapsınlar anlayışının egemenliğinden kurtarıp paylaşımın, değişerek gelişmenin egemenliğine götürecek yegâne silahtır...
Şimdi eğer ben bu yazıyı yanlış bir temel üzerine kurduysam siz beni böyle mi kabul edeceksiniz. Yok, etmeyin, eleştirmek iyiliğinde bulunun ki değişebilme gelişebilme fırsatım olsun.
Kayhan Geyik S.D.Ü Sosyoloji Bölümü 2. sınıf (ISPARTA)
www.evrensel.net