SOL AÇIK

  • Biz onu koşmakta olduğu halde sanki sevişirmişçesine buluştuğu topu o müthiş sol ayağının üzerinde bir iki sektirdikten sonra ağlarla buluşturduğu zamanlardan hatırlıyoruz.


    Biz onu koşmakta olduğu halde sanki sevişirmişçesine buluştuğu topu o müthiş sol ayağının üzerinde bir iki sektirdikten sonra ağlarla buluşturduğu zamanlardan hatırlıyoruz. Onca golüne tanık olduğumuz halde, tek bir kere olsun, kendisini taltif ettirmek için tribünlerin önüne geldiğini bilmeyiz. Gitmişse bile yanında mutlak surette birlikte ter döktükleri arkadaşlarından birileri vardır. Eder’dir ya da aynı zamanda futbolun da doktoru olan Socrates’tir. Oysa bir sene boyunca onun futbol anlayışını bahane ederek doğrudan kişiliğine hakaret yağdıranları hiçbir yerden hatırlamıyoruz. Onları hatırlamadığımız gibi her nedense kendilerini top sektirirken gördüğümüz tek bir kare bile yok hafızalarımızda. Onları hatırladığımız görüntülerde daha çok kendileriyle, birbirleriyle, gözüne kestirdikleriyle giriştikleri “amansız” dalaşmalar var. Zico ya da başka birisi umurlarında bile değil aslında.
    Bütün sorunları, “interesting” bir konu bulalım, iki sansasyonel “laf atalım”, her zaman ama her zaman kameraların önünde olalım ve bütün ilgiyi üzerimizde toplayalım kaygılarından ibaret. Geçmişte başkalarına yazdıkları yazıların üzerinde küçük tahrifatlar yaparak, isimleri değiştirerek “köşelemecilik” yaptıkları muhakkak. Ne de olsa onların kanaatlerine göre kendileri dışında herkes ortalamanın altında zekâya sahip. Kimsenin hafızasında bu kadar “gürültü” arasında geçmiş yıllarda “döktürdüklerini” tutabileceğini de sanmıyorlar. O halde “dökülelim”; “Bu mu 100. yılın teknik direktörü? Hadi canım sende!”, “Bakın buraya yazıyorum, aralık ayında bilemediniz ocakta bu adam bavulunu toplayıp gitmiş olacak ve bu durum Fenerbahçe için çok hayırlı olacak!”, “Adamın oyuncuları çalıştırdığı falan yok. İkinci yarının başından itibaren tel tel dökülecekler”. Ve bunlara benzer bir dolu “kehanet”. Zico bir tek kere bile bu söylenenleri, aman aman ciddiye alıp, yanıt verme gereğini duymadı. O sadece çok iyi bildiğini bildiği bir işi yaptı. Bir ikisi dışında öyle ahım şahım yeteneklere sahip olmayan futbolculardan bir takım kurdu ve o takım şampiyon oldu. O takım bir sezon boyunca ligde oynanan ve çok önemsenen “derbi” maçlarından bir tekini dahi kaybetmedi. “Hani bu takım Şampiyonlar Ligi’nde daha üstlere tırmanacaktı, UEFA Kupası’nı alacaktı” diyerek bu söylemin üzerinden Zico’yu yerden yere vuranlar bir liste yapsınlar bakalım; bu takımdan kaç futbolcu, isimleri çok bilinen Avrupa kulüplerinin transfer listelerinde yer almaktadır? Sizin futboldan anladığınız konuşacak “mevzunuz” olsun diye zorla yaptırdığınız transferlere aktarılan kaynakların büyüklüğü ise futbol böyle bir şey değil. Oysa Galatasaray’ı yedi yıl önce UEFA şampiyonu yapan kadrodan Hakan Şükür, Okan, Emre, Ümit, Hakan Ünsal, Tugay gibi futbolcular daha sonra gidip büyük takımlarda oynadılar ve bazıları hala oynamaya devam ediyorlar.
    Durum bu minvaldeyken sezon boyu yazdığınız “efsaneleştirilecek” Avrupa “seferleri” mevcut kadro ile zaten mümkün değildi. Ama siz yine de “yazmayı” tercih ettiniz. Artık bu hafta lig fiilen sona eriyor. Şimdi bütün o yazdıklarınızı, çizdiklerinizi unutup “takımı şampiyon yapmışsa doğrudur” diyerek, daha önceki açıklamalarınızı, saldırılarınızı, karalamalarınızı bir tarafa bırakıp Zico’ya methiyeler düzeceksiniz. Peki, insaniyet bunun neresindedir, vicdan neresindedir? Uğraşıp durmayın Zico ile. Çünkü biz onu futbolun bir vakitler henüz bu derece ticarileştirilmediği zamanların “evliyası” olarak görüyoruz. Bu “evliya” futbolu öğrettiği oyunculardan bir tekini bile “dergâha” alırsa bizim için kazanç. Nasıl olsa siz çok paralılara, reklâm olsun diye, başka bir an “hoca” transferi yaptırtırsınız. Ama bırakın Zico biraz daha bizimle kalsın.
    Tarihe düşülen not: Nasıl bir kör şiddettir bu böyle! Yıllar önce Anafartalar’da koyun koyuna düşenler de şimdi Anafartalar caddesinde yaşamını yitirenler de bu coğrafyanın çocukları. Kan dursun, kan akmasın. Hepimizin başı sağ olsun.
    Cem Doğan
    www.evrensel.net