cızırtı

televizyonda edebiyat!



TRT’nin Okudukça’sından ya da Doğan Hızlan’ın programından söz etmiyorum. Konumuz diziler.
Belki ilk söylendiğinde, kulağa dizilerin edebiyatla ilgisi yokmuş gibi geliyor. Peki, bir de şöyle elden geçirelim:
Kanal D’nin en çok izlenen dizisi Yaprak Dökümü. Seda Sayan’ın programında “O gelin var ya, tam yılan” şeklinde katkıda bulunan teyzeler biliyor mudur bilemem, ama Reşat Nuri Güntekin’in romanından uyarlamadır kendisi. Tabii oldukça modernleştirilmiş bir uyarlama, dershane parasıydı, cep telefonuydu... Ama başarısına diyecek yok, özellikle oyunculuk izlettiriyor kendini.
Televizyona en çok eseri uyarlanan yazar diye bir unvan düşünebiliriz örneğin. Ayşe Kulin’in romanlarından uyarlanan iki tane dizi var, şu anda, aynı zamanda, devam ediyor. Geniş Zamanlar ile Köprü.
Köprü, vali Recep Yazıcıoğlu’nun hayatını anlatmak iddiasında, yarı politik bir hikaye. Hatta bol “terör”lü, bir dönemin pek tartışılan riskli dizilerini kısmen andırıyor.
Geniş Zamanlar’da da aslına bakarsanız birçok diziden alışık olduğumuz aşklı, meşkli, birleşemeyen aşıklarlı mevzular anlatılıyor. Yaprak Dökümü’nün entrikaları da düşünüldüğünde, hikayeleri pek mi orijinal diye sorarsanız, değil.
Ama bu dizilerin en dikkat çeken yanı, karakterlerin daha adam akıllı kurulmuş, derin, gerçek insanlar olmaları. Zayıflıkları da, kaygıları da gayet gerçek. O yüzden uyduruk fabrikasyon dizi ortamıyla karşılaştırınca biraz daha az batıyor insana.

Daha bitmedi.
Binbir Gece’yi de katalım listeye. Dizinin bütün hikayesi, meşhur Bin Bir Gece Masalları’nın temasına dayandırıldı. Kadınlardan çok çeken adam, onu dize getiren kadın, Şehrazat’lar, Şah Şehriyar’lar... Her bölümde masaldan iki dize söylemezlerse çatlayacaklar. O yetmezse Rimski Korkakof’un senfonisiyle Şehrazat bombardımanı tamamlanır. Buna göre dizide tek orijinal yan olarak, 300 bin dolar muhabbeti kalıyor geriye. Onu da çabuk kapattılar. Bakalım buradan nereye gidecekler...Aslına bakarsanız Kurtlar Vadisi’nde bile kendi çapında edebi bir hava yaratılmaya çalışılıyor. “Ben racon kesmem kafa keserim” türünden beylik laflarla seyirci tavlamaya çalışıyorlar. Muhtemelen hayatında şiir okumamış seyirci de, garibim, dünyanın en güzel lafını duyduğunu sanarak bakıyor Polat abisinin ağzına.
Bölüm tanıtımlarını şiire boğan diziler var. Mesela Ihlamurlar Altında. Oradaki şiirleri, şarkıların sözlerini kitap yapmışlardı. Aynı yöntemi Hırsız Polis’e de uygulamışlar.
Bir de televizyonda kültüre, sanata, edebiyata yer verilmiyor derler. Edebiyat olmasa geriye bir şey kalmayacakmış neredeyse...

Ali Kırcan'ın geldiği nokta
Bir zamanların etkili tartışma programı Siyaset Meydanı’ndan geriye bir karikatür kalmış. Seçime giderken partilerin gençlik kollarından temsilcileri topladıkları bir program yapmışlardı bu hafta. AKP ile CHP’yi çağırmışlar da gelmemiş. Ama onun dışında, seçime giren partilerin yarısından temsilciler yoktu. Tahmin edersiniz, “küçük partiler” oldukları için değil, DTP yoktu da Yaşar Nuri’nin Halkın Yükselişi Partisi, Büyük Birlik Partisi falan vardı. Hatta BBP, salonda çoğunlukta olabilir.
Daha programın ilk konuşmaları Öcalan’a, DTP’ye küfürle başladı. Ali Kırca’nın hiç demokratik bir ortam yaratmak gibi bir niyeti olmadığı çok belli oldu. Ama MHP’ye laf edildiğinde, “Durun durun cevap hakkı doğdu” diye ezdirmedi garipleri.
Ali Kırca’nın geldiği noktayı görmek bakımından çok acı bir program oldu. Ortalık karışmasın diye bırakın EMEP’i, ÖDP’yi, TKP’yi, DTP’yi, SHP’yi, İşçi Partisi’nin bile çağrılmadığı programa, MHP ile BBP tartışması damgasını vurdu. Gerisini siz hesap edin. Apo’yu kim asardı, kim asmazdı, mevzu buydu. Tamam milliyetçilik şöyle hızlandı, böyle güçlendi diyorlar da, gençlerin hepsi mi faşist Ali Kırca?

KAMPANYA - reyting çirkefi bitsin
Bir zamanların “Hülya Gülben’e şöyle dedi” kavgaları meğer pek zayıfmış. İşin ustaları bugünlerde sahne aldı. İbrahim Tatlıses ile Bülent Ersoy’un atışmalarını takip ettiyseniz işin “Bülent efendi”, “Sen adam vurdurdun ben vurdurmadım”, “Seni şöyle bitiririm”lere nasıl geldiğini görmüşsünüzdür. Üstelik, canlı canlı biri bir kanaldayken, diğeri aynı anda diğer kanalda, “Bize şöyle demişler” diye araya girecek şekilde...
Tabii bunlar magazin programlarının da canına minnet. İki haftadır önce “Vay birbirlerine ne dediler” kısmını, ikinci hafta da “Nasıl da barıştılar” kısmını günlerce tekrar tekrar gösterdiler. Ama artık bunların reyting numaraları olduğunu, danışıklı yapıldığını anlamayan kaldı mı? Önceden “Bülentçiğim bu hafta sana demediğimi bırakmayacağım” diye haberleşmiyorlarsa daha da fena. Çünkü o zaman ikisi de mevzunun bir süre sonra “barışmak” üzere geliştiğini daha söylemeden biliyor demektir. Tezgah daha sağlam o zaman. Ama reyting için de bu ucuz numaraları bitmeli artık.

Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net