türkiye çöle dönüyor!

türkiye çöle dönüyor!

Türkiye’yi bekleyen üç önemli problem var. Birincisi, çölleşmeye doğru gidiş. Yani Türkiye’nin, büyük bir coğrafyada verimli topraklarını kaybetmesi. İkincisi de yağışların sellere neden olması. Yani aşırı yağışların olması. Çünkü küresel iklim değişikliğinin böyle bir etkisi var. Bir bölgedeki hava koşullarını uç noktalara taşıyor.



bünyamin sürmeli
CNN Türk’ün sevilen hava durumu sunucusu, Meteoroloji Mühendisi Bünyamin Sürmeli, susuzluk tehlikesini konuştuğumuz şu günlerde, hiç de iyi haberler vermiyor. Araştırmalara göre, önümüzdeki 50 ila 70 yıl içinde Avrupa’da ilk çöl olacak ülkenin Türkiye olacağını söyleyen Sürmeli, susuzluğun, barajların doluluğu üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirterek “Önemli olan, nehir debilerinin yükselmesidir” diyor. Sürmeli ile küresel iklim değişiklikleri senaryolarını ve Türkiye’nin bundan nasıl etkileneceğini konuştuk.

Küresel iklim değişikliğine ilişkin son açıklanan raporlara göre dünya, geri dönülmez bir noktada. Bazı bilim insanları, bir kötüye gidiş olduğunu kabul ediyor ancak bunun abartıldığını söylüyorlar. Ne dersiniz, gerçekten geri dönülmez bir noktada mıyız?

Bazı şeylerde geri dönülmez noktadayız. “Geri dönülmez” dendiğinde evet, kafalar karışıyor. Hadise şu aslında: Dünyanın bir refleks süresi var. Atmosfere, denizlere bir müdahalede bulunuyorsunuz. Size bunun sonuçlarını yıllar yıllar sonra veriyor. Yani biz şu anda 1960’larda atmosfere salınan karbondioksit sonuçlarını yaşıyoruz. Bu nedenle şu andan sonra, önümüzdeki 40-50 yılın geri dönüşü yok.

BM iklim raporunda “sorumlu insan” denmişti ve bu, tartışmalara neden olmuştu. “Sorumlu insan” demek, sizce de asıl gerçeği örtmüyor mu?

Sorumlu şöyle; bu işin hızlanmasında sorumlu insan. Dünyanın gelişimi, tüketimin artması... Hiçbirimiz eskisi gibi yaşamıyoruz. Nedir? artık bir tişörtü iki sezon giymiyoruz. Kalite kalite, fiyat fiyat ama giymiyoruz. Ama ucuz da olsa, pahalı da olsa o malın üretiminde bir enerji kullanılıyor. Bu enerji fosil yakıt. Bu fosil yakıt da atmosferi bozuyor. Yani bakacak olursak, birey olarak buna neden oluyoruz. Bu işin içinde bir yönlendirme var mı? Var. Ama dünyanın devinimi şu anda bu şekilde.
Buna farklı bir yönden bakacak olursak, dünya genel seyri itibariyle bir ısınma bir soğuma dönemi yaşıyor. Yani insanoğlu, bu müdahaleyi yapmasaydı da biz, ısınıp soğuyacaktık. Biz neyi değiştirdik? Biraz hızlandırdık.

Ne kadar hızlandırdık?
Atmosfer o kadar kaotik ve çok değişkene bağlı ki hangisi, neye neden oldu; hangisi normal seyrinde olacaktı, hangisini biz hızlandırdık çok fazla kestirilemiyor. Ama geçmiş yıllara bağlı eğriler incelendiğinde, son dönemde bunda bir ivme kazanıldığı görülüyor. Sanayi Devrimi, üretimin artması, arkasından tüketimin artması ile beraber bu bir ivme kazanmış durumda.

Peki bu değişimden Türkiye nasıl etkilenecek?
Türkiye olarak, son yıllarda karbondioksiti atmosfere salma oranımızı artırdık. Rakamsal olarak artırmadık, oransal olarak artırdık. Tabii gelişen, gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda böyle. Çin ve Hindistan, şu anda kontrolsüz bir miktarda atmosfere sera gazı yayıyor. Kyoto Protokolü bir önlem olabilir ama, dünyanın en gelişmiş ülkesi ABD, bunu ekonomik gerekçelerle imzalamıyor. ‘Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye’de imzalanmasın’ diye bir şey de söyleyemiyoruz, çünkü aynı gemide batıyoruz. Hepimiz batıyoruz. Bu gidiş hepimizi etkiliyor. Hatta yalnızca hepimizi etkilemiyor, en çok bizi etkiliyor. Çünkü yapılan araştırmalara göre önümüzdeki 50 ile 70 yıl içinde Avrupa’da ilk çöl olacak ülke Türkiye. Konya’da başlıyor çölleşme. Bu seyirde devam ederse eğer, ondan sonra Portekiz’de bir nokta geliyor. Ondan sonra da Avrupa’nın güneyi İtalya, Yunanistan benzerleri yerlerle gidiyor.

Son günlerde daha çok konuştuğumuz susuzluk tehlikesine bakarsak, çölleşme, dolaysıyla kuraklık tehlikesi 50-70 yıla kalmayacak diyebilir miyiz?
Evet, temiz su kaynakları yok oluyor. Ve yağışların dağılım dengesi bozuluyor. Belli bölgeler çok, belli bölgeler hiç yağış almıyor. Yağış demek, verimli toprak demek. Ama aynı zamanda bu sel anlamına geliyor. Bu durumda iklimden olumsuz etkilenme, iki katına çıkıyor. Niye? Çünkü insanlar verimli topraklarda yaşamak isteyecekler. Ama o topraklar aynı zamanda sel riski bulunan topraklar olacak.

Yağış dengesi açısından yakın dönemde Türkiye’yi neler bekliyor?Türkiye’yi bekleyen üç önemli problem var. Birincisi, çölleşmeye doğru gidiş. Yani Türkiye’nin, büyük bir coğrafyada verimli topraklarını kaybetmesi. İkincisi de yağışların sellere neden olması. Yani aşırı yağışların olması. Çünkü küresel iklim değişikliğinin böyle bir etkisi var. Bir bölgedeki hava koşullarını uç noktalara taşıyor.
Türkiye yarı kurak bir ülke. Aynı zamanda yağış alan bir ülke, seller meydana geliyor. Kasım ayında hatırlıyorsunuz, dört gün içinde Doğu ve Güneydoğu’da 30’dan fazla kişi yaşamını yitirdi sel nedeniyle. Ama tüm kışı yağışsız geçirdi. Yani üç dört ayda alacağımız yağışı, dört günde aldık. Hem insanlara, doğaya zarar veriyor, hem de yağış bir işe yaramıyor. Susuz kalıyoruz. Çünkü bir anda gelen yoğun yağış, akışa geçiyor. Toprak beslenemiyor. Toprak beslenemeyince yeraltı su kaynaklarına gidemiyor. Yeraltı su kaynakları da nehirleri besleyemiyor. Aklımızda hep yanlış bir şey var: “Barajlarımız dolsun, yağmur yağsın...” Baraj sigortadır bir yerde, ama üç beş ay idare eden bir şeydir. Mühim olan, nehirlerin debisinin yüksek olması ve şehirlerin bundan beslenmesidir. Nehirlerimiz yükselmiyorsa, barajlarımızın dolu olması bir şey ifade etmeyecek. Hafta sonundan bu yana üç-dört gün yağış oldu. Yetkililere göre, İstanbul’un bir günlük su ihtiyacını karşılayacak tutulum olmuş. Ama işte onu da kullandık, bitti.
Türkiye’yi bekleyen ikinci önemli sorun ise seller. Üçüncüsü de deniz su seviyelerinin yükselmesi. Ama öyle 3-4 metrelik yükselmelerin olmayacağı, yani buzulların tamamı erise bile, şu anki deniz yüksekliklerin yaklaşık 50-55 santim kadar daha yükseleceği yönünde araştırma sonuçları yayınlandı. Özellikle Ege kıyıları için bu da bir sıkıntı, ama ilk ikisi kadar etkili bir problem değil. Türkiye için uzun vadede beklenen, orta ve güney bölgelerde yağış azalışı, Karadeniz’de ise yağış artışı.

2007 yazının, son yılların en sıcak yazı olacağı söyleniyor. Sizin tahminleriniz de bu yönde mi? Türkiye bu yazı nasıl geçirecek?
Açıkçası burada şöyle bir sıkıntı söz konusu. Mevsimsel tahminler, öyle günlük haftalık tahminler gibi değil. Herkes bir tahmin yapıyor ama büyük bir çoğunluğu tutmuyor. Yani geçen sene “Son iki yüzyılın en sıcak yazı olacak” deniyordu. Hatırlıyorsanız temmuzda denize giremiyorduk. Bu yıl da “Son 150 yılın en sıcak yazı olacak” deniyor ama meteoroloji bir açıklama yaptı; diyor ki: “Ortalamanın bir iki derece üstünde bir sıcaklık olacak.”
Mevsimsel tahminlerde tutarlılık oranı çok yüksek değil, bunu biliyoruz. Ama nedir, biz sıcağa göre tedbirlerimizi alacağız. Bırakalım ortalama bir yaz olsun!

Ama tahminler tutsa da tutmasa da bir gerçek var. O da su sıkıntısı yaşayacağımız...
Evet, kuraklık herkes tarafından söylenen şey. Kuraklığın yaz boyunca devam edeceği tahmin ediliyor ki öyle olursa, birçok yer için problem söz konusu olabilir. Gerçi ‘İstanbul için bir yerlerden su taşınacak’ deniyor ama sıkıntı yalnızca İstanbul’un sıkıntısı değil. Bu bir döngü neticede. Toprak beslenemiyor, fiyatlar artıyor ve bu zincirleme gidiyor. Yani ülkenin tamamı bundan etkiliyor. O nedenle İstanbul’a su taşımak çözüm değil.

Hangi şehirler kuraklığı daha yoğun yaşayacak?
Şehir olarak söylemek zor ama Batı ve Güney için sıkıntı var diyebiliriz.
Marmara, Ege, Batı Akdeniz, İç Anadolu yağışsızlıktan, susuzluktan daha fazla etkilenecek bölgeler.

tahminler tutmayınca alıyor bir heyecan...
Dışarı çıkmadan önce size kulak verenlerin sayısı bir hayli fazla. Tahminleriniz tutmadığı zaman izleyenler kızıyordur ama siz neler hissediyorsunuz?
Bildirdiğimiz durumun değişeceğini görünce bizi heyecan basıyor. Hemen bir şeyler çekip yayını değiştiriyoruz ve en kısa zamanda yayına tekrar vermeye çalışıyoruz. Ama bunu verirken de dikkat çekmeniz gerekiyor. Diyelim ki hava durumunu “Yağmur yok” diye dinlediniz ve çıkacaksınız. Ama durum değişti. Anladık ki öğleden sonra yağmur yağacak. Bir sonraki bülteni değiştirdiğimizde, sizin oraya bakmanızı sağlamamız lazım. Onun için havada değişiklik olduysa, saat başı haber bültenimizin başında söylüyoruz. Yani tahminimiz tutmadığı zaman bizde hem psikoloji, hem de çalışma temposu açısından bayağı bir değişim oluyor.
Bir de tabii en başta, çalışma arkadaşlarımızın iğnelemelerine maruz kalıyoruz!

Türkiye’de Meteoroloji ile işbirliği yapma durumu ne seviyede? Yetkililer, dönem dönem de olsa size “Birlikte çalışalım” diyorlar mı?
Hayır. Bununla ilgili çalışmalar yapılıyor mu bilmiyorum. Ama kimi yatırımların daha akıllıca kullanılması, daha doğru tercihler yapılması, doğru yere kurulması ve baraj çalışmaları yapılırken ciddi anlamda meteorologlarla çalışılması gerekiyor. Özellikle baraj yapımında.
Çünkü barajın yapıldığı bölgenin, iklimin durumunun bilinmesi ve baraj yapıldığında o bölgenin iklimini nasıl etkileyeceği çok önemli.
Bize daha çok özel sektör danışıyor. Örneğin beton dökülecek, arayıp ‘Hava nasıl olacak’ diye soruyorlar. Ya da kimi açık hava etkinlikleri için.
Yoksa rüzgar hesaplamaları ya da “o bölgedeki iklim yapısının, o binaya nasıl etkisi olur”u soran yok.

Serpil İlgün
www.evrensel.net