erkek olmak şart değil, ama...

Seçimler, birçok yönüyle ülke gündeminin merkezine oturmuş durumda. Önceki seçim dönemleri ile karşılaştırıldığında, partilerin kadın milletvekili adayı sayılarının bu süreçte ön plana çıkarıldıklarını görüyoruz.



Seçimler, birçok yönüyle ülke gündeminin merkezine oturmuş durumda. Önceki seçim dönemleri ile karşılaştırıldığında, partilerin kadın milletvekili adayı sayılarının bu süreçte ön plana çıkarıldıklarını görüyoruz. Bunun nedenlerini bir tarafa bırakarak, son dönemdeki kimi yaşananları hatırlayacak olursak; KADER (Kadın Adayları Destekleme Derneği), “Haydi Kadınları Seçelim” sloganı ile bir kampanya başlattı. “Meclis’e Girmek İçin Erkek Olmak Şart Mı?” sloganı ve bıyıklı kadınlardan oluşan afişleri ile herkesin dikkatini çeken kampanya, kadın milletvekili sayılarının ve Meclis’te kadın temsilinin artırılmasını hedefliyor. Bu bağlamda başlatılan imza kampanyasının talebi de “Türkiye’nin demokratikleşmesi, kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığa son vermek ve kadınların siyasetin aracı değil, gerçek aktörleri olarak siyasi çözüm ve dönüşüme katkıda bulunmasını sağlamak için tüm siyasi partilerin; aday listelerini ilk iki adaydan birisinin ve yukarıdan aşağıya her 3 adaydan en az birisinin kadın olmasını gözeterek düzenlemesi.”
AKP’den CHP’ye, MHP’den DYP’ye birçok parti de bu seçimlerde kadın aday sayılarını artıracağını ilan etti. Kimi kota uygulayacağını açıkladı, kimi adaylık için kadınlardan daha düşük paralar alacağını ilan etti. Kısacası, kadınların milletvekilliği adaylığı, partilerin arasındaki seçim kavgasında bir nesne konumunda görünüyor.

Yoksulluk ve işsizlik ne olacak?
Ne var ki hem KADER’in başlattığı kampanya üzerinden ortaya çıkan tablo, hem de ülke gündemindeki gelişmeler düşünüldüğünde konu, kadınların salt bir seçim nesnesi olmasından daha tehlikeli bir duruma işaret etmektedir. Yoksa kadınlar, her dönem o veya bu şekilde burjuva partiler için bir malzeme olarak kullanıldı, kullanılıyor.
Kampanya daha çok sayıda kadının politikaya dahil edilmesi niyetiyle ortaya çıkmış olsa da tartışma, her partiden kadın temsilcilerin ve adayların artırılmasına sıkışmış durumda görünmektedir. Tartışmanın asli kısmı olması gereken etkenler; yani partilerin, kadınların yaşamına hangi pencereden baktığı, kadınların yaşamını doğrudan etkileyen konularda bu partilerin politikalarının ne olduğu, tartışmanın dışında kalmıştır. Elbette ki kadınların Meclis’te sayısal olarak daha çok temsil edilmesi ve bu bağlamda daha fazla kadının aday olması, önemli ve gereklidir. Ve ülkemizde bu konudaki duyarlılığın arttığı ve bunda kadın örgütlerinin yıllardır yürüttüğü çalışmaların etkisinin büyük olduğu da bir gerçektir. KADER’in başlatmış olduğu kampanya da kadın sorununa duyarlı birçok kesimi ve örgütü etkilemiş, medyanın da ilgisini çekmeyi becermiştir. Kadınların temsili önemli olmakla birlikte, bu temsilin hangi partinin veya fikrin temsilcisi olduğu da bir o kadar önemlidir. AKP’den CHP’ye, MHP’den ANAP’a burjuva partilerin, ülkenin temel sorunlarına, ekonomiye, yoksulluğa, Kürt sorununa ve kadın sorununa yaklaşımları ve politikaları ortadadır. Bu mevcut politikalar içinden bir temsil; genelde ülke sorunlarına, daha özelde de kadınların yaşamlarındaki sorunlarına nasıl bir fayda sağlayabileceği üzerinde, ciddiyetle düşünülmeyi hak eden bir konudur. Örneğin yoksulluk, ülke genelinde büyüyen bir sorunken, yoksulluğun giderek kadınlaştığı ve binlerce kadınının canını yakar bir noktada olduğu bilinmektedir. Yoksulluğun kadınlaşmasından kasıt da hem yoksulluğun kadınlar içinde daha yüksek olması; en yoksul kesimleri kadınların oluşturması, hem de yoksulluğun yükünü daha çok kadınların çekiyor olmasıdır. İşsizlik için de benzer bir durum söz konusudur. İşsizlik genel olarak can yakıcı bir durumdayken, en kolay ve çabuk işten çıkartılan ya da piyasalardaki rekabette iş bulma şansı daha zayıf olan kadınlardır.
Bu bağlamda yoksulluk ve işsizlik, sonuçları ile birlikte kadınların çok yoğun ve acil sorunlarının başında gelmektedir. Oysa bahsi geçen partilerin ekonomik politikaları, bırakalım bunları azaltmayı hedeflemeyi, işsizliği ve yoksulluğu devam ettirecek ve artmasına hizmet edecek yöndedir. Yıllardır gerçekleştirilen uygulamalar bunu doğrular niteliktedir. Peki bu politikaların yürütücüsü olacak bir kadın temsilci, yoksulluk ve işsizlikten mustarip yüzbinlerce kadının yaşamında neyi değiştirebilecek, onları nasıl temsil edebilecektir?
Kürt sorunu, ülkenin demokratikleşmesinde en acil ve yakıcı sorundur. Ve bundan en ağır etkilenen Kürt ve Türk analar, artık çocuklarının ölmesini istememekte; en çok ve acil olarak istedikleri şeyin, artık kan dökülmemesi ve barış olduğunu her platformda dile getirmektedirler. Bahsedilen partilerin ise Kürt sorunu karşısında izledikleri politika, çatışmayı devam ettirmekte, çözümsüzlüğü sürdürmektedir. Barışın ve kardeşliğin, Kürt halkının demokratik haklarının savunuculuğunu yapamayan hiçbir kadın temsilci, barış isteyen binlerce kadının temsilcisi de olamayacaktır.
Diğer bir nokta, mevcut burjuva partileri ve bu partiler içinde aday olma konusundaki çıkar ve güç ilişkileridir. Buralarda aday olabilmek demek, kirli ilişkiler içinde birbirini ezmek, alt etmek, çıkar çatışmasında daha fazla güce sahip olmak demektir. Bu anlamda kadınlar, bu kurtlar sofrasından sıyrılıp kendilerine bir yer açabilseler dahi, bu kadınların hangi kadınlar olduğu önemlidir. Daha açık ifade etmek gerekirse; burjuva partilerdeki kirli ilişkilerden başkalarını, başka kadınları alt ederek çıkacak olan kadınlar, mevcut iktidar ilişkileri içindeki ayrıcalıklı kadınlar olacaktır. Ve ülkedeki ezilen milyonlarca kadını, ne kadar ve nasıl temsil edebilecekleri şüphelidir. Hatırlarsak; AKP 81 ilde, 81 kadın aday çıkaracağını ilan etmiş ve bu, kampanyanın temsilcileri tarafından iyi bir tutum olarak değerlendirilmişti. AKP’nin iktidarlığı süresince izlediği politikalar ve bu politikaların, kadınların yaşamı üzerindeki olumsuz etkileri düşünüldüğünde; 81 kadının hepsi seçilse bile, bunun biz kadınların yaşamlarına olumlu etkiler getireceğini beklemek, en hafif deyişle hayalcilik olacaktır.

Gerçek temsilcileri belirlemek...
Bu nedenlerle, kampanyanın salt tüm siyasi partilerin içindeki kadın aday sayısını artırmaya kitlenmiş olması ve kadınların yaşamsal talepleri karşısında bu partilerin politikalarının ne olduğunun gözden kaçırılması, bizzat kadınların kendi yaşamları ve gelecekleri için tehlikelidir. Kadın örgütlerinin ve kadınların sorunlarına duyarlı kesimlerin şimdiye kadarki deneyimleri bile, kadınların hangi politikanın temsilcisi olarak Meclis’te bulunduğunun son derece önemli olduğunu ispatlar niteliktedir. Kadın örgütleri, birçok talep için daha duyarlı olabilecekleri öngörüsüyle, Meclis’teki kadın milletvekillerine başvuruda bulunmuş, her defasında hayal kırıklığına uğramıştır.
Bunların yanında, bir süredir ülkede yaratılan laik-şeriatçı kamplaşması, tartışmayı daha da kritik hale getirmektedir. Kadınlar, bu sürecin aktif nesneleri durumuna itilmektedir. Şeriat tehdidi ile kadınlar, Cumhuriyet’e ve özgürlüklerine sahip çıkmak adına, darbeleri düzenleyenlerin; demokratik hakları törpüleyenlerin safına davet edilmektedir. Oysa ki iki cephede de kadınların talepleri; yoksulluk ve işsizliğin çözümü, barış, kadınları eve kapatan ya da çalışma yaşamında ezen koşulların değiştirilmesi söz konusu edilmemektedir. Tam da bu noktada kampanya, tartışmayı başka bir yere kilitleyerek buradaki tehlikeyi bulanıklaştırmaktadır. Bu süreçte ihtiyaç duyulan, kadınların gerçek talepleri etrafında bir araya gelerek politikalar üretmelerinin ve gerçek temsilcilerini belirlemelerinin yollarını açmaktır.

Aylin Akçay
www.evrensel.net