Fotoğraf: Evrensel

Demokrasi için birlik, barış için sağduyu

Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Levent Tüzel, çeşitli baskı ve yönlendirmelerle gidilen 22 Temmuz seçimlerine, 23 Temmuz ve sonrasını öngören bir bakış açısıyla hazırlanmayı esas aldıklarını söyledi


Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Levent Tüzel, çeşitli baskı ve yönlendirmelerle gidilen 22 Temmuz seçimlerine, 23 Temmuz ve sonrasını öngören bir bakış açısıyla hazırlanmayı esas aldıklarını söyledi. Halkın gerçek temsilcilerini Meclis’e taşımanın önemine vurgu yapan Tüzel, “Sadece Meclis’te demokrasi güçlerinin bir grubunu oluşturmak değil bu halk temsilcilerinin çalışmalarının toplumsal destekçisi olacak halk örgütlenmesi ve hareketini her yer ve düzeyde oluşturmak gerekir” dedi.

- Cumhurbaşkanlığı krizi ve Genelkurmay’ın muhtıra niteliğindeki açıklamasının ardından gündeme gelen bir seçim sürecinin içindeyiz. Nasıl bir seçim sürecinden geçiyor Türkiye?

Olağanüstü koşullar altında girilen ve sürdürülen bir seçim sürecindeyiz. Seçimler hükümet ve destekçileri ile milliyetçi kimlikli muhalefetin iktidar kavgası olarak zamanından çok önce yapılıyor. Daha doğrusu böyle giderse yapılıp yapılmayacağı dahi tartışılan bir seçim bu. Hükümet karşısında devlet iktidarını temsil eden güçler bütün yol ve yöntemleri kullanarak sistemi yeniden düzenlemek istiyor.
Kendi koydukları baraj ve yasakçı seçim sisteminin yol açtığı dengesiz Meclis oluşumunun yarattığı problemler karşısında merkez sağ ve merkez solda birleşmeyi sağlayarak AKP de dahil bunlar dışındaki bütün güçleri zayıflatmak ve devre dışı bırakmak istiyorlar. Sürdürülen “Cumhuriyet tehlikede” kampanyası, provokasyon ve cinayetler, Kürt siyasetçiler üzerinde yoğunlaşan baskılar, yargı, üniversiteler ve bürokrasinin devreye sokulması, seçim mitinglerine dönüşen cumhuriyet mitingleri, muhtıralar ve devlet partisi gibi açıklamalar yapan TSK komutası, yeniden artışa geçen asker cenazeleri ve nihayet patlatılan bombalar seçim ortamının terörize edilmesine yol açmıştır. Bütün bunlardaki amaç kendini cumhuriyetin koruyucusu ve kollayıcısı gören güçlerin temsil ettiği devlet siyasetini yeniden egemen kılmaktır.

-Cumhuriyet mitinglerinde dile getirilen “solun birleşmesi” talebine uygun olarak CHP-DSP birleşmesi gündeme geldi. Böylesi bir birlik halkın beklentilerine ve Türkiye’nin birikmiş sorunlarına çözüm üretebilir mi?

Mitinglere katılan halk yığınlarının kürsülerden yönlendirilerek, anlaşılır ve masum olan “birleşin” talepleri bu partiler tarafından oya dönüştürülmek istenmektedir. Bu birleşmenin ve çiftleşmenin seçim pazarlığı ve baskılanan ortam üzerinden yapıldığı çok açık. Sorunlara çözüm üretme kapasitesi ise yok denecek düzeyde. Sosyal demokrat CHP basiretsiz muhalefetinde de halkın taleplerinin savunusunu yapmamış, bütün siyasetini sahte laiklik kavgası üzerine kurmuştur. Bu onlar için kaçınılmazdır da.
Çünkü AKP’nin izlediği dış politika, ekonomi, Kürt sorunu ve demokrasinin diğer meseleleri gibi birçok konuda farklı bir siyaseti yoktur. ABD ile vizyon anlaşması yapılırken ya da üslerin görev süresi uzatılırken, yeni silah alım anlaşmaları yapılırken, Lübnan’a asker gönderilirken sessiz kalmıştır. Sosyal güvenlik tasfiye edilirken, asgari ücret saptanırken, büyük sermayeyi kollayan vergi indirimleri yapılırken yine sessizdir. Irkçı gösteriler altında TCK 301. madde tartışması yapılırken en tutucu ve saldırgan politikayı bunlar izlemiştir. Kastettiğim Meclis’teki oylamalar ve şovlar değil. Gerçek ve etkili şekilde emekçi yığınların talepleri için harekete geçmektir. Baykal şu sıralar yaptığı açıklamalarda sermaye düzeni ve piyasaların beklediği ekonomik politikaları yürütmeye hazır olduklarını söyleyerek onların gözüne girmeye çalışmaktadır. Çünkü patronlar AKP’nin yürüttüğü ekonomiden ziyadesiyle hoşnutturlar.

-Ankara’da gerçekleşen bombalı saldırı sonrası DTP, ÖDP ve SDP genel başkanları ile birlikte basın toplantısı düzenlediniz. Bundan sonra da provokatif özellikli gelişmeler beklenebilir mi?

Bunu zaten Genelkurmay Başkanı söylemedi mi? Terör gibi herkesin dönüp istediği gibi kullanabileceği yöntemler ortada oldukça bundan yararlananlar çıkacaktır. Türkiye devlet yönetimi bu açıdan hayli zengin tecrübelere sahiptir. O nedenle büyük kentlerde bombalama eylemleri beklenmelidir diye habercilik yapılabilmektir. Onlara bu kozu vermenin sorumsuzluğu bir kenara böyle zamanlarda işbaşında olan özel psikolojik harekat uzmanları senaryolarını uygulamaya sokmaktadır. Bu çete organizasyonlarının kaynağına hiçbir zaman inilememektedir. Çünkü ortada demokrasi yoktur. Biraz ileri gittiğinizde karşınıza devlet işleyişi ve kurumları çıkmaktadır. Ancak giderek halk yığınları bu tertiplerin arkasındakileri daha çok sorgulamakta, her gösterilen adresi körü körüne onaylamamaktadır. Şemdinli böyle bir şeydi örneğin.

-Ankara’daki bombalama olayından sonra sınır ötesi operasyon tartışmaları yeniden gündeme geldi. AKP milletvekilleri polise tanınan yetkilerin sınırsız hale getirilmesi için Meclis Başkanlığı’na bir teklif sundular. Bu gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?

İşte size basit bir sorgulama yöntemi. Saldırı kime hizmet etmiş, neyin önünü açmıştır, kim ne için yararlanmıştır? Halkın can verdiği bu saldırıdan hedef gösterilen Kürtlerin ne menfaati olabilir? Ancak Kürtlere düşmanlık ve kutuplaştırma açısından epey iş görecektir kuşkusuz. Ne yazık ki egemen siyaset kan ve terör üzerinden yürütülmektedir. Dış düşman, dış tehdit söylemi milliyetçi şoven bir akım üzerinden hem hükümet sıkıştırılmakta hem de belirttiğiniz gibi demokrasi rafa kaldırılarak olağanüstü yetkiler devreye girmektedir. Bu bir çırpıda olmamakta kuşkusuz. Uzunca bir süredir linç ve provokasyonlar, Türk bayrağının olur olmaz her yerde kullanılarak saptırılması ve istismarı, bunlara eşlik eden terör eylemleri devlet ve güvenlik kavramlarının güçlendirilmesi ihtiyacını doğurmuş, kurt dumanlı havada işini görmüştür. Olan elbette ki emekçileri, demokrasi isteyen halk yığınlarını ezerek yönlendirmenin adıdır.

- Kürtlerin parlamentoda temsilinin önüne geçilmesi için çeşitli girişimlerde bulunuldu. Türklerin, birlikte yaşadıkları Kürtlerin temsil edilmesinin engellendiği bir “demokrasiye mecbur” bırakılması olarak da yorumlanamaz mı bu girişimler?

Artık bu yok saymakla, Türklüğe mecbur etmekle, ezerek sindirerek bastırmayla bu işin gitmediğini bir kısım devlet benim diyenlerin dışında herkes görmektedir. Çatışma buradan doğmakta, iktidarı paylaşmak istemeyenler Kürt sorununun çözümsüzlüğü üzerinden güçlerini sergilemektedir. Ancak nereye kadar? Nereye kadar bu ölümler ve tertipler sürecektir. Başka bir ülke yoktur ki kurulduğundan bugüne kendi halkını, insanlarını öldürsün. Başka bir ülke yoktur ki işine gelmediğinde kendi kurduğu düzeni altüst etsin. Başka bir ülke yoktur ki halk iradesi önüne bu kadar engel çıkartarak, milyonlarca insanı kimliksiz bir yaşama mahkum etsin. Bu böyle gidemez. İşte burada tek sığınacağımız nokta birlik, barış, kardeşlik ortak yaşam ve özgürlük isteyen halkımızın sağduyusudur.
Asker cenazelerinin sorgulanması, patlayan bombaların sorgulanması, bütün düşmanlık girişimlerine rağmen iki halkın ortak yaşama iradesinin korunması, tarihsel, sosyal ve kültürel birliktelik sağduyuyu harekete geçirecektir. Böyle olduğu içindir ki her türlü hukuk dışılık ve oyuna rağmen halk çözüm için sesini daha çok yükseltecektir.
EMEP’in hazırlıkları
Partimiz seçimleri düzenin açmazları ve çözümsüzlüğü karşısında halk yığınlarını aydınlatmanın, birleştirmenin ve kendi güçleriyle Meclis’te yer almalarını sağlamanın bir çalışması olarak değerlendirecektir. Yasal zorunluluklar nedeniyle birçok yerde seçimlere kendi ve demokrasi güçlerinin belirlediği adaylarla girecek olan partimiz aynı zamanda “demokrasi için birlik” anlayışıyla güçlerini birleştirmiş bütün emek ve demokrasi güçlerinin bağımsız ortak adaylarla seçime katılmasını destekleyecektir. Bizler sadece bugünü düşünerek hareket etmek değil, giderek daha güçleşen koşullar altında ülkenin geleceğinin ve halklarımızın gerçek temsilcileri olarak sorumlulukla hareket etmek ve 23 Temmuz sonrasını düşünmek durumundayız. Sadece Meclis’te demokrasi güçlerinin bir grubunu oluşturmak değil bu halk temsilcilerinin çalışmalarının toplumsal destekçisi olacak halk örgütlenmesi ve hareketini her yer ve düzeyde oluşturmak gerekir.
Yoksulluk ve eşitsizliğe karşı program
-Seçim programınızda neler yer olacak?
Partimizin seçim programında; bağımsızlık üzerine kurulmuş ve düzenlenmiş ekonomik program ve politik ilişkiler, halkın işsizlik ve yoksulluğunu, gelir adaletsizliğini önleyecek, eğitim ve sağlığı güvenceye alacak halkçı, sosyal ve ekonomik politika ve tedbirler, halk iradesinin her aşama ve düzeyde gerçekleşmesi için önündeki engellerin kaldırılması, başta Kürt sorununun barışçı çözümü olmak üzere demokrasinin eksiksiz savunusu ve son olarak din ve laiklik istismarına son verilerek inanç ve ibadet işlerinin kamusal alandan çıkartılarak kişisel alanda kullanılmasını düzenleyecek gerçek bir laiklik içeren düzenlemeler yer alacaktır. Kullanacağımız sloganların başında “Demokrasi için birlik barış için sağduyu” gelecektir. Teşekkür ederim.
Çalışmalar geçmiş seçimlerde edinilmiş tecrübelere dayandırılıyor
-EMEP, DTP, ÖDP ve SDP’nin 22 Temmuz seçimlerinde halkın “birlik” beklentisini dikkate alan temaslar gerçekleştirdiklerini biliyoruz. Bu görüşmeler hangi noktaya geldi? Emek, barış ve demokrasiden yana olanları umutlandıracak bir noktaya gelindiğini söyleyebilir miyiz?

Çok hızlı şekilde seçim ortamına girilmiş olması birlikte hareket etmesi beklenen güçlerde bir ölçüde bir zafiyet yaratmış olsa da bu aşılmaktadır. Seçim tarihi belli olmadan çok önce yapmış olduğumuz “demokrasi için birlik” çağrımız, mevcut burjuva ve gerici kamplaşmaların dışında bir seçenek oluşturma zorunluluğumuz, artık yeter diyen yığınların istekleriyle buluşuyordu. Bugün baraj engeli karşısında, dinci muhafazakar ve milliyetçi blokların dışında halk güçlerinin kendi bağımsız ortak adaylarıyla seçime girme anlayışı birçok çevrede konuşuluyor ve olgunlaştırılıyor. Kürtlerin Meclis’te temsili önemli ve elbette demokrasi isteyen herkes bundan yana olmalı. Ancak sadece bu değil, olması gereken gerçek bağımsız ve demokratik bir ülke için mücadele eden bütün güçlerin ortak hareketini temsil edecek bir birlikteliğin, bütün Türkiye halklarını kucaklayacak ve kendisini seçenek olarak sunacak bir ortaklığın seçimlerde birlikteliğini örgütlemek önemlidir. Halk yığınlarının karşısına Kürt sorunu ve demokrasi için çözüm, halkın ezilmediği bir ekonomik politika ve birbirine karşı kutuplaştırılmadığı gerçek bir laiklik için hazırlanmış bir program ve birliktelikle çıkmak Türkiye’nin geleceğini ve kaderini etkileyecek bir adım olacaktır. Geçmiş seçimlerde bu açıdan edinilmiş önemli tecrübeleri geliştirmek zorundayız. Şu aşamada görüşmeler ve çalışmalar buna hizmet eder bir yönde gelişmektedir.
Fatih Polat
www.evrensel.net