En radikal savaş çığırtkanı

Bugünlerde 10’uncu yılını kutlayan Aydın Doğan gazetesinin kurulduğu günlerdeki havayı çok aradığı bilinen bir şey.


Bugünlerde 10’uncu yılını kutlayan Aydın Doğan gazetesinin kurulduğu günlerdeki havayı çok aradığı bilinen bir şey.
Ne yazarlarında, ne haberlerinde nispeten daha cesur ve farklı bir yayın çizgisine sahip gazeteyi bulmak mümkün. Okurun ilgisi kalmadı ama daha kötüsü de var. Patronun da ilgisi azalıyormuş. Çünkü gazetenin tirajı 30 binlerden bir türlü çıkamadı. Ama çözüm niyetine keşke geçen yaz yaptıkları gibi magazin haberlerine ağırlık verselerdi.
Artık tiraj için midir, bütün iddialarından vazgeçtikleri için midir, fikirlerini tümden değiştirdikleri için midir bilemiyorum, ama öyle bir araziye uyma, “merkeze” yaklaşma çabası var ki, ortaya çıkan manzara çok acıklı.
Cuma günkü “Mesut Yılmaz dönüyor! Müjde!” başlıklı haberin bir espri olduğuna inanmayı çok istiyorum. Geçici, istisnai bir örnektir diye üzerinde durmaya çok niyetim yoktu. Ancak savaş çığırtkanlığında “Türkiye Türklerindir”ci büyük abisi Hürriyet’i geride bırakmaya eğilimli olduğunu görünce, gazetenin tamamen araziye uyduğunu fark ettim.
Bu radikalliğin tek anlamı, halka düşman olan ne varsa kucak açmak türünden bir radikallik olabilir.
Cumartesi gününün manşeti, Hürriyet’in bir haberini “terör” meselesinin ciddiyetini anlayamamakla eleştiriyordu. Okurken, yine bir yerlere savaş açmaya hazırlanan Bush konuşuyor sanabilirsiniz: “Terör can alıyor, onların derdi çay” diyerek görevden alınan koordinatör Edip Başer’in yardımcısının hükümetin kendilerine pek sevecen davranmadığını anlatan habere yanıt veriliyordu.
Böyle konularda Hürriyet’ten daha saldırgan tutum almak hakikaten zordur, takdir etmek gerek.
Aynı gün, genel yayın yönetmeni İsmet Berkan, kibarca “operasyon için ne bekliyorsunuz” demeye getiriyor, akıllar veriyordu. “Bugüne kadar yapılan bütün operasyonlarımızın uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru sebepleri vardı” buyuruyordu Berkan. “İzne falan da gerek yok” diyordu. Yani Kuzey Irak’a operasyon düzenlenmesi gündemi sırasında uygun gördüğü tek tartışma buydu: Ordunun Meclis’ten izin almasına gerek olup olmadığı. Bu işte “derin” bir parmak olup olmadığı değil, sorunun askeri yöntemlerle çözülüp çözülmeyeceği değil, operasyon yapılırsa sonuçları ne olacağı değil, ülkenin bu gerginlik ve çatışmadan ne kadar zarar göreceği ya da görmeyeceği bile değil... İzin alınması gerekip gerekmediğine takıyor, hem de soruya saldırmamak için hiçbir neden yokmuş gibi yanıt vermekte sakınca görmüyor.
Patronun kucağında yapılan “solcu” gazetenin vardığı nokta, en radikal savaş çığırtkanı olmakmış. Bize de, Radikal okurlarının bu rezilliğe daha fazla tahammül etmeyeceklerini ummak düşüyor.
www.evrensel.net