GÜNCEL

  • Dört AKP’li milletvekili, ‘Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ vermiş. Bu teklif ile “AB’ye Uyum Paketleri” ile yapılan bazı değişiklikler eski hale getirilmek isteniyor.


    Dört AKP’li milletvekili, ‘Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ vermiş. Bu teklif ile “AB’ye Uyum Paketleri” ile yapılan bazı değişiklikler eski hale getirilmek isteniyor.
    Milletvekilleri yasa değişikliği teklifini “Polisin suçla mücadele ve özellikle suçu önlemedeki etkinliğini artırmak amacıyla Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’ndaki hükümlerin eksikliklerinin giderilmesi ve suç öncesi alanda yeni yetkilerin tanzim edilmesi amacıyla polisin kişileri ve araçları durdurması ve kimlik sorması ile ilgili yeni bir madde ihdas edilmekte ve önleme araması, zor ve silah kullanma ile ilgili bazı düzenlemeler yapılması öngörülmektedir” biçiminde açıklıyor.
    Yani, suçu önleme gerekçesi ile yine binlerce polis darbe gecelerinde olduğu gibi yolları çevirecek, otomobilleri durduracak, üst araması yapacak, kimlik soracak, “GBT’de aranıyor görünüyorsun” diye yüzlerce insanı gözaltına alacak ve yargısız infazlar tekrar gündeme gelecek.
    AKP bir süre öncesine kadar yüzüne sahte bir demokrat maskesi takmıştı. Bu maskeden onlarca yıldır demokrasi hasreti çeken bazı aydınlar etkilenmişti. Neredeyse AKP’yi Türkiye’nin gelmiş geçmiş en demokrat partisi ilan edeceklerdi ki AKP gerçek yüzünü bütün çıplaklığı ile gösterdi. Belki, taktığı maskenin seçimlerde kendi aleyhine olacağını düşündü.
    Şimdi, AKP-CHP-DP gericilikte yarışıyorlar. Her biri ‘Kürtleri ben daha iyi ezerim’ diye bağırıyor, ‘Kandil’i ben vururum, Kerkük’ü ben alırım’ diye efeleniyor. Ağar’ın doksanlı yılların başında yaptıkları ile övünüp ‘elli gün sonra iktidar olunca yine aynısını yapacağım’ sözüne AKP polis yasasını Ağar’ın dönemindeki yasaya çevirmekle uğraşıyor.
    Sermaye basını gericiliğin en büyük teşvikçisi.
    Demokrasi güçlerinin bu gidişat karşısında hiç kayıp vermeden birleşmesi tarihi bir zorunluluk. Birlik ve ortak bağımsız adaylarla seçime girmek yükselen milliyetçilik ve gericilik yarışına karşı bir odak oluşturabilir.
    Melih Pekdemir dün Birgün’deki köşesinde bağımsız ortak aday politikasını eleştirmiş. Bu politikayı savunan sosyalistleri yalancılıkla suçluyor. DTP politikalarının kendini temsil etmediğini, sosyalistlerin ise bağımsız olarak değil aslında DTP çatısından bağımsız aday olduklarını, onların oylarına güvendiklerini ve TBMM’ye girerlerse de birkaç sosyalist milletvekilinin orada hiçbir etkisinin olmayacağını iddia ediyor. Herkesi ÖDP’ye oy vermeye çağırıyor. Pekdemir’in çağrısına uyarsak kendisi gibi “sosyalist” olmayan Kürtlere bulaşmayacağız, TBMM’ye de girmeyeceğiz, ideolojimizi ve “sosyalist” siyasetimizi dimdik savunacağız ve meydanı AKP-CHP-DP’ye terk edeceğiz. Belki, arada bir dimdik ideolojimiz ve siyasetimizle hangisi hükümet olacaksa onunla görüşmeye gideriz, demokratlıklarına sığınır ricalarımızı iletiriz.
    Grupçulukla malûl bazılarını ikna etmek belki mümkün değil ama demokrasi güçlerinin birleşip, içinde sosyalistlerin de olduğu otuz civarında demokrasi güçlerinin temsilcisi bağımsız milletvekilini daha TBMM’ye sokmadan böyle bir birlik halkın gerçek umudu ve seçimlerde alternatifi olmuştur. AKP’den, CHP’den hatta Ağar’dan demokratlık bekleyenlerin aksine halkın ileri kesimleri 2002 3 Kasım seçimlerindekine benzeyen bir heyecan ve hevesle seçimlere hazırlanmaktadır.
    Bu kez sonuç 3 Kasım’dan iyi olacaktır.
    Kamil Tekin Sürek
    www.evrensel.net