TABLO

  • Yıllardır sermaye partilerinin yönetiminde bulunan ülkemiz, sosyal politikaları hızla terk etmektedir. Bu hızlı terk ediş beraberinde, yoksullaşma, adaletsizlik, sosyal eşitsizlik, işsizlik, açlık, sefalet gibi sonuçlar ...


    Yıllardır sermaye partilerinin yönetiminde bulunan ülkemiz, sosyal politikaları hızla terk etmektedir. Bu hızlı terk ediş beraberinde, yoksullaşma, adaletsizlik, sosyal eşitsizlik, işsizlik, açlık, sefalet gibi sonuçlar doğurduğu tartışmasızdır.
    Ne hazindir ki bu sonuç işbirlikçi egemen güçler tarafından, bir olgu veya bir kader olarak topluma sunulmaktadır. Oysa, bu durumun bir kader veya bir olgu olmadığı, kapitalist sistemin yerli işbirlikçi haydutları tarafından ülkemiz halkına dayatılan yoksullaştırma ve teslim alma politikaları olduğu ezilen ve sömürülen emekçiler tarafından iyi bilinmektedir.
    Durumun böyle olduğu bilinmesine rağmen, sayısız iletişim araçlarından, üretim araçlarına kadar,bütün etkileme veya etkisizleştirme araçlarını elinde bulunduran kapitalistler ve onların temsilcisi durumundaki iktidar güçleri; yarattıkları çöküşü, halka çıkış gibi sunmaktadırlar.
    Toplumsal yaşamı “yasal güvence” altına almak iddiası ile kaleme alınan ve silahların gölgesinde halka onaylatılan faşist Anayasa’larında yazılı kuralları bile hiçe sayan egemen güçler frensiz uygulamalarına devam etmektedir.
    Adil olmayan ve halkın aleyhine olabilecek her uygulamayı, “serbest piyasa ve ekonomik istikrar” gerekçesi ile izah etmeye çalışan burjuva siyaset temsilcileri, saldırılarına her geçen gün bir yenisini eklemektedirler.Bu saldırı araçlarından biri de vergi uygulamalarıdır.
    Her dönem emekçiler ve yoksul halk için sömürü aracı, tekelci sermaye için rant aracı olan vergi uygulamaları son günlerde yeni bir tartışmaya sahne olmaktadır.
    Dün bu sütunlarda sevgili Tahir Şilkan arkadaşımızın,“Otomatik vergi” başlıklı yazısında ele aldığı; bütün kira gelirlerinde tek oranlı stopaj uygulaması dahil olmak üzere, beyana dayalı diğer gelir vergilerinde de, tıpkı kurumlar vergisinde olduğu gibi “tek oranlı vergi” uygulamalarının tartışılmaya başlandığına tanık oluyoruz.
    Maliye çevrelerinde uzun süreden beri bu konunun tartışıldığı, bu tartışmayı ise;tekelci sermayenin kulübü olan, Avrupa Birliği eğilimlerine dayandırıldığı ifadelerden anlaşılmaktadır.
    Tartışmalı T.C. Anayasa’sında bile vergi konusu bir anlamda eşitlik ve adalet esasları ile “yasal güvence” altına alınmıştır!Anayasa’nın 73.maddesi; “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı , maliye politikasının sosyal amacıdır…” hükmü ile verginin sosyal adalet ilkesi temelinde güvence altına alındığını belirtmektedir!Ancak mevcut uygulamalar tam tersi yöndedir.Bu da yetmiyormuş gibi mevcut çarpık uygulamalara yenileri eklenmektedir.
    Neymiş, kurumlar vergisinde olduğu gibi gelir vergisinde de tek oranlı vergi uygulamasına geçmek gerekiyormuş.Gerekçe:”Yatırımcılarımız bu vergi yükü ile rekabet etme gücünü yitiriyormuş.”
    Bugünkü vergi tablosunda böylesi bir iddiada bulunmak gerçekçi değildir.Beyana dayalı ödenen gelir vergisinin toplam gelir vergisi içindeki payı yüzde 11’ler düzeyindedir. Kaynakta vergi kesintisi olarak adlandırılan stopaj yöntemi ile alınan verginin oranı ise yüzde 89 düzeyindedir.Beyan yolu ile alınan kurumlar vergisinin (kamu işletmeleri dahil) toplam vergi içindeki payı yüzde 9’lar düzeyindedir.Zengin –fakir ayırımı yapılmadan halktan alınan dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki payı ise yüzde 74’lerdedir.Peki vergiyi kimler ödemektedir? Bordro mahkumu emekçiler ve yoksul halkın ödediği açıktır.Bu tabloya rağmen, “rekabet edemiyor” gerekçesi ile tekelci sermaye patronlarına yeni vergi indirimlerine gerekçe hazırlamak en iyi ifade ile işbirlikçiliktir.
    Tek vergi oranı ile vergilendirme uygulaması, “az kazandan az, çok kazanandan çok” vergi hukuku ilkesini çiğnemektir.Zayıf olan kesimi, güçlü olan kesime ezdirmektir.Bu da bir tür faşizmdir.Alın teri ile açlık sınırında ücretlerle çalışan bir emekçi ile patronu durumundaki bir holding sahibinin tek vergi oranı ile vergilendirilmesi hangi vicdana sığabilir?
    Gelir vergisinde tek oranlı vergi uygulamasına geçmek bir yana, kurumlar vergisinde bile artan oranlı vergi uygulamasına geçilmelidir.Çünkü hasbelkadar kurumlar vergisi kapsamında olan küçük ve orta boy bir işletme ile tekelci bir holdingin aynı vergi oranı ile vergilendirilmesi adil bir uygulama değildir.
    Ülkeyi yöneten egemen burjuva siyasi kliklerin iki şeye karar vermesi gerekir: Ya, Anayasa’nın 2.maddesindeki; “Türkiye Cumhuriyeti (….) ,demokratik ,laik ve sosyal bir hukuk devletidir” ifadesini değiştirmeye karar vermelidirler veya bu ilkeye ters düşen bütün anti demokratik, sosyal çöküntü yaratan ve hukuk dışı uygulamalardan vazgeçmelidirler.
    Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak
    www.evrensel.net