Şiir okulundan şiir kongresine

Şiire karşı oluşturulan duvarı Kocaeli Üniversitesi Şiir Etkinlikleri Birimi yıkarak 16-18 Mayıs 2007 tarihleri arasında 1. Ulusal Şiir Kongresi’ni gerçekleştirdi.


Çok önemli öğe olmasına karşın yalnızca ekonomi, bir ülkenin kalkınmasına yetmiyor. Çünkü aslolan, ekonomik değerlerin kullanımıdır. Halkın çoğunluğu tarafından bilinçsizce kullanılan ve birçok ailenin felaketiyle sonuçlanan kredi kartı olayları, bu durumu görüntüleyen örneklerden biridir. Demek ki öncelikli hedef, insanların aydınlanması ve bilinçlenmesidir. Bunun gerçekleşmesi de eğitim-öğretimin sağlıklı bir işlerliğe kavuşturulması, kültürel faaliyetlerin, toplum hayatının içine girmesiyle doğru orantılıdır. Bu nedenle Schiller, “Bizi yaratan doğa, insan eden ise sanattır” demiştir.
Ülkemizde de bir Kültür Bakanlığı vardır. Onun görevi, toplumun sanatla iç içe yaşamasını sağlayacak girişimlerde bulunması olacakken; çoğunu kendi kurumuna bağlı kütüphaneler için satın aldığı kitaplar basmakta, ağırlıklı olarak Osmanlı ve sonrası sanat eserlerinin müzelerde bekçiliğini, uluslararasında da taşımacılığını yapmaktadır.
Eğitim-ögretimin içinde bulunduğu durumu, yediden yetmişe herkes biliyor. Müzeler, gerçeklerinin yerine konmuş taklitleriyle gündemde. Kütüphaneler ise depo olmak gibi bir görev üstlenmişler. Toplum da bu geri gidişin seyircisi olma durumunda bırakılmış.
Sormadan geçilemiyor. İnsanın insanca düşünmesini zorunlu kılan şiir, hem kültür politikasının, hem de bu politikayı yönlendiren insanların hayatının neresinde duruyor?
MÖ 640-584 yılları arasında yaşayan ve çıkardığı yasalarla sınıflar arasındaki eşitsizliği kaldırıp fakir halka toprak dağıtımını kolaylaştıran Yunan filozofu Solon’a, “Vatandaşların en ufak bir kısmına yapılan zarar, hepsine yapılmış gibi sayılırsa o ülke idealdir” dedirten gücün ışığı, şairliğinden, bir anlamda şiirden gelmektedir.
Dil Devrimi’nden sonraki yıllarda, bizim siyaset adamlarımız da sanatsal eylemlerin içindeydi. O yıllarda, (saylav) olarak anılan milletvekillerinin çoğu, kültürel faaliyetlerde yer alır, çeşitli birimlerde çalışma yaparlardı. Bu nedenle siyasetin giderek nitelik kaybetmesini, siyasetçinin sanattan, özellikle de şiirden kopmasıyla açıklamak, sanırım yanlış olmaz.
Beşikteyken kulağımıza ninnilerle dolan, maniler, türküler ve günümüze uzanan çağdaş anlayış süreçleriyle dünyamızı sarıp sarmalayan şiir, şimdi hayatın dışına itilmektedir.Başta posmodernistler olmak üzere, diğer yozlaştırıcı anlayışların da öncülüğüyle anlamsızlaştırılan şiirle toplum arasına buzdağı sokulmak istenmektedir. Dolayısıyla demokratik kitle örgütlerinin yanı sıra yüksekokullar ve üniversiteler de şiire uzak durmaktadırlar.
Şiire karşı oluşturulan duvarı, Kocaeli Üniversitesi Şiir Etkinlikleri Birimi yıkarak 16-18 Mayıs 2007 tarihleri arasında 1. Ulusal Şiir Kongresi’ni gerçekleştirdi. Böylece İhsan Topçu’nun kurduğu Şiir Okulu, birime evrilerek diğer etkinliklerinin dışında ilk kongresini de yapmış oldu. Çalışanından öğrencisine, öğretim üyesinden katılımcısına kadar emeği geçen birçok insan olmasına karşın, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen bu güzel etkinliğin mimarı üç kişi: Prof. Dr. Sezer Ş. Komsuoğlu, Prof. Dr. M. Nejat Gacar ve Şiir Etkinlikleri Birimi Müdür Yardımcısı, Tarihçi Şener Aksu.
Sezer Ş. Komsuoğlu, kongre girişimindeki amacı şöyle açıklamaktadır: “Toplumun yerleşik değerleri arasında en seçkin yerlerden birisini dolduran şiirin araştırılması, öğrencilerimizin pozitif bilimler yanı sıra şiirde yoğunlaşması, onların gelişimlerine katkı sağlayacağı gibi kuşkusuz bu kültürün geleceğe taşınmasına da yardımcı olacaktır.
Şiir, tartışmasız öncelikle duygu ve sözcük uyumuyla beslenen bir sanat dalıdır. Ancak bu söylem, bilimin temel yöntem ve uygulamalarından yararlanamayacağı anlamını taşımaz. Şiirin edebi duyarlık ile akademik olanakları aynı potada eritmesinin hoş bir sentez oluşturacağına inananlardanım. İşte yurdumuzda ilk kez gerçekleştirilecek olan ‘Ulusal Şiir Kongresi’düzenleme fikri, böylesi bir düşünce alışverişi sonucunda ortaya çıktı.”
M. Nejat Gacar da kongre çalışmalarını ayrıntıladıktan sonra, bilim ve şiir ilişkisini şu sözlerle dile getirmektedir: “Bilim kesin kuralları olan, hipotez aşamasında bile gerçeklere dayanan gözlem, araştırma ve sık sık da kuşkuya gereksinim duyulması gereken bir kavramdır. Şiir ise soyuttan somuta gidip gelen sözcük avcılarıyla, düş gezginlerinin uykusuz gecelerini güzelleyen, ucu bucağı olmayan bir ülke. Şiirin bilim olup olmadığı, geçmişten günümüze pek çok kez gündeme taşınmış, tartışılmış, sonunda zamanın arşivine kaldırılmış bir konudur. Aslına bakarsanız şiire bilim kimliği giydirmek, belki de ona yapılabilecek en büyük haksızlık olacaktır. Şiiri salt bilimsel kurallara uyarlamak, ellerine kelepçe takmaktan başka bir şey değildir… Ancak bu öngörü, şiirin bilimsel kavram, yöntem ve sistematiği kullanamayacağı anlamını da taşımaz. Şairin dünya görüşü, bilimsel dağarcığı şiire güç verir. Didaktizmin albenisine kapılmaksızın, bilimden şiire açılacak bir pencere, tartışmasız yepyeni söylemlerin, dize ve şiirlerin yaşama katılmasını sağlayacaktır.”
Şener Aksu ise kongrenin anlamını ve beklentilerini; “Kongrenin zorluğu, telaşı bir yana, böyle bir kongrenin toplanmış olması umut verici. Türk şairinin şiiri düşünmesi için bir olanak, bir fırsat belki de… Benim için harika bir deneyim olacak. Onca şairi, onca şiir üzerine düşüneni tanıyıp dinleyebileceğim. Birçoğunu şiirlerinden tanıyorum elbette, ama ‘Asıl olan insanı okumak’ derdi annem. Şimdi tek tek şairleri okuyacağım. Geçmiş zamanlarda hayal kırıklıklarım olsa da kongreyi sabırsızlıkla bekliyorum” diyerek açıklamaktadır.
Kongreye yetmişten fazla bildiri özeti sunulmuş, bunlar kitaplaştırılmış, katılımcılar; panel, tartışma ve oturumlarla üç gün boyunca şiiri konuşmuşlardır. Düzenleyiciler de etkinliğin uluslararası boyuta taşınmasını gündemlerine almışlardır.
İnsani değerlerin dibe yaklaştığı bir dönemde, böylesi bir etkinliğin görmezden gelinmesi, aydınlatıcı sanattan korkanların bir refleksi olmanın yanı sıra “Üç gazeteden, yüzbin süngüden daha çok korkarım” diyen Napolyon’u da haklı çıkarmaktadır.
Güngör Gençay
www.evrensel.net