MERCEK

  • Erken genel seçim kararını “politik istikrar ihtiyacı”yla ilişkilendirenler 22 Temmuz sonrasında “daha istikrarlı bir Türkiye”nin “mümkün olduğu” iddiasında olanlardır. Buna inanacak olanların bir kesimi “saf olabilir”.


    Erken genel seçim kararını “politik istikrar ihtiyacı”yla ilişkilendirenler 22 Temmuz sonrasında “daha istikrarlı bir Türkiye”nin “mümkün olduğu” iddiasında olanlardır. Buna inanacak olanların bir kesimi “saf olabilir”. Diğerleri siyasal bönlükle malul değillerse eğer, hakim sınıfın birbirleriyle de mevzi ve iktidar kavgasında olan güçlerinin yedeğinde hareket ediyorlar demektir.
    22 Temmuz sonrasında oluşacak parlamento bileşimi bazı bakımlardan önemli olmakla birlikte, bugünkü gerilimli-çatışmalı politik ortamın “yumuşaması”nı sağlama gibi bir işleve sahip olmayacak ya da olamayacaktır. Başlıca neden Türkiye’nin ve bölgenin istikrarsızlık etkeni sorunlarının daha da ağırlaşmış olmasıdır. Amerikan emperyalistleri Irak ve Afganistan’ın işgalini sürdürürlerken tüm bölgeyi ve bölgenin tek tek her ülkesini diken üstünde durur hale getirdiler. Irak işgaliyle sadece Ortadoğu’nun patlayıcı stoklarına benzin dökülmedi; Kürt sorunu üzerinden Türk-Arap ve Fars milliyetçiliğini kışkırtıcı sömürgeci istismar da yoğunlaştırıldı. Genelkurmay ile hükümet yetkililerinin “sınır ötesi operasyon kararı alınması” üzerine sürdürdükleri “yıpratma savaşı”, ABD’nin Türkiye ve Ortadoğu politikalarına adapte olmada hangilerinin daha iştahlı olduklarından bağımsız değildir. Genelkurmay’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerine muhtıralı müdahalesini sözüm ona hazmedemeyen ve ona “başbakana bağlı bir devlet kurumu olduğu” hatırlatmasında bulunan AKP Hükümeti, aynı kurumun, hükümet kararı olmaksızın sınıra 200 bin asker ve savaş malzemesi yığarak Kürtlere karşı “silahlı gövde gösterisi” yapması karşısında “dut yemiş bülbül” gibi suskundur. AKP ve hükümetinin politikasında ikiyüzlülük belirgin bir özellik ve unsurdur. Polise, sıkıyönetim dönemlerinde dahi verilmeyen yetkiler veren yasa tasarısının kabulü için gösterilen cansiperane çaba, bu parti ve hükümetinin antidemokratik politikalara sadakatinin yeni bir göstergesidir. Kürt inkarcısı şovenist bölücülüğe “laiklik-dincilik çelişkisi” gerekçeli dini bölücülük girişimleri eklenmiştir. Kontrgerilladan “hamiline” imzalı çeklerin peş peşe tedavüle konması için “düğmeye basılmış”tır! Kontrgerilla talimnamesi yürürlüktedir ve özel harekat dairelerine bağlı psikolojik savaş timleri hareket halindedir.
    Patlatılan bombalar ve “canlı bombaların Türkiye’de oldukları” üzerine sürdürülen bombalı propagandayla toplum bir histeri ortamına çekilmeye; bu durum sistem güçleri ve kurumlarının ‘polisiye devlet anlayışı’ çerçevesinde yeniden düzenlenmesi ve yenilenmesi için kullanılmaya çalışılmaktadır. Sermaye basını ve istihbaratçı zaptiye müdürü sorumluluğuyla hareket eden yazarlar herkesi, “terörle mücadelenin elamanları olarak hareket etme” ye çağırmakta, muhbir vatandaşlığın toplumda yaygınlaştırılması için kampanya yürütmektedirler. “Bölücülüğe ve şeriatçılığa karşı mücadelenin daha çok önem kazandığı” propagandasının eklenmiş ya da takviye edilerek güçlendirilmiş yakın hedeflerinden biri “yeni Anafartalar destanı yazmak” olarak belirlenmiştir. Basın-yayın holdinglerinin dört ayağıyla bal yalayan yazarları, “kadife eldiven içinde demir yumruk’ yönetimine ihtiyaç olduğunu” söylemektedirler.
    Hükümet ve devletin “güvenlikten sorumlu kurumları”, “yurttaşların iradelerini serbestçe belirlemeleri için güvenli koşulların oluşturulması”nı bu tür baskı-yasak ve askeri tehditleri yoğunlaştırarak sağlıyorlar. Yüzbinlerin katıldıkları mitinglerde, düzenleyicilerinin suratlarını ekşitmelerine neden olan bağımsızlık ve demokrasi istemiyle darbe istemiyoruz sloganları kitlelerin sosyal-iktisadi ve politik istemlerini gündeme getirecek yönde kışkırtıcı bir işlev görmesin diye, bombalar patlatılarak ve halk kitleleri ülkenin terör tehdidi altında olduğuna ikna edilmeye çalışılarak, kırıntı halindeki haklar da budanmak ve yok edilmek istenmektedir. Kürtlerin ve ilerici-demokratik güçlerin parlamentoyu da bir hak mücadelesi mevzisi olarak değerlendirme girişimlerini bertaraf etmeye yönelik yeni şiddet ve terör kampanyasının hedefinde bu kesimlerle birlikte tüm işçi ve emekçiler var. Dinci gericiliği ve militarist şoven milliyetçiliği bayrak edinenler, sorunlar karşısındaki acizliklerinin bombaların dumanıyla görünmez hale gelmesi ve bu duman ve gürültüyle sersemlemiş kitlelerin yedeklenmesiyle mevzilerini takviye etmeyi hesaplıyorlar.
    Hesap ve planları bozulabilir. İşçi sınıfı ve emekçiler postal tehdidini kabul etmek zorunda olmadıkları gibi, bu tehdit nedeniyle AKP-DP; CHP-DP-MHP; AKP-CHP “alternatifleri”ne de mecbur değiller. Güçlerini birleştirebilir ve militarist milliyetçi kesimlerle din istismarcısı işbirlikçi kesimlerin hiçbirine yedeklenmeden tüm bu kesimlere karşı mücadele ederlerse, bu süreçten örgütlenmelerini ve mevzilerini darbelerden koruyarak ve hatta güçlendirerek çıkabilirler. Bu olanaksız değildir.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net