GÖZLEMEVİ

GÖZLEMEVİ

  • Hepimiz gerginiz.AKP’nin, daha doğrusu Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi cumhurbaşkanı adayını kendisinin ataması inadının yarattığı bir gerginlik bu.


    Hepimiz gerginiz.
    AKP’nin, daha doğrusu Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi cumhurbaşkanı adayını kendisinin ataması inadının yarattığı bir gerginlik bu.
    Sürüyor.
    Alanlara sığmayan partili/partisiz milyonlarca insanımızın uyarılarına rağmen, parlamenter rejimin ancak toplumsal ve kurumsal uzlaşmalarla işleyebileceği mantığını hiçe sayarak, “dediğim dedik” duruşunu değiştirmeyen iktidar, Genelkurmay muhtırasını da aşmanın, orasını burasını delmenin yollarını bıkmadan usanmadan deniyor.
    Ülke, “öne alınmış” diye tanımlanan bir seçime gitmekte.
    İktidar, Çankaya adayını geri çekti çekmesine de, “rejim bloke edilmiştir” diyerek alelacele bir anayasa değişikliği paketini parlamentodan geçirmeye çabalıyor.
    Cumhurbaşkanı Sezer, cumhurbaşkanını halka seçtirecek Anayasa değişikliğini geri gönderiyor, Meclis aynen kabul ediyor.
    Bu konuda AKP’den çok, AKP’ye destek veren Erkan Mumcu’nun tavrı ayrıca ilgi çekmekte. Mumcu AKP’nin uğraşının etrafına mumlar dikiyor.
    Mum diken Mumcu, bu değişiklikle, bir AKP’linin seçilme şansının yine en büyük olasılık olduğunu bilmezden geliyor.
    Artık görevini tamamlamış, cumhurbaşkanı seçimi yapamamakla da işlevini yerine getiremediği kanıtlanmış parlamento, ülkedeki anayasal rejimin rengini değiştirebilecek ekstralara zorlanıyor.
    Ülkenin, yaz aylarında ve sonrasında daha büyük bunalımlara girmesine davetiye çıkartılıyor.
    * * *
    Esasında, birileri bir kenarda abanın altından süngü göstermekte.
    Ama kimlerin bu tür uğursuz senaryolardan yarar umduğu bilinmiyor ya da bilinmek istenmiyor, bildirilmiyor.
    “Laik-dinci”, “İslamcı-Atatürkçü”, “demokrat-laik” ve “halk iradesi-ordu müdahalesi” gibi karşıtlıklara sığdırılmak istenilen ülkemizin ve halkın temel sorunları sürekli gözden kaçırtılıyor.
    Diğer taraftan, “İslami kökenli”, “kökten dinci” iktidar sahiplerinin, aslında tüm anayasal kuralları ve demokratik işleyişleri ret ederek, parmak sayısını bir baskı ve fiili durum gerekçesi haline getirdiklerini halkımın büyük çoğunluğu anlamıyor ya da anlamak istemiyor.
    * * *
    “Bütün bu ahval ve şerait içinde”, siyasetçilerimizin kendilerini tanımladıkları siyasal çerçeve, izledikleri çizgi ve de Türkiye’nin başlıca sorunları karşısında aldıkları tutum, inanın bana yürekleri dağlıyor.
    ANAP, DYP ile çiftleşiyor DP kuruluyor. Böylece, sonu hüsran olmuş başarısız bir dönem partisinin gölgesine sığınılarak, AKP merkezinde, liberal-muhafazakar (dinci) mihrakta hareket olanağı bulacakları sanılıyor.
    Esasında, seçim sonrasında muhtemel bir DP - AKP koalisyonunun temeli atılıyor.
    CHP desen, MHP’nin merkezinde. Asker-sivil, kendisini Kemalist olarak tanımlayan çevreler de işte bu çerçeve içinde tablolaşıyor, tokalaşıyor.
    Geleneksel güç odakları ise bambaşka bir alem… Onlar, “Milliyetçi-laik” bir odak araştırıyor.
    Kalıyor geriye “Demokrasi Güçleri Odağı”
    Kim bunlar?
    Bunlar DTP’den EMEP’e, ÖDP’den SDP’ye siyasal partiler…
    Veee çeşitli sol siyasi çevrelerle, aydınlarla, ilericilerle, dönmeyenlerle demokrat çevreye ulaşan bir odak.
    Dikkat buyurun, budak değil bu… Odak…
    * * *
    Çamaşır teknesi gibi çalkalanan toplum, ne yazık ki bu odağı bilmiyor, dolayısıyla ülkenin başlıca sorununun demokratikleşme olduğunun ayırtında da değil.
    Baksanıza, cumhuriyetin kuruluşundan günümüze Sünni mezhebin özel bir yorumunun, adeta bir devlet dini gibi dayatılması olarak uygulanan laisizm, günümüzde hâlâ 84 yıllık cumhuriyet tarihinin ve demokratikleşmenin başlıca iki sorunundan biri olarak gösteriliyor.
    Laisizm ve ikincili Kürt sorunu nedeniyledir ki, asker ve sivil kimi güç odakları kendilerini, “cumhuriyetin koruyucusu ve kollayıcısı” olarak ortaya atıyor.
    Bunlardan ekonomik ve siyasal rant sağlanıyor.
    “Cumhuriyetin tehdit altında” olduğu söylemi üstünden gerilim ve çözümsüzlükler yaratılıyor.
    Kürt sorunu, laisizm sorunu, şeriat tehlikesi vaveylaları arasından üretilen gerilimle ifade ve basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü baskı altında tutuluyor.
    Özgürlükler sorunu; bölücülüğün, Türkiye’yi tehdit eden dış güçlerin oyunu olarak gösteriliyor.
    * * *
    “O halde ne yapmalı” diye soran sesini duyuyorum Eyyy Benim Sevgili Okurum…
    Ben tüm demokratları, ilericileri, aydınları, uygar din adamlarını, DTP, EMEP, ÖDP, SDP gibi ilerici demokrat siyasi partilerin yöneticilerini, temsilcilerini, sendikaları, emek ve meslek örgütlerini, alevi derneklerini, çevre örgütlerini, vakıfları senin bu sorun karşısında bağıra çağıra birlik olmaya çağırıyorum.
    Hemen şimdi, hem de ivedilikle.
    Sen istedin diye…
    Üstün Akmen
    www.evrensel.net