MERCEK

MERCEK

  • 22 Temmuz seçimlerine hazırlanan sermaye partilerinin “seçim kazanma entrikaları” kapsamında başvurdukları “taktikler”, bu partilerin ortak karakter özelliklerine ilişkin kabarık veri yığını da ortaya döküyor


    22 Temmuz seçimlerine hazırlanan sermaye partilerinin “seçim kazanma entrikaları” kapsamında başvurdukları “taktikler”, bu partilerin ortak karakter özelliklerine ilişkin kabarık veri yığını da ortaya döküyor. İşçi ve emekçiler, eğer hak ve çıkarlarının farkında olarak seçimleri değerlendirecek, oylarını da partilerin programlarıyla pratik politikaları arasında tutarlılık olup olmadığını gözeterek kullanacaklarsa, bu partilerin yöneticilerinin sadece ne söylediklerine değil ne yaptıklarına da bakmak zorundadırlar.
    Sermaye partilerinin seçim öncesinde TÜSİAD yönetimi tarafından “sınava tabi tutulmaları” ve yapmış olduklarının irdelenmesi üzerinden yapacaklarına dair taahhütlerde bulunmaları, patron-politik menajer ilişkileri gereğiydi. Büyük patronlar, seçim sandığı kurulmadan önce bu partilerin hizmet deklarasyonlarını, bugüne kadarki hizmetleriyle hizmet kusurlarını “masaya yatırarak” belirlemeyi ve sınamayı yararlı görüyorlardı. Desteklerini de kösteklerini de buna göre ayarlayacaklardı! AKP-CHP ve DP yöneticilerinin izleyecekleri ekonomik sosyal programa ilişkin açıklamaları ve TÜSİAD yöneticilerinin “istek ve uyarıları”nın temel ortak noktasının “istikrarlı büyümenin sürdürülmesi” olarak belirmesi, toplumun yüzde doksanına yönelik ağır sömürü ve baskı politikalarının sürdürülmesinde anlaşma demekti!
    Görev ve sorumlulukları baş patronlar örgütü tarafından böylece belirlendikten sonra, geriye hizmetin layıkıyla yerine getirilmesi için “demokratik rekabet kurallarını aşmayan bir seçim yarışı”nı “başarıyla sonuçlandırmak” kalıyordu. Bu da her tür takla atmayı; sağdan sola, soldan sağa transferleri; satın almaları ve satılmaları meşru hale getiriyordu. Her biri yıllarca sistemin sağcı-solcu partilerinde “hizmet vermiş”; partilerinin yönetim kademelerinde yer almış, kimisi partilerine ideolog düzeyinde yol ve yön göstermiş “parlak politikacı”ların, o “hepimiz biriz-birbirimize benzeriz” özdeyişini doğrularcasına, kirli nehrin iki kıyı çizgisinde yer değiştirmeleri bu zemin üzerinde gerçekleşti. Ertuğrul Günay, Reha Çamuroğlu, Erdal İbrahim Yiğit, Haluk Özdalga ve Zafer Üskül’ün, huzuru AKP saflarına bulmaları; MHP’nin eski “ünlü” yöneticisinin ve Demirel’in “damadı”nın, Baykal’ın “omzu başında” politik ikbal kavgasını sürdürmeye soyunmaları, bu “hepimiz aynı toprakta filizlendik, aynı amaçta birleştik” anlayışının sonucuydu.
    Burjuva politikacılarının-fırıldak gibi sürekli yön değiştirenleri bir yana bırakırsak- hem de bir süre öncesine kadar bulundukları parti, örgüt, kuruluş her neyse, en önünde yer alanlarından bazılarının parti değiştirme eylemlerini, “insanın süreç içinde görüşlerini değiştirmesinin mümkünlüğü”yle izah etmek, olayı basitleştirmek olacaktır. Görüş değiştirmek, evet mümkündür! Ama bunların eylemlerinin ve görüşlerinin zaten bir ortak temelinin bulunduğunu; hepsinin sermayenin çıkarlarını savunan partilerin mensupları olduklarını, adları sağ ya da sol partiye çıkmış olsa da izledikleri politika ve benimsedikleri programlarda kapitalizmin ve burjuva sınıf hakimiyetinin savunulması ve sürdürülmesini esas aldıklarını unutmamak gerekir. İşi kolaylaştıran; sağdan sola, soldan sağa geçişleri sağlayan onların hiçbirinin sömürü sistemine ve onun işsizlik, açlık, yoksulluk, sosyal kısıtlılık, özelleştirme, savaş, işgal ve diğer sonuçlarına esasta itirazlarının olmayışıdır. Bu durum, eğer eylemleri satıldılar diye yorumlanacaksa, etiket değerlerinin sermayeye hizmet ölçütü üzerinden belirlenmesini de sağlamaktadır. Farklı sınıfların çıkarlarını savunan ve davaya bağlılıklarını belli zaman aralıklarında kanıtlamış kimi insanların da olayların gelişmesine bağlı olarak yoruldukları, güçten düştükleri, yılgınlığa kapıldıkları ya da düşmana satıldıkları görülmüştür/görülmektedir. Bu farklı bir durumdur ve bu gibilerin tutumları döneklik olarak da adlandırılabilir. CHP’den AKP’ye, DYP-MHP’den CHP’ye transfer-geçişler ise eski partilerine “ihanet” anlamında “döneklik”le izah edilseler bile sınıf karşıtlıkları temelinde ele alındıklarında, aynı sınıfın hizmetindeki partiler arası gel-gitler kapsamındadır. Bunlar örneğin CHP’nin saflarında olduklarında halka, AKP’nin saflarında olduklarında burjuvaziye hizmet ediyor görülemezler.
    İşçi ve emekçiler, bu partilerin programları ve pratik politikalarının, bazı farklılıklara sahip olsalar da-mevcut sistemin daha iyi sürdürülmesi amacına bağlandığını görmeli; yerine göre birbirleriyle de keskin mücadeleler yürütür görünen bu partilerin hiçbirinin halk kitlelerinin bağımsız-demokratik bir ülkede daha iyi bir yaşam sürdürmeleri için çalışmayı esas almadıklarını ve emekçileri sömürü sistemine bağlamak için çaba gösterdiklerini bilerek hareket etmelidirler. Emekçilerin çıkarı, sermaye partilerinin kitlelerden tecridinin başarılmasındadır ve seçim çalışmaları da bu yöndeki ilerleyişe hizmet etmelidir.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net