SÖZ OLA, TORBA DOLA

SÖZ OLA, TORBA DOLA

  • Sporda şiddet konusu tartışılır durur, önlem için düşünülür durur, yasa çıkarma başta olmak üzere kimi düzenlemeler yapılır durur ya!..


    Sporda şiddet konusu tartışılır durur, önlem için düşünülür durur, yasa çıkarma başta olmak üzere kimi düzenlemeler yapılır durur ya!.. Tüm bu çabalara(!) karşın bir sonuç da bir türlü alınamaz ya!.. Sonuçta yine durup durulur ya!..
    Düşündüm durdum ben de bu işin sonu neye varacak diye. Herkes bir şey yapıp dururken ben boş mu durup duracaktım.
    Derken bir pazar sabahı erken açtım gazetenin televizyon sayfasını ve televizyon kanallarının yayın akışını gösteren bölüme daldım gittim elimde kağıt kalemle. Baktım durdum; sonra da utandım durdum. Çünkü, günün akşamında ve on kanalda çeşitli adlarda sözde spor; ama özde ayaktopu izlenceleri vardı. Üstelik en kısası doksan dakika sürecek gibi görülüyordu. Araya sokulan tanıtımlar sayılmazsa; söz de uzamazsa eğer.
    Böylece pazar akşamları geceye dönüşürken pek çok kanalda bir ayaktopu savaşı yaşanacak ve bu savaş da toplam 1230 dakika sürüp duracaktı. Benim yaptığım işleme göre de 20.5 (yirmi buçuk) saat. Üstelik de bu iş kolunun yıldızı olma uğraşındaki Toroğlu Erman’ın ve çakar çakmaz çakan Ahmet Çakar’ın yiyip durduğu saatler bu rakamın dışındaydı. Biri, bir sonraki gün yayınlandığı için; biri de açık kanalda olmadığı için sokulamadı bu değerlendirmeye. Aslında bunlar da olsaydı işin içinde, süre tam anlamıyla tavana vurup duracaktı, tıpkı bu izlencelerde sözün tabana vurup durması gibi.
    Olacak şey değildir, bir gecede 20.5 saatin laklakla öldürülmesi. Ama bu ülkede olmaktadır işte. Üstelik de sadece ve sadece on kanalda. Üstüne üstlük değişik günlerin değişik saatlerinde canlı ve cansız çok değişik spor izlenceleri yapılıp dururken. Böyle bir gecede, en uzun süreyle TRT 1 başı çekiyordu, kurumun başlı başına bir spor kanalı da olmasına karşın. Gazetenin verdiği bilgiye göre akşamın 8.15 inde başlayıp ertesi günün 00.40’ına değin sürüyordu devletin ayaktopu sunumu. Kendi izlencesinin başlama saatini “24.30” olarak duyurarak günü 24 saatin üzerine çıkartan ya da günü güne ekleyen Mehmet Ali Birand’ın ağzıyla söylemek gerekirse “24.40”a dek. Neredeyse 4.5 saat. Tanıtımsız, şunsuz bunsuz üstelik. TRT’nin diğer kanalları ve diğer günleri de göz önüne alındığında, bir kanalını spora ayırmış kurumda her kanalın spora, özellikle de ayaktopuna bulaştığı görülmektedir ki, bunun ne anlama geldiği de açık olarak durup durmaktadır önümüzde.
    Yine de TRT izlencelerinin hakkını yememek gerekir. Çünkü, bu işi yapıp dururken, süreyi de böylesine sündürüp dururken kendi sinirlerini ve ağızlarını bozmadan işi götürmektedirler. Ancak, onları izleyenler için aynı şeyler söylenebilir mi bilemiyorum. Çünkü, sunanların devletin ağır başlılığına yakışır tutum ve davranışları, ağır ve soğuk konuşmaları, aynı sözü bir baştan bir sondan başlayarak yinelemeleri, yetmeyince de ortadan bir yerden alarak ters yüz etmeleri, dinleyenlerin sabrının taşmasına, büyük olasılıkla da ağızlarının bozulmasına yol açıyordur. Üç dakikalık bir görüntü izleyebilmek için onca bilmişin onca sözünü dinleyip ne yapacağının ve dinledikten sonra onca sözü neresine koyacağının şaşkınlığını yaşamaktadır çünkü adam.
    Devletin televizyonunda dilin canına okuyorlar; ama birbirlerinin canına okumuyorlar hiç değilse diye düşünmek mi, yoksa birbirlerinin canına okusalar da dili rahat bıraksalar demek mi doğru bilemedim doğrusu. Daha çok izleyici çekmek için sözel şiddete yönelik düzmece olayların peşinde koşulması gibi de bir gerçek var bu ülkede. Bu amaçla, bir spor izlencesinde kepaze, dangalak ve benzeri şeyler söylemek; bunlar yetmeyince de belden aşağılara sarkmak yorumcuların birincil görevi oldu neredeyse. Spor alanlarındaki şiddet kınanırken, akcamda şiddetin yaratıcısı ve destekçisi olunmaktadır bilerek; hem de isteyerek. Hem oyun alanlarının içindeki, dışındaki herkese; hem de akcamın her kuşağındaki izlencelerde yer alan herkese örnek olmaktadırlar. Örneğin sabah kuşağındaki kadın izlenceleri şarkılı, türkülü, sarmalı, sarılmalı, göbek ve takla atmalı, attırmalı gösteriler ne yazık ki yetersiz görülmüş, torbalı ahu, balkonlu banuların tekmeli tokatlı performanslarına(!) sığınılmıştır. Yaşamları süresince hiç şiddete uğramamış gibi insanlar da kendilerinden istenileni yapmakta ve salya sümük olanı biteni izleyerek ödüllendirmektedir onları.
    Gündüzleri sağlanan bu başarı(!) gececilerin de ağzını sulandırmış, pop, hop, top star, alaturka, alafranga, buzda dans, dansta caz gibi yarışmalara da bulaştırılmış, yarışmacılar birbirlerine düşürülmüş, seçiciler kendi aralarında bağrışıp düzeylerine yakışır tartışmalar yapar olmuşlardır. Divalar, babalar, analar, bacı kardeşler bununla da yetinmeyerek yarışmacılarla da sıkı bir tartışmaya(!) girmişlerdir. Ve bütün bunları da müzik adına, dans adına, spor adına yapar olmuşlardır. Yani sen at için.
    Bütün kışkırtmaların sonucunda, üstün sıfatına yakıştırılan en büyük kümenin son karşılaşmalarından birinde Ali, Sami, yen, yenemiyorsan ye gibi bir buyruk almışçasına ayaktopu alanının içini de dışını da savaş alanına dönüştüren sarılı kırmızılı yandaşlar utanç dolusu bir görüntü yaratmışlardır.
    Yani durup duruyorduk şunun şurasında, nereden çıktı sen at için, spor için toplumsal barış için tepişmek. Ne demiş Hayyam Usta.

    Gökte bir öküz varmış adı Pervin
    Bir öküz de altındaymış yerin
    Sen asıl iki öküz arasında
    Tepişmesine bak şu eşeklerin
    Üstün Yıldırım
    www.evrensel.net