EMEK DÜNYASI

  • Ankara-Anafartalar’da “canlı bomba” patladı. Patlamanın hemen arkasından olay yerine giden Genelkurmay Başkanı; “Bu tür olayları her büyük şehrimizde beklemeliyiz” dedi


    Ankara-Anafartalar’da “canlı bomba” patladı. Patlamanın hemen arkasından olay yerine giden Genelkurmay Başkanı; “Bu tür olayları her büyük şehrimizde beklemeliyiz” dedi. Ve daha Orgeneral Büyükanıt’ın açıklamasın mürekkebi kurmadan; ülkenin dört bir yanında; “Kuzey Irak’ta eğitim görmüş”, “sınırdan içeri onlarca kilo A-3 plastik patlayıcıyla girmiş” ve “bu bombaları üstünde taşıyan”, Şırnak’tan Adana’ya kadar çeşitli illerde bir dizi kadın ve erkek “canlı bomba” yakalandı! Ve daha anında; bombacılardan itiraflar alındı, bu kişilerin son 10 yılda hangi marifetler yaptıkları “belirlenip” alelacele, gerçek kimlikleriyle kamu oyuna açıklandı!
    Bu, tek bir kalemden çıktığı anlaşılan bilgiler ve açıklamalar TV haber bültenlerinde ve gazetelerde manşet yapıldı. Vatandaşın; yanındaki hamile kadından, sırtında çantasıyla, dünyadan bir haber gibi, öylece duran bir gençten, iyi giyimli olanlar da dahil her kadın ve erkekten kuşku duyması için her şey yapıldı. Çok satan gazeteler ve TV’ler “canlı bomba paniği olsun” istercesine bir yayına başladı. Eskiden güdülen, “Turizm mevsimidir, bu haberler duyulursa turistler Türkiye’ye gelmekten vazgeçer” kaygısı bile güdülmedi. Bir gerçek terörist de bunu ister zaten. Herkes birbirinden şüphelensin, korku her yere sinisin ki; o da amacına varsın! Bunu bu haberleri yapanlar bilmez mi? Bilir elbette. Ama gündemi ancak böyle belirleyebilecekleri için bunu yaparlar; yapıyorlar.
    Ama bu “canlı bombaları”n en azından birinin başına gelenler ibret vericidir. Bir gazetede; “20 kilo bombayı ben getirdim” manşetiyle verilen ve “sınırdan geçerken başarılı bir operasyonla yakalandığı” fotoğrafıyla birlikte manşetten teşhir edilen B.A, gerçekte ne sınırdan geçerken yakalanmış ne üstünde bomba taşımış ne de Irak’ta eğitim görmüştür. Babasının evinde yakalanmış, bir aydan beri Türkiye’de olan bir kişidir. Irak’a da çalışmak için gidip gelmiştir. Nitekim, gözaltına alındıktan 12 saat sonra da mahkemece serbest bırakılmıştır. Ona atfedilen suç uydurmadır ve asılında bir “canlı bomba yakalama” provokasyonuna kurban gitmiştir. Ama bu gerçek, basında yer almaz. Artık herkes onu Milliyet ne yazdıysa öyle bilir!
    Bir başka vaka: Geçtiğimiz hafta iki Amerikan F-16’sı Hakkari’de “sınır ihlali”nde bulunur. Bu, bugüne kadar yapılan 34. ihlaldir. Ama, bu olay Genelkurmay’ın internet sitesinde, “Genelkurmay’ın tepkisi” olarak yer alınca büyür! Ötesini az çok gelişmeleri izleyen herkes biliyor. Bir F-16’nın sınırı bilmeden geçmesinin imkansızlığının teknik gerekçelerinden olayın siyasi anlamına kadar pek çok çözümleme yayımlanır. Günlerce yayın yapılıp; “milli hassasiyetler”, İncirlik Üssü’nün bir Amerikan üssü olduğu, Türkiye’nin 55 yıllık NATO üyeliği ve ABD’nin casus uçuşlarına ihtiyacının olmayacak kadar Türkiye ile içli dışlılığı unutturularak, kaşınır; bu sınır ihlalinin Türkiye’ye nasıl büyük hakaret olduğu ve mutlaka karşılık verilmesi gerektiği günlerce manşetten inmez. Tam bu günlerde Genelkurmay Başkanı; Harp Akademileri’indeki konuşmasında sorar: “Evet Kuzey Irak’a gidersek; orada sadece PKK yok, Barzani de var; onunla da çatışacak mıyız? Hükümet bunu belirlemeli!”
    Basın da hazırdır adeta; Kuzey Irak’ta görev yapan “sivil timler”den birisi; bir trafik kontrolünde peşmergeler tarafından durdurulur: kimlik sorulur, sözle taciz edilirler. İşte haber budur! Manşetlerde artık “peşmerge tacizi “ ve ona verilecek gerekil yanıtın “ne kadar şiddetli olacağı” vardır. Kim bilir bu benzer kaçıncı tacizdir? “Özür de dilenmiş”; “bilmeden çevirme yapılmış, kimlikler görülünce arama yapılmamıştır” denmiştir. Ama maksat üzüm yemek değildir.
    “Yani”si ise açıktır! “Kuzey Irak’ta sadece PKK değil, onlara yardım eden peşmergeler de askeri operasyonun hedefi olmalı; hükümet siyasi kararı böyle almalıdır” denmek istenmektedir.
    Peki, Kuzey Irak’ta gerçekten de peşmergeleri, hatta ABD’nin güçlerini de hedef alacak bir askeri harekat yapma niyeti var mıdır?
    Bunu da kimse söylemiyor. Hatta askeri yetkililer bunu hiç akılcı ve sonuç alıcı bulmuyorlar. Ama, her vesileyle manşetler üstünden bir savaş yürütülüyor. Kime karşı? Giderek, Türk-Kürt, şeriatçı, laik diye bölünüp birbirine karşı kışkırtılan Türkiye halkına karşı, basın ve TV kanallarının gücü kullanılarak bir psikolojik savaş yürütülüyor.
    Tartışılan sanki PKK’ye karşı, Kuzey Irak Kürtlerine karşı, ABD’ye karşı bir operasyon gibi gösteriliyor ama aslında operasyon “içerde”; halkın bilincinin karartılması ve istenilen biçimde saf tutmaları için yürütülüyor ve öyle anlaşılıyor ki; önce genel seçimler sonra da cumhurbaşkanlığı seçimindeki iç hesaplaşma sürdükçe bu psikolojik savaş da sürecek. Demokrasi güçlerine düşen de ısrarla bu oyunu deşifre etmek; gerçekleri halka anlatmaya devam etmektir. Sabırla ve kararlılıkla!
    Seçim çalışması da bu gerçeklerin açıklanması üstünde biçimlendiği ölçüde başarılı sonuçlar almaya aday olacaktır.
    İhsan Çaralan
    www.evrensel.net