MEDİPOLİTİK

MEDİPOLİTİK

  • Sağlık alanındaki neo liberal dönüşüm, hastaları olduğu kadar sağlık çalışanlarını da derinden etkiliyor. Çalışma ve yaşam koşulları zorlaşıyor, iş güvenceleri ortadan kalkıyor, eşitsizlikler artıyor.


    Sağlık alanındaki neo liberal dönüşüm, hastaları olduğu kadar sağlık çalışanlarını da derinden etkiliyor. Çalışma ve yaşam koşulları zorlaşıyor, iş güvenceleri ortadan kalkıyor, eşitsizlikler artıyor.
    Onlar da bütün bu olumsuz gelişmelere karşı örgütleriyle birlikte direniyorlar.
    Doktorlar TTB’de, kamudaki diğer sağlık çalışanları SES’te örgütlenerek hem kendi hakları hem de halkın sağlık hakkı için mücadele ediyorlar.
    Ama ortada bir paradoks var.
    Birçok kez olduğu gibi, “en alttakiler” ne yazık ki en örgütsüz durumdalar.
    Özel sağlık sektöründe çalışanların neredeyse tamamı sendikasız. En modern teknolojileri getirip en modern hastaneleri kurmakla övünen hastane patronları, sıra işçilerin örgütlenmesine gelince en ilkel ve en saldırgan içgüdülerle saldırıyorlar.
    ***
    Kamudaki sözleşmeli personel ya da taşeron firma çalışanlarının durumu ise bir başka dram.
    Hastanelerin modern köleleri, paryaları onlar.
    En kötü koşullarda en düşük ücretle çalışıp her türlü angaryaya katlanmak zorundalar. Yanlarındaki kadrolu çalışanla aynı işi yaptıkları halde çok daha düşük olan ücretleri çoğu kez haftalarca, aylarca ödenmiyor; sigorta primleri yatırılmıyor. Yıllar boyunca senelik izin hakkını dahi kullanamıyorlar.
    Yemekhanelerde bile ikinci (ne ikincisi aslında üçüncü, dördüncü) sınıf insan muamelesi görüyorlar. Kadrolu çalışanlar yemeklerini bitirip karınlarını doyurana kadar yemekhanenin önünde sessizce beklemek zorundalar. Ancak ondan sonra girebiliyorlar içeriye.
    İşten çıkarılmaları için herhangi bir bahane bile gerekmiyor. Zaten ihaleler bir yıllık yapıldığı için süre bittiğinde işlerini kaybediyorlar. Eğer yeni şirkette iş bulamazlarsa işsizliğin ve parasızlığın utanılası koşullarına mahkum oluyorlar.
    Bütün bunlara rağmen ne iş güvenceleri ne de örgütlülükleri olmadığı için seslerini çıkaramıyorlar.
    Daha doğrusu şimdiye kadar çıkaramıyorlardı. Bir süredir durum değişti. Dev Sağlık-İş, kamudaki taşeron işçilerini örgütlemeye başladı.
    Yaptıkları gözlem ve tespitler hem durumun vahametini ortaya koyuyor, hem de insanın içini acıtıyor.
    “Harekete geçen taşeron işçilerinin tepkileri ve istekleri, alışılageldik sendikal isteklerin oldukça dışında” diyor Dev Sağlık-İş; “Bu istekler kısaca ‘insan yerine koyulmak’ başlığı altında toplanabilir. Taşeron işçileri ‘toplusözleşme imzalayarak ücretlerini ve sosyal haklarını geliştirmenin’ öncesinde ‘normal bir işçi’ ve ‘normal bir insan’ sayılmak istiyorlar.”
    ***
    1974 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde kurulmuştu Dev Sağlık-İş. Kuruluşunun hemen ardından önce Çapa Tıp’ta örgütlü Tüm Sağlık-İş’le birleşmişti.
    Sonra da o zamanki Has-İş’le birleşerek DİSK’e katılmış ama bu birleşme, bir dizi sorunu da beraberinde getirmişti. Peşinden 12 Eylül faşizminin baskı günleri gelmiş; yöneticileri ağır işkencelerden geçirilen sendika, ancak 11 yıl sonra tekrar açılabilmişti.
    Şimdilerde kamu hastanelerindeki taşeron işçilerin sesi, umudu oluyor hızla.
    Geçen ay Adana, Bolu, Diyarbakır, İstanbul, Kocaeli, Mersin ve Sivas’tan gelen 200’e yakın delegeyle 7. Olağan Genel Kurulu’nu tamamladı Dev Sağlık-İş.
    Görevi bırakan emektar Genel Başkan Doğan Halis, genel kurulun oybirliğiyle ve alkışlar arasında onursal genel başkan ilan edildi.
    Başkanlığı, daha önce genel sekreterlik görevini yürüten Arzu Çerkezoğlu devralırken genel sekreterliğe Tufan Sertlek, yönetim kurulu üyeliklerine Zeynep Çelik Koç, Mehmet Tok ve Zuhal Tekin İzoğlu seçildi.
    Taşeron sağlık işçilerinin “normal bir işçi” ve “normal bir insan” sayılmak mücadelesine artık onlar önderlik edecekler.
    Başarıları hepimizin başarısı olacak.
    Osman Öztürk
    www.evrensel.net