Fotoğraf: Evrensel

ÖZGÜRLÜKLER

  • 22 Temmuz seçimleri nedeniyle pek çok evde ve siyasal partide, ‘yaz günü gelen bu doludan nasıl zarar görmeyiz ve ne yapmalıyız’ sorusu soruluyor ve konu konuşuluyordu.


    22 Temmuz seçimleri nedeniyle pek çok evde ve siyasal partide, ‘yaz günü gelen bu doludan nasıl zarar görmeyiz ve ne yapmalıyız’ sorusu soruluyor ve konu konuşuluyordu.
    Biz de Ankara’da Metin Bakkalcı için o tarihte Ankara’da olmayı planlamıştık. Bir insan hakları savunucusuna verecektik oyumuzu. Sonra onun bizim oy verdiğimiz bölgenin dışında aday olduğunu öğrendiğimizde, meraklı bekleyiş içersindeyken 4 Haziran Pazartesi sabahı, Şükrü Erbaş müjdesini aldık.
    Oyumuzu bir şaire verecektik.
    Mutlulukla, sevinçle…
    Şiirin Meclis’e girmesinde bizim de katkımız olacaktı.
    Her oy gibi, bizim oyumuz da kıymetlidir.
    İşçi ile patron, beyazla siyah, kadınla erkek, hakimle sanık, generalle uzman çavuşun oyu eşittir.
    Hepsinin bir oy hakkı var ve eşit.
    Müthiş bir gelişme.
    Ve hepsi özel.
    Tercihte bulunacak insanlar.
    Bir hakkı kullanacaklar. Ülkelerinin yönetimine, bir de en üst düzeyde bu yolla katılacaklar, onu yönetecek gücü seçecekler.
    Her oy, yalnızca sonuçları açısından değil oy verme koşullarını taşıyanlar için ayrıca özel ve değerlidir.
    Bir haktır bu.
    İnsan hakkı.
    Seçme ve seçilme hakkını, bütün otoriter sistemler göreve, mecburiyete dönüştürürler.
    Oy vermeyene hapis veya para cezası yaptırımı uygularlar.
    Okullarda görev diye okuturlar. O ülkelerin yöneticileri, yurttaşlara seçme görevlerini hatırlatırlar, otoriter söylemleri ile…
    Yasaklarla ördükleri bir alanı, sanki tam bir özgürlük ve eşit yarış alanı haline getirmişler gibi seslenirler. Barajları tartışmak istemezler, Siyasi Partiler Kanunu’ndaki dil yasakları ile düşünce açıklamasına ilişkin yasakları ve parti genel başkanları ve yönetimlerine tanınan olağanüstü yetkileri konu edinmek istemezler. Seçim yasalarındaki antidemokratik hükümlerin tartışılmasını istemezler.
    Bu seçimde de değişen bir şey yok.
    Ama bizim gözümüz ve gönlümüz muhalefette; ‘devlet iktidarını’ ve siyasal iktidarı, yani merkezi kuşatacak çevrede olacak.
    Zorluklar var. Biliyoruz.
    Onlara güç vereceğiz.
    Yanlarında olduğumuzu hissettireceğiz.
    Halk, antidemokratik düzenin koruyucu ve kollayıcılığını yapanları, militarizmin sesi olanları oylarıyla cezalandıracak.
    Sistemin demokratikleşmesini samimiyetle isteyenleri, insan hakları ve özgürlüklerini, barışı savunanları takdir edecek.
    Halk onlarla birlikte, ekmek ve özgürlük diyecek.
    İkisini de isteyecek. İkisini de bir arada isteyecek. İkisinin de birbiriyle bağlantılı olduğunu bilerek isteyecek. Birini diğerine tercih etmeyecek.
    Sosyalistler, ‘Gotha ve Erfurt Programı’ının Eleştirisi’nde olduğu gibi siyasal demokrasinin temel olduğunun altını çizecekler.
    Özgürlüklerin...
    Özgürlük yoksa ekmek de yok. Var olan da küçülür özgürlük yoksa. O nedenle demokrasi diyecekler, barış diyecekler; özgürlük, eşitlik, kardeşlik, sosyal adalet diyecekler. Elbette ülkelerinin bağımsızlığına hassasiyet gösterecekler, elbette emperyalizme karşı çıkacaklar…
    Ve elbette, savaşa karşı çıkacaklar.
    İşgale…
    Hüsnü Öndül
    www.evrensel.net