08 Haziran 2007 00:00

Şiir Festivali’nden akla takılan sorular

Bu yıl ikincisi düzenlenen Uluslararası İstanbul Beyoğlu Şiir Festivali, 21 Mayıs Pazartesi akşamı düzenlenen Attila İlhan şiir dinletisiyle sona erdi.Malum, her şeyin festivalinin olduğu çağdayız.

Paylaş

Bu yıl ikincisi düzenlenen Uluslararası İstanbul Beyoğlu Şiir Festivali, 21 Mayıs Pazartesi akşamı düzenlenen Attila İlhan şiir dinletisiyle sona erdi.
Malum, her şeyin festivalinin olduğu çağdayız. Düzenleyici kurumlardan biri olan ve festival içeriğini kendilerinin belirlediği açıklanan Tarih ve Toplum Bilimleri Enstitüsü Derneği’nin ve derneği oluşturanların tanınmış politik kimlikleri de göz önünde bulundurulduğunda, bu festivalin toplumcu şairleri buluşturmak, şiirleri halka ulaştırmak gibi amaçlarının olması beklenir. Biz de etkinlikleri bu beklentiyle izledik.
Konuya ilişkin görüştüğümüz Sanat Cephesi’nden Kemâl Kök, “Şiir Festivali” diyince aklımıza şiirin üreticisi ve okuyucusu arasında canlı bağlar kuran ve karşılıklı öğrenmelerin gerçekleştirilesi için okumalar, seminerler, sergiler örgütleyen geniş bir organizasyon geliyor. Ancak Şiirİstanbul Festivali başka kaygıların ürünü ve burjuvazinin İstanbul’u 2010 Kültür Başkenti olarak seçmesi nedeniyle bir çeşit ön hazırlık” diyor. Damar dergisinden Alaattin Topçu ise, salonlara yönelik etkinliklerle arasının olmadığını dile getiriyor.
Sorularımızı, Tarih ve Toplum Bilimleri Enstitüsü ve Festival Düzenleme Komitesi Başkanı Salih Zeki Tombak’a, yer yer polemik şekline bürünen söyleşide sorduk.

Uluslararası İstanbul Beyoğlu Şiir Festivali’nin ilki geçen yıl düzenlendi. Bu oluşumun nasıl gündeme geldiğini açıklar mısınız?
İlk 1991 senesinde Özdemir İnce, Hilmi Yavuz ve Atilla Birkiye’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bütçesinden yaptıkları bir çalışma var. O zaman belediye SHP’nindi, Hilmi Yavuz da belediyenin Kültür Dairesi Başkanı. İkinci kez Özdemir İnce daha büyük bütçe isteyince, Hilmi Yavuz bunun imkanı olmadığını söylemiş, bu konuyu kapatmışlar. O gün devam edilebilseydi, şimdi dünyanın sayılı festivalleri arasına girerdi.
Bütün dünyada olduğu gibi burada da ancak kültür kurumlarının katkısıyla yapılabilir.
Sonra Adnan Özer söyledi bana, ben de ‘yaparız’ dedim ve geçen sene ilkini yaptık.

Belediyeye siz mi müracaat ettiniz?
Önce Nazire Dedeman’a gittik. Nazire Hanım’ın o zaman bir kitabı yayınlanmıştı, Onat Kutlar yayınlamıştı. Sonra, Onat Kutlar, Nazire Hanım’a ‘Şiir Akademisi’ kurma önerisi getirmiş. Biz projemizi anlattığımızda, hemen beş odayı verebileceğini söyleyerek destek oldu.
Belediye olayı şöyle; hükümetten destek almak iyi bir iş değil, yerel yönetimlerden almak lazım, başka demokratik örgütlerden almak lazım, dünyanın her tarafında böyledir.

Hükümetten almak niye iyi değil?
Devlet festivaline döner bu işler, iyi değildir, devlet müdahale eder. Programının dışına çıkartmaz, festivalin muhtevasını kendisi belirlemek ister.

Belediye de müdahale ederse?
Ederse, devlete döner. Belediyeler daha halka yakın kurumlardır. Sivil toplum örgütleriyle devlet işbirliği yapmaz genelde sivil inisiyatiflerle belediyeler işbirliği yapmaya daha yatkındır.

Sivil tolum örgütü diyerek biraz da bu söylemi meşrulaştırmış olmuyor muyuz? Demokratik, bilimsel araştırmacı yönü öne çıksa…
Biz projemizde zaten onları anlatıyoruz. İnternette ‘şiiristanbul’a giren, tarihvetoplum.org’u hemen buluyor. Yaptığımız işler ortada. Birkaç toplantıda bize “sol’cu entelektüel” dediler, biz Marksist, komünist olduğumuzu söyledik.

Anlattığınızdan, herkesin kendi alanından işin yürütülmesine katkı verdiği, maddi bir sponsorluk olmadığını çıkartıyorum...
Geçen sene küçük bir miktar ekonomik bir katkı olmuştu, bu sene biz cepten katkıda bulunduk.

Festivali düzenlerken, şiir ve edebiyatla, kültür-sanatla doğrudan ilgili kurumlar var; yazarlar sendikası, şiir edebiyat dergileri gibi, neden bunlarla ortak organize etmiyorsunuz?
Biz kimsenin elinden bir şey almadık.

Yaşar Miraç, Türkiye Yazarlar Sendikası kongresi’nde, bu projenin kendisine ait olduğunu, mahkemeye başvuracağını açıklamış.
Festival işi zaten dünyada yapılıyor, bu bir icat da değil. Dünyada yapıldığını bilen herkes de “Bu Türkiye’de niye yapılmıyor?” diye bunun ihtiyacını duyar.

Önceki sorumuza dönersek, neden ilgili kurumlarla ortak organize etmediniz?
Eğer böyle bir düşüncesi olsa, Yazarlar Sendikası geçmişte de yapardı zaten. Yıllardır var olan bir kurum, bu konuda bir inisiyatif almamış da ben kalkıp “arkadaşlar hadi beraber yapalım” desem uygun olur mu?

Struga şiir festivali kapsamında halk kitlelerine en geniş şekilde ulaşmanın yolu olarak semtlere, fabrikalara, okullara gidilip şiir okumaları yapıldığı biliniyor. Siz neden benzeri bir yol izlemediniz? Festivalin ulaştığı kitlesel düzey yetersiz değil mi?
Struga dünyanın en kurumsal festivallerinden biridir. Beş kişiden oluşan ‘editörler grubu’ var, bütün kararları onlar veriyor. Biz bu işleri, arkadaşlık ilişkisi içinde el yordamıyla hallediyoruz, bunun bir iç tüzüğe kavuşturulması gerektiğini düşünüyorum.

Festival düzenlemekteki amaç şiiri halka götürmek, ilgisini çekmek, mesajlar vermek ve aydınlatmaktır herhalde; siz amaçladıklarınızı ne kadar gerçekleştirebildiniz?
Bir defada olmaz. Bir kere bunu sürekli kılmalıyız. Her festivalin bir yıldızı olur. Bu sene bizim yıldızımız Mahmut Derviş rahatsızlandı gelmedi, yine de ilgi yoğundu.
Basının dışında festival etkinlikleri olarak halka ne kadar ulaşabildiniz?
Aya İrini’de 500-600 kişilik bir izleyici vardı. İlk gün dışında etkinliklerimize ilgi iyiydi. Festival sponsoru olan dışında birkaç televizyon daha kayıt yaptı, zaman zaman yayınlayacaklardır. Biz de tüm etkinlikleri kaydettik. Festival gazetesini, festival bitmesine karşın Anadolu’ya göndermeye başladık.

Burjuvazinin sanat alanını kuşatması konusunda ne diyorsunuz?
Acaba öyle mi oluyor? Kim çalışıyor orda, Enis Batur. Burjuvazi mi Enis Batur? Solcular yapar kardeşim Türkiye’de entelektüel hayatı, başka kimse yapmaz, sosyalistler yapar. Yapı Kredi’de “yaşasın burjuva kültür” diye bir şey yok.

Yani şu anda Yapı Kredi’nin kültür faaliyetleri sosyalistçe mi yapılıyor?
Kültür faaliyetlerini böyle çok kategorize etmeden, çok esaslı bir yayın faaliyeti yürütüyorlar. Türkiye edebiyatının çok değerli bir sürü ismi hiçbir yerde basılmaz hale gelmiş.

Bunu kötü niyetini gizlemek babından mı yapıyor?
Nâzım Hikmet’in, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Sabahattin Ali’nin, Sait Faik’in, Orhan Kemal’in.. bunların basılıyor olması çok değerli bir şey. Kim yapıyorsa iyi yapıyor.

‘Telif hakkı benim, basmıyorum’ derse?
Demez...

Son bir sorum da şu: İstanbul’un şairleri, İstanbul’un dilleri başlıklı bir şiir okuması düzenlendi. Programa Türk, Rum, Ermeni, Musevi şairler alınırken, bir Kürt şairi alınmamıştı. İstanbul’da diliyle yazan Kürt şair yok mu?
İstanbul’da yaşayan bir Kürt şiiri geleneği yok, İstanbul’da yaşayan Kürt şairler Türkçe yazıyorlar. Böyle bir kompleksimiz zaten yok. Şimdi Ahmet Arif aslanlar gibi Kürttür, çok da büyük bir şairdir. (İstanbul/EVRENSEL)
Memik Horuz
ÖNCEKİ HABER

GÖZLEMEVİ

SONRAKİ HABER

Mevlüt Çavuşoğlu-Nadia Murad görüşmesinden iki farklı tweet

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa