‘Belirlenen adaylar hepimizin adaylarıdır’

‘Belirlenen adaylar hepimizin adaylarıdır’

Fotoğraf: Genelkurmay Başkanlığı/AA

“Biz her şeyden önce demokratik bir Türkiye özlüyoruz. Çoğulcu ve katılımcı bir demokrasinin bütün kural ve kurumlarıyla hayata geçtiği bir Türkiye istiyoruz. Yeni kurucu bir anayasaya Türkiye’nin ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz.”


İstanbul 2. Bölge’den bağımsız milletvekili adayı olan Doğan Erbaş’a hem seçim bölgesinden iki bağımsız aday olmasına dair kafalarda oluşan soruları yönelttik, hem de seçime yönelik politikalarını konuştuk.

Cumhurbaşkanlığı krizi, “e-muhtıra” gibi gelişmelerin ardından girilen bu seçim sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
22 Temmuz’da yapılacak erken genel seçime giderken Türkiye tam bir siyasal krizle karşı karşıya. Parlamento görev süresi bittiği halde yasa çıkarıyor, cumhurbaşkanı görev süresi bitmiş ama, bu yasaları veto ediyor. Diğer taraftan başta partimiz olmak üzere Türkiye’de ortak yaşamdan, demokratik bir gelecekten yana olanların çabalarına rağmen, çatışmaların sona ermemiş olmasından kaynaklı olarak bir toplumsal gerginlik yaşanıyor. Bir milliyetçi atmosfer tırmandırılmak isteniyor. Bu çerçevede partimize yönelik saldırılar ve linç girişimleri oluyor. En son Sakarya’da sadece Ahmet Kaya tişörtü giydiği için vatandaşların linç girişimiyle karşılaşması bu gerilimin daha da artmasına hizmet ediyor. 2005 Newroz’unda “sözde vatandaş” kavramı ile başlayan zihniyet giderek güçlenmeye başladı. AKP’nin zaman zaman kamuoyunun belirli bir kesiminde ilgi yaratan kimi söylemleri gündeme geldi, fakat pratik uygulamada bir şey değişmedi. Rejimin kurumları kendi içinde çatışmalı olduğu, halkların bir arada yaşama iradesinin ortadan kaldırılmak istendiği bir dönemde erken genel seçime gidiliyor.

Parti olarak seçimlere bağımsız adaylarla katılma kararınızda hangi nedenler etkili oldu?
Partimiz uzun bir süredir nasıl bir yöntemle seçime girilmesi gerektiğini tartışıyordu. Doğrusu seçimin sonbaharda gerçekleşeceği öngörülüyor ve hazırlıklar da ona göre yapılıyordu. Ancak baskın bir seçim kararı alındı ve bir takvim sıkışıklığıyla da karşılaştık. 8-9 Mayıs’ta Diyarbakır’da partimizin il başkanları, PM üyeleri ve belediye başkanları iki gün süren bir toplantı yaptı ve bu seçimlere iki temel nedenden dolayı bağımsız aday yöntemiyle girme kararı aldı. Bunlardan birincisi, seçim barajını aşmanın zorlukları, diğeri de bu barajı aşacak anlamlı bir ittifakın gözükmemesi.
Bu karardan hemen sonra parlamentoda eşi görülmemiş bir telaş başladı. Bağımsız adayların seçimini zorlaştıracak kimi yöntemler geliştirildi ve kamuoyunun da yakından izlediği gibi, birbiriyle çatışmalı olan taraflar, bağımsız adayların seçilmesini engellemek için ortak bir arayışa girdiler. Bağımsız adayların isminin bileşik oy pusulasında yer almasına karar verdiler. Bu da doğrusu halkımızda büyük bir öfkeye yol açtı.

Peki bu uygulama sizce tabanınızı etkiler mi?
Bu konuda iki görüş var. Birinci görüş, bağımsız adaylara karşı parlamentoda oluşan ittifakın tabanımızda ciddi bir tepkiye yol açtığını da dikkate alarak, bu uygulamanın bizi çok etkilemeyeceği yönünde. İkinci görüş, oy vermenin pratik zorluklarından dolayı, bir ölçüde etki edebileceği yönünde. Oy pusulaları kimi yerlerde 2 metreyi bulacak, ayrıca oy verme anının heyecanını da buna eklemek gerekir. Ancak partimizin YSK’ya bir başvurusu var. Ayırt edici bir renk kullanabilir miyiz, diye. O olursa kısmen aşılabilir. Buna rağmen bir kayıp olabilir, ancak çok büyük bir kayıp olabileceğini sanmıyorum. 9-10 Haziran’da Diyarbakır’da bütün adaylarımızın katılacağı bir eğitim toplantısı yapacağız. Bu aynı zamanda bir planlama toplantısı olacak. 11-12 Haziran itibariyle saha çalışmalarımız başlayacak.

Sizin adaylığınızın olduğu İstanbul 2. Bölge’den daha önce Sayın Baskın Oran’ın adaylığı ilan edilmişti. 1. Bölge’de Ufuk Uras’ın bağımsız adaylığı ilan edildi. Daha sonra da, 2. Bölge’den sizin adaylığınız gündeme geldi. Bu süreç nasıl gelişti?
Bu süreci biraz açmamda yarar var. Bizim seçime bağımsız adaylarla gireceğimizi açıklamamızdan sonra, daha önceki seçimlerde güç birliği yaptığımız EMEP başta olmak üzere, SDP ve ÖDP’nin yetkili kurullarıyla, başkanlarıyla görüşmeler başladı. Ve Türkiye Barışını Arıyor Konferansı başta olmak üzere son dönemde kimi önemli etkinliklere imza atan aydınlarla görüşmeler oldu. Biz ilke olarak şu kararı verdik. Bu seçimlerde bir işbirliğine gidelim. Gerek emek, demokrasi ve sol güçlerin bana göre bilinen dağınıklığı, gerekse de seçim takviminin sıkışıklığı nedeniyle, aslında partimizin düşündüğü, bir programa dayalı, ilkelere dayalı bir birliğin sağlanması ve kamuoyuna ilan edilmesi çok olanaklı olmadı. Bunun yerine bazı isimlerin, bazı bölgelerde bağımsız aday gösterilerek desteklenmesine dayalı daha çok bir seçim işbirliği stratejisi benimsendi. Ancak gerek görüştüğümüz üç partinin ilgili kurumları ve gerekse de çok sayıda ismin telaffuz edildiği böyle bir ortamda, hangi adayın hangi seçim bölgesinde aday olmasının daha iyi olacağına dair görüşmeler sürerken, kendisini kamuoyunda yakından tanıdığımız, saygı duyduğumuz, parlamentoda olmasında sayısız yarar da gördüğümüz Sayın Baskın Oran’ın İstanbul’dan adaylığı gündeme geldi. Kendisini 2. Bölge’de aday olarak ilan etti, oysa devam eden görüşmelerde kendisinin Ankara’dan aday olmasının daha iyi olacağına dair şeyler de konuşuldu. Kendisinin de bu konuda, “Çok fark etmez, ben Ankara’da yaşıyorum, Ankara da olabilir” dediğini de biliyorduk. Fakat, kendisiyle çalışan kimi çalışma arkadaşlarının onu İstanbul için ikna ettiklerini sonradan öğrendik. Ve doğrusu partimizin ilgili kurumlarının bilgisi dahilinde olmayan bir zamanlama içinde adaylığını deklare etti. Daha önce destek kararı verdiğimiz için zor bir durumda kaldı partimiz, ancak desteğini bir çıkış bulabiliriz umuduyla devam ettirdi. Çünkü henüz adaylık görüşmeleri devam ediyordu.
Bu arada Sayın Ufuk Uras’ın İstanbul 1. Bölge’den adaylığı gündeme geldi. Ve İstanbul 1. Bölge’den Ufuk Uras, 2. Bölge’den Baskın Oran ve üçüncü bölgeden de bizim bir adayımız gösteriliyor gibi bir tablo ortaya çıkınca, tartışmalar başladı. Çünkü partimizin içinde, İstanbul’da partimizden olmayan sadece bir adaya destek olabileceğimiz konusunda yüzde yüze yakın bir eğilim çıkmıştı ortaya. Ancak İstanbul’da bizim dışımızda iki adayın çıkması hem genel merkezimizde hem de tabanımızda ciddi tartışmalara yol açtı. Burada temel sorunlardan biri, Sayın Baskın Oran’ın adaylığının kesinleştirilmesi sürecinin bir diyalogsuzluk süreci içinde söz konusu olmasıydı, bir diğeri de, burada söylemekte sakınca görmüyorum, Baskın Oran’ın kimi söylemleriydi, örneğin “PKK terörü” gibi bir kavramı kullanmış olmasının yarattığı kimi sıkıntılar da gündeme geldi. Bu böyle olunca da yoğun bir görüşmeler zincirinden sonra, geçtiğimiz cumartesi günü partimizin yetkili kurulları, daha önce desteklediğimizi duyurduğumuz, ancak seçim yeri ve bölgesine dair hiçbir somut görüşmenin yapılmadığı Sayın Baskın Oran’a olan desteğimizi 2. Bölge’de çekeceğimizi ve 2. Bölge’den benim başvuru yapmamı kararlaştırdı ve bu kararı genel merkezimiz kamuoyuna da açıkladı.
Ahmet Türk’ün de bu konuda bir açıklaması gündeme geldi, basına da yansıdı ve bu şekilde bu tartışmayı sonuçlandırmış olduk. Son olarak şunu söyleyeyim, biz Sayın Baskın Oran’ın aday olmasını destekledik. Ancak seçim bölgesi ve adaylığını açıklama biçimi, bizimle ilişkilenme biçimi başından beri sorunlarla dolu oldu ve bunun yarattığı sıkıntılardan sonra böyle bir çözüme gidildi. Bildiğim kadarıyla Sayın Baskın Oran adaylığına devam ediyor. Zaten kendi açıklamalarında da “Ben DTP’den aday değilim, solun ortak adayıyım. Ama DTP de beni destekliyor” diye bir sunum yapıyordu. Bu durumun çok ciddi bir soruna yol açmayacağı kanısındayım. Çalışmalarında başarılar diliyorum. Dileriz kendisiyle beraber çalışma şansını da yakalarız.

ÖDP’nin, İstanbul’da sadece iki bağımsız adayı destekleyeceğine dair bir açıklaması olmuştu. ÖDP, 3. Bölge’den sizin çıkardığınız adayı desteklemezse, bu sizin tabanınızın Sayın Uras’ın adaylığına yaklaşımını etkilemeyecek mi?
Sayın Uras’ın adaylığı Birgün gazetesinden izlediğimiz kadarıyla ÖDP içinde de tartışılıyor. Tabanımız da bunu izliyor. Ayrıca partilerin kendi bağımsız adaylarını destekleyip, başka partilerin çıkardığı bağımsız adayı desteklememesinin, işbirliğinin ruhuna aykırı olduğunu düşünüyoruz. Tartışmaları sanırım sürüyor. Ve doğrusu çok etkin bir diyalog içinde olamadığımızı da belirtmek istiyorum. Umarız tartışmalar tükenir ve ortak çalışmalara da başlamış oluruz.

Seçim çalışmalarınız sırasında hangi politik gündemlere öncelik vermeyi düşünüyorsunuz?
Birincil gündemimiz, Türkiye’nin diğer bütün temel sorunlarına kaynaklık ettiğine inandığımız Kürt sorununun çözümsüzlüğüne dayalı başlayıp devam eden çatışmalı süreci bir an önce sona erdirecek politik açılımların bulunması olacak. Türkiye’de toplumsal barış sağlanmadan, halkların ortak, demokratik geleceğinin sağlanamayacağı kanısındayız. Buna bağlı olarak emekçi halkların ekonomik ve sosyal yaşamlarını düzeltecek, işsizlikle mücadele, yoksullukla mücadele günlük yaşam standartlarının yükseltilmesine yönelik politikalar da çalışmalarımızın gündeminde olacak. Ayrıca Türkiye’de hepimizi tedirgin eden, yükseltilmeye çalışılan milliyetçi politikaların sonuçlarına dikkat çekmek ve bu politikaların halkların yararına olmadığına dair söylemlerimiz de yine seçim çalışmalarımızda öne çıkaracağımız argümanlar olacak.

Son olarak vurgulamak istediğiniz bir şey var mı?
Sol güçlerin bilinen dağınıklığı derken şunu kast etmek istedim, bir yanlış anlama olmamalıdır. Demokrasi için birlik, demokrasi için ortak mücadele yerine maalesef, hem takvimin sıkışıklığı, hem de o dağınıklığın da etkisiyle böylesi önemli bir iş, daha çok yer, isim pazarlığına da dönüştü zaman zaman. Bunun üzücü yanları da oldu. Daha önceden bunlar tartışılsaydı, daha sağduyu ile parti ve grup çıkarlarını öne almak yerine demokrasi mücadelesinin önceliklerini öne alma sağlanabilseydi daha iyi bir sonuç çıkardı. Ama gelinen aşamayı da önemsiyoruz. Önemli bir ortaklaşma da yaşanmıştır. Artık bu saatten sonra belirlenen adaylar hepimizin adaylarıdır. Ve onların seçilmesi için hangi çalışmayı yürütmeliyizi öne almamız gerekecek. Ortak çalışmayı yakalamak gerekecek.
Türkiye’nin yeni kurucu bir anayasaya ihtiyacı var
Nasıl bir Türkiye özlüyorsunuz, yarın parlamentoya girdiğiniz takdirde neler yapmayı planlıyorsunuz?
Bu konuda partimizin yetkili kurullarının bugünlerde hazırladığı kimi çalışmalar var. 9-10 Haziran tarihlerinde Diyarbakır’da yapacağımız toplantıda da bütün bunları görüşüp, kamuoyu ile de paylaşacağız. Biz her şeyden önce demokratik bir Türkiye özlüyoruz. Çoğulcu ve katılımcı bir demokrasinin bütün kural ve kurumlarıyla hayata geçtiği bir Türkiye istiyoruz. Yeni kurucu bir anayasaya Türkiye’nin ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu parlamentonun eğer başarılabilirse kurucu meclis gibi bir görev görmesi gerektiğine inanıyoruz. Geleneksel siyasetin Türkiye’de artık tıkandığını görüyoruz, temel sorunların da buradan kaynaklandığını düşünüyoruz. Kısa bir süre önce yayımlanan, kamuoyunda “e-muhtıra” olarak bilinen 27 Nisan’dan sonraki gelişmeleri hep birlikte izledik. Parlamento tıkandı, siyasi partiler tıkandı. Üzülerek belirtmek istiyoruz ki, kendisini solda tanımlayan kimi kesimler de sessiz kalarak veya utangaç bir biçimde onaylayarak karşıladılar bu süreci. Askeri vesayetin bir an önce Türkiye siyasetinden kaldırılması gerektiğine inanıyoruz. Demokratik bir Türkiye, Türk ve Kürt halkının eşit şekilde, ortak bir yaşamı sağladığı, Kürt kimliğinin anayasal bir güvenceye kavuştuğu, çalışanların sorunlarının çözüme kavuştuğu, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün sağlandığı demokratik bir Türkiye hepimizin özlemi. Parlamentoyu maalesef bu aşamada bütün sorunların çözüm yeri olarak göremiyoruz. Demokratik halk iradesini açığa çıkaracak örgütlenmelere de ihtiyaç var. Ancak parlamentonun bu örgütlenmeyi besleyeceğine dair de inancımız var.
YARIN: Gaziantep Bağımsız Milletvekili Adayı Vakkas Dalkılıç
Fatih Polat

İLGİLİ HABERLER

Toplam Query: 37