ARA SIRA

ARA SIRA

  • Havalar ısındı. Kentlerde yaşayanlar sabırsız, ilköğretim okullarının ve liselerin kapanmasını bekliyorlar. Yıl boyunca çektikleri sıkıntıları, yorgunlukları bertaraf etmek için gün sayıyorlar...


    Havalar ısındı. Kentlerde yaşayanlar sabırsız, ilköğretim okullarının ve liselerin kapanmasını bekliyorlar. Yıl boyunca çektikleri sıkıntıları, yorgunlukları bertaraf etmek için gün sayıyorlar “Tatil mi?” yoksa “Secim mi?”
    Böylesi bir mevsimde halkı bir yerlere sürüklemek, arada bir yerde bırakıp “tercih sıralaması” gibi olmadık heyecanları yaşatmak, bizim politikacılara özgü bir alışkanlık olsa gerek. İki rakip politikacı bir birine kızar, darılır, ya da alınganlık yapar, hatta kaynanasının yaptığı mantıyı da beğenmemiş olabilir, bunun sonrası kopan gürültünün ceremesini yine halk çeker. Her koşulda başaramadıkları, her hangi bir şeyin bedelini “halk”a ödetmek, onlara umulmadık, tarifsiz mutluluklar veriyor sanki. Türk politik tarihinde buna benzer ve buna yakın örnekler çokçadır. Sıkışıp başaramadıkları anlarda başvurdukları bilinen yönteme: “politik öğreti”(!) adı verildi. Politikacılar arasında bilinen bu “politik öğreti”nin gizli şifresi yani, bizim anladığımız kadarıyla ise “Yutturma”dır.
    Yutturmanın sözcük anlamı, yani açılımı şudur:
    “Yutma işini yaptırmak veya yutmasını sağlamak. Buna bir de “maca” eklersek, o zaman, “yutturmaca” olur. Sözcük mecazi bir anlam yüklenmiştir: “Dinleyenin anlamayacağı biçimde yapılan söz oyunu”dur. Bunu açığa çıkaranlara, yani bir başka deyişle “deşifre” edenlere de “oyun bozan” derler ki; politikacılarımız veya kimi egemenler, babalar bu tür “parazit”lerden hiç mi hiç hoşlanmazlar.
    Demokratik bilincin ve bilimin yeterince kökleşmediği, az gelişmiş ülkelerde en uyumlu iki sözcüktür, Yutturmaca ve Yutkunma. Bunu çoğul hale getirip sıfatlandırırsak, “Yutkunanlar” diye de yazabiliriz. Yutkunma fiilinden türetilmiş olup “Tükürüğü yutmak veya bir şeyi yutuyormuş gibi gırtlağı hareket ettirmekte olanlar,” anlamına gelir.
    Sanırım zevkli bir şey olsa gerek. Düşünün, siz saçmalıyorsunuz, saçmalıyorsunuz ve karşı taraf badem gözlerini irileştirerek, gözünüzün içine bakıp öylece gülüyor, gülümsüyor. Oysa badem gözlümün sorunları çoktur: Çiftçisi ekip biçemez oldu, zanaatkâr çalışamaz oldu, esnaf ticaret yapamaz oldu, gençler nitelikli eğitim alamaz oldu, işçiler geçinemez oldu, özgürlülükler dillenemez oldu, kısacası bu ülkede yaşayan “büyük insanlık” adam yerine konulamaz oldu... Tüm bu insani değerler ve hakların silinmesi karşısında siz hâlâ insanlara işinize geleni yutturabiliyorsanız, işte o zaman sizin ne kadar zeki ve akıllı olduğunuzu anlamış bulunuyoruz; pes doğrusu!..
    Cüretini o saf badem gözlerin içinden aldığınız güçle, kükredikçe kükrersiniz.... E haklı olarak da kabardıkça da kabarıyorsunuz... Cehaletin ve çaresizliğin verdiği vurdumduymazlıktan, korkaklıktan, yalnızlıktan çıkardığınız bir haktır bu. Ne hakkı, haksızlıkların en koyusu…
    İri badem gözlü yutkunurken, gırtlağının aşağı yukarı hareket etme biçimi, şiddeti, onun ne kadar dayanıklı, saf ve itaatkâr olduğunu belgeler. İtaatkâr olmanın biyolojik değil, duygusal değil, “ekonomik-politik” açıdan “istatiki” değer-veri olarak ortaya çıktığını da çok iyi bilirsiniz. Bu da kimi uyanık sermayedar ve politikacıların deyimi ile: “Gırtlak hareket simetriğinin piyasa koşullarında ki parametriği” dir.
    Yani, “sosyo-ekonomik” anlamda politikalar, günümüz Türkiye’sinde bu ölçekte değerlendirilir ve kabul görür...
    Gırtlak deyip geçmeyin....
    İşte, böylesi bir ortamda yeniden sandık başına gidecek bizlerin, bu ölçümlerin neresinde yer aldığımızın bilimsel analizini yapacaklar.
    Onun için lütfen tercihinizi yaparken sakın yutkunmaya kalkışmayın, avlanırsınız!...
    Muhammet Çakıral
    www.evrensel.net