‘ona’ verebilecek bir dünyam yok

‘ona’ verebilecek bir dünyam yok

Evlenmek, işçi ve emekçilerin büyük çoğunluğu için zaten her daim zor olmuştur ama son yıllarda giderek daha çok ertelenen ya da lafı bile edilemez hale gelen bir “organizasyon” oldu.



Aileler çocuklarına eskisi gibi evlilik baskısı yapmıyor artık. Ama bunun nedeni, “gençler kendileri karar versin, sevdiği kişiyle hayatını birleştirsin” düşüncesi değil. Çocuklarının mürüvvetini görmek isteseler de aile geçiminin tüm yükünün gençlerin üzerinde olması nedeniyle anne ve babalar, çocuklarının evden ayrılmasını istemiyor. Gençler de ailelerinin yükünü omuzlarında hissettiklerinden, kendileri için başka bir ev kurmayı düşünmüyorlar.
Emrah Yılmaz da bu gençlerden biri. Evleneceği kişiye verebileceği başka bir dünyası yok onun. Ailesine bakabilme sorumluluğu daha ağır bastığından, evlenmenin hayalini bile kuramıyor. “Zaten çalışmaktan hiç hayal kurmaya fırsatımız olmadı ki” diyen Emrah’ın, bugüne kadar kız arkadaşı bile olmamış üstelik. Evlenmeyi ise intiharla eşdeğer tutuyor. Bir kız arkadaş demek, ailesinin ikinci planda kalması demek. Onun böyle bir ‘lüksü’ olmadığından bu gibi işlerden olabildiğince uzak tutuyor kendisini.
Simitçilik yapan babasını yedi yıl önce kalp krizi yüzünden kaybettiğinden beri, ailenin bütün yükü abisiyle onun omzunda. Emrah’ın tek hayali, askerden sonra kadrolu bir işe girebilmek. Bunu en çok kardeşi için istiyor. Çünkü kardeşi, dalak büyümesi rahatsızlığı nedeniyle neredeyse on yıldır tedavi görüyor. Genç yaşına rağmen hemen hemen bütün sektörlerde çalışan Emrah’ın, bugüne kadar hiç sigorta primi ödenmemiş. Abisinin de... O da asgari ücretle pres fabrikasında çalışıyor.
Şimdi yevmiye ile TNT Kargo’da hamallık yapıyor Emrah. Sabahtan akşama kadar sayısız TIR boşaltıp yüklüyor. Emrah, bu işi biraz da severek yapıyor. Hem fabrikalardaki çalışma koşullarından daha iyi buluyor bu işi, hem de büyüdüğü İstanbul şehrini bu iş sayesinde, adreslere mal teslimatı yaparken dolaşmış oluyor. Kendi imkanlarıyla gezmeye kalksa aldığı ücret yetmez. Gençlik duygularını bastırmak Emrah’ın alışkın olduğu bir iş. Kanatları çelimsiz olsa da onları ailesinin üzerine germek zorunda. Babasını da bu yüzden kaybettiğini anlatıyor Emrah, “Kalbini önemsemedi bizim için. O kadar ‘doktora gidelim’ dedik. Kardeşimin rahatsızlığı daha önemliydi onun için, gitmedi. Onu tedavi ettirmek için uğraşıyorduk. İki kere kalp krizi geçirdi, üçüncüsüne yenik düştü.”

Açığı kapatmak
Mesleği olanın işi yok, okuyanlar işsiz, işi olanın huzuru yok... Memleketin hali bu nedenlerden ötürü oldukça kötü görünüyor Emrah’a. Geçim derdi herkesin boynunda duran büyük bir yük. Yükün ağırlığı arttıkça, Emrah’ın da iş temposu artıyor. TNT Kargo’nun dışında başka yerlerde de çalışıyor. Gece gündüz iş olsa çalışacak. Olduğu zaman da öyle yapıyor zaten. İndir bindir işleri çıktığında saat kaç olursa olsun gidiyor.

- İşten gelmişsin saat on, yatıp dinlenmek istiyorsun. Pat, bir telefon. Kamyon boşaltılacak. Kalkıp gidiyorsun... Zor olmuyor mu senin için?
- Oluyor ama ne yapacaksın çalışmayıp. Zaten işe başladığım zaman yorgunluğumu unutuyorum. İyi çalışırım. Borçlarımız var biraz, onları kapatmamız gerekiyor.
- Ne borcun var?
- Çamaşır makinesi falan aldık. Annem elde yıkayamıyor artık. Abim de koltuk almış bir tane heves edip. Bu ikisi zaten bir milyar ediyor.

Emrah, bunların dışında 200 YTL de kira ödediklerini söylüyor. Bakkal, elektrik, su derken 500 YTL de öyle borç çıkıyor. Giderleri gelirlerinden fazla. Açığı kapatmak ise Emrah’a düşüyor.

‘Hamallık daha iyi’
Tokat’ın Niksar ilçesinden göç ettiklerinde ilkokul ikinci sınıfa gidiyormuş Emrah. İlkokulu İstanbul’da bitirebilmiş ancak. Ondan sonrası iş hayatı. İlk işi, baba mesleği simitçilik olmuş. Daha sonra ayakkabı boyamış uzun süre. Konfeksiyonda, kot boyama atölyelerinde çalıştığı zaman bir umutla elektrik gereçleri üreten Makel’e girmiş. Burada üç yıldan fazla çalışmış. Aile ekonomisi giderek kötüleşen Emrah’ın fabrikadaki çalışma koşulları ve düşük ücret tarifesi hiç değişmediğinden, “Gider hamallık yaparım daha iyi!” demiş ve işten ayrılmış. O gün bu gündür hamallık yaparak geçimini sağlayan Emrah, kadrolu bir işi en çok da sigortası için istiyor. Çalışma koşulları ve ücret bakımından her yeri eşit görse de ayrım noktası, sigortanın olup olmaması. Sigorta onun için birçok şeyi ifade ediyor. Başta hasta olan kardeşini, annesini, bir de becerebilirse emekli olabilmeyi...

‘Benim gibi işini yapsınlar’
Emrah, çalışma yaşamının olumsuzluklarından biraz da sendikacıları sorumlu tutuyor. Birçok iş değiştirdiği halde sendikalı bir yerde hiç çalışmamış. Bugüne kadar herhangi bir sendikacıyla da karşılamadığını ifade eden Emrah’ın sendika hakkındaki bilgisi, sadece “iyi bir şey” olduğu. Kıraç’ın Kuruçeşme Mahallesi’nde oturan ve herkesin kendisi gibi işçi olduğunu belirten Emrah, sendikacılara şunları söylüyor: “Herkesin bir sürü sorunu var. Millet kendi sorunlarıyla boğuşmaktan başka bir şey yapamıyor. Sendikacıyım diye geziyorsunuz. Sen sendikacıysan bu işe bir yol bulacaksın. Ben işimi en iyi şekilde yapıyorum. Ne iş olsa çalışıyorum. Sendikacılar da benim gibi çalışsın.”
Emrah, henüz 20 yaşında bir genç. Ama hayat tecrübesi onun görünüşünü ve hareketlerini yaşından çok daha büyük gösteriyor. Birkaç ay sonra askere gidecek olması onun canını sıkan en büyük sorun. Döndüğünde evlenip hayatını kurmayı, mutlu günlere yelken açmayı tasarlayamıyor. “Bugüne kadar kardeşim için, evim için çalıştım” diyen Emrah, kendisi askerdeyken abisinin halinin ne olacağını düşünüyor.

Erkan Araz
www.evrensel.net