İstanbuldans Festivali’nin ardından

İstanbuldans Festivali’nin ardından

2007; çağdaş ve deneysel çalışmaların yavaş yavaş hayat bulduğu ve nefes almaya başladığı bir yıl olmayı başardı gibi görünüyor.


007; çağdaş ve deneysel çalışmaların yavaş yavaş hayat bulduğu ve nefes almaya başladığı bir yıl olmayı başardı gibi görünüyor. Bu bağlamda sahne sanatları da bu yıl birincisi gerçekleştirilen İstanbul Fransız Kültür Merkezi ana sponsorluğunda, festival partnerleri Dans Buluşma İstanbul, Çatı Stüdyo, organizasyon ve prodüksiyonu Mihran Tomasyan’a ait olan ‘İstanbuldans’ Festivali’ne kavuşmuş oldu. 30 Mayıs-10 Haziran tarihleri arasında 21 topluluğun sahne aldığı İstanbuldans Festivali’nin ev sahibi ise Garajİstanbul.
Festivalin katılımcıları Aydın Teker, Aytül Hasaltun, Jack Gallagher, C dan C (Fransa), Çağlar Yılmaz, Çıplak Ayaklar Kumpanyası, Devrim İleri/Didem Ertan, Emre Koyuncuğlu, İDT/Tan Temel, İlyas Odman/Garajİstanbulpro, Laboratuar, Naoko Noshiro (Japonya), Özlem alkış, Sevi Alkan, Şafak Uysal/Bedrihan Dehmen, TALDANS, Talin Büyükkürcüyan, Tuğçe Tuna Dans Projesi, Hareket Atölyesi ve ZTDP.
Çağdaş eserlerin ve oluşumların daha da kuvvetlendiği ve çoğaldığı bu dönemde sahne yetersizliği yüzünden birçok projenin askıda kalması bir yanda, kültür merkezi ve tiyatro binalarını yıkıp yerine kongre merkezi yapmak isteyen zihniyetler bir diğer yanda dursun; sanatçıyı ve sanatseveri bir arada tutmaya çalışan organizasyonların giderek çoğalmasıyla sanat yapma eylemini hiçbir politik rejimin durduramayacağına bir örnek de İstanbuldans oldu. Onlar yıkma kararları almaya devam ededursun; toplumun en önemli değerleri olan kültür ve sanat merkezlerini eski ve onarılması zor bahaneleriyle ortadan kaldıramayacaklarını, sanata engel koyamayacaklarını, biz sanat yapmaya devam ettiğimiz sürece duvarların yıkılamayacağını da ilgili şahıslara bir kez daha hatırlatmak isterim.
Gelelim 1 Haziran gecesinin konuğu Zeynep Tanbay Dans Projesi’ne... Daha önce 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde Atatürk Kültür Merkezi’nde prömiyerini izlediğimiz Dört Ayak projesi, bu sefer deneysel ve açık bir sahnede yer alıyor. Mekandan içeri adım attığımız anda seyirciyle iç içe olan dansçıların ısınmalarına tanıklık ediyoruz. Deneysel çalışmalardan alıştığımız bu görüntüler, Zeynep Tanbay Dans Projesi’nin Dört Ayak eserine biraz yabancılaştırma kattı. İtalyan sahneler için hazırlanmış olan eserin ve 11 kişiden oluşan kadronun, deneysel işler için tasarlanmış olan bu mekana sığıp sığamayacakları konusunda başta şüpheye düşmüştüm. Fakat Tanbay, “Bu akşamki gösteriyi sanki bir stüdyo çalışmasına katılıyormuşsunuz ya da bir projenin atölye çalışmasını izliyormuşsunuz gibi ele almanızı rica edeceğim” dedi. İstanbuldans Festivali’ne destek verdikleri için bu mekanda yer almayı kabul ettiklerini söyledi. Alışılagelmiş düzeni bozarak geç gelen izleyicilerin alınabileceğini, telefonların açık tutulabileceğini söyleyerek herkesi bu sıcak atmosferin içine çekmiş oldu. Ayrıca Garajİstanbul’un Zeynep Tanbay Dans Projesi için yeniden düzenlediği yerleşimi, eskisine kıyasla daha başarılı olmuş, mekan daha kullanılır ve daha işlevsel bir hale dönüştürülmüş.
Koreografisi Zeynep Tanbay’a ait olan Dört Ayak’a, geçen seneden farklı olarak yeni yüzler katılmış: Cennet Erdoğan, Gamze Yalım ve Tuğrul Savaşçı. Geçen sezon izlediğimiz kadrodan devam edenler ise Alper Marangoz, Evrim Akyay, Gizem Erdem, Korhan Başaran, Pınar Güremek ve Önder Çevik. Yaşamımızın çoğunu iskemlelerde, masalarda, banklarda, yataklarda; geri kalanını ise ayakta geçirdiğimizi ifade eden Tanbay, 4 ayaklılarla 2 ayaklıların ilişkisi üzerine yoğunlaşıyor. 4 ayak üstüne düşenler, tutunamayanlar, hayatta eğreti duranlar, kenarda kalanlar, sadece izlemekle yetinenler, karar verenler, hakkında karar verilenler, ezenler, ezilenler, hayata hücreden başlayıp hücresinden çıkamayanlar ve türlü türlü insan ilişkilerini ele alıyor. Dansçılar, bu mekanda alışkın olmadıkları bir şekilde seyirciyle iç içe olduklarından başta biraz tedirginlik yaşar gibi oldular, fakat kısa sürede bu sıcak atmosferin içinde akmaya başladılar. Bu mekanda performansçı ve izleyici ilişkisinin ön planda oluşuyla çok doğal ve farklı bir Dört Ayak izledik. Ayrıca mekanda kulis olanağı olmadığından her şeyi seyircinin önünde gerçekleştiren dansçılarla izleyici arasında şeffaf ve doğal bir ortam oluştu. Kadın erkek ilişkilerinin ve şiddetin vurgulandığı sahneler, sadece hareket kalitesiyle değil ifadeyle de güçlendirildiği için izleyenleri etkilemeyi başardı. Özellikle de Alper Marangoz ve Gizem Erdem bu açıdan ön plana çıkan dansçılar arasındaydı. Alper Marangoz ve Önder Çevik’in düeti alkışı hak etti. Tüm dansçıların emeğine ve enerjisine sağlık.
Gökçe Es Kılıç
www.evrensel.net