BAYKUŞ

  • Şiddeti şiddetle yok edemezsiniz. Birbirine dönüşen şiddet uygulayıcıları yaratabilirsiniz.


    Şiddeti şiddetle yok edemezsiniz. Birbirine dönüşen şiddet uygulayıcıları yaratabilirsiniz. Aynı yöntemleri kullanan, saldıran taraflar birbirini yok etme kavgasına tutuşmuşken, bu tarafların dışında kalanlar da yok edilmeden nasibini alır. İnsan haklarının gözetilmesi, insan yaşamının değerli kılınması, demokratik bir ortamda sözün öne çıkıp karşılıklı saygıya dayalı bir tartışma ve çözüm üretme sürecinin terk edilmesi, hepimizin çok ağır bedeller ödeyeceği koşulları ortaya çıkartmaktadır. Yaşadığımız topraklarda bu koşullardan etkilenmeyecek, bedel ödemeyecek kimsenin kalmayacağından kuşkumuz olmasın. Demokrasiyi güvenliğe feda etmek, yaşanan kan dökmeleri engellemek bir yana, birbirine dönüşen ve birbiriyle çoğalan bir şiddet ortamında kardeşi kardeşe kırdırmaya uzanacaktır.
    Hak ihlallerinin etkili yöntemlerle araştırılabilmesi için yürüttüğümüz uluslararası çalışmanın bir başka durağından, bu kez Gürcistan’dan döndüğümde, Türkiye’nin Ahmet Kaya tişörtü giymiş insanların linç edilmeye çalışıldığı günler geçirmekte olduğunu görmek zorunda bırakıldığım için tarifsiz bir öfke taşıyorum. Linç girişiminde bulunanlara değil elbette kızgınlığım. Onların bu bölücü düşünceleri benimseyebilmelerine olanak yaratan ortamı engelleyememenin kızgınlığı, dolayısıyla kendime olan öfkemdir söz konusu olan. Demokrasiyi içselleştiremediğimiz, şiddeti topyekün reddedemediğimiz, insan haklarını ayrımsız herkes için savunamadığımız ve sözlerimizin hayata tekabül etmesini sağlayamadığımız için kendime, kendimize öfkeliyim.
    “Her fırsatta, yurtiçinde ve yurtdışında barış, özgürlük ve demokrasi gibi insanlığın yüksek değerlerini terör örgütüne paravan olarak kullanan kişi ve kuruluşların, bu olayların gerçek yüzlerini görme zamanı artık gelmiştir.”
    “Ortaya çıkan ve giderek artan terör eylemleri, bu tür düşüncelerin ve bunları dolaylı veya doğrudan destekleyenlerin çarpık düşüncelerinin çok açık bir göstergesi olduğu şüphesizdir.”
    “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin beklentisi; bu tür terör olaylarına karşı, yüce Türk milletinin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesidir.”
    Genelkurmay Başkanlığı’nın 8 Haziran 2007 tarihli basın açıklamasından alıntıladığım paragraflara bakınca, bizler derdimizi içtenlikle anlatabilseydik, anlattıklarımıza göre yaşayabilseydik bu açıklamanın yapılabilmesi mümkün olur muydu diye düşündüm. Devletin bütünlüğünden söz edenlerce, birilerinin ve özellikle bu topraklarda binlerce yıldır birlikte yaşamaya çabaladığımız insanların bir kısmının hedef gösterilip saldırılara, linçlere ve elbette o çok korkulan bölünmeye davetiye çıkarıldığını anlatabilme becerisini edinmemiz gerekiyor. İnsan hakları savunucularının en hafifinden değersizleştirildiği, ancak bu açıklamayla birlikte doğrudan hedef gösterildiği bir yaşamı hak etmiyoruz. Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda yapılan değişiklikleri hak etmiyoruz. Neye, kime benzemeye başladığımızı görmek zorundayız.
    Üzüm üzüme baka baka kararır diye bir atasözümüz vardır. Atasözlerimizin zaman zaman beni dehşete düşüren türleri olsa da bu duruma çok denk düşen bir deyiş olduğunu düşündüm bu kez andığım atasözünün. Kararmak zorunda olmadığımızı, aydınlık yüzümüzün dönüştürme becerisini kullanma kararlılığımızı ifade edebiliriz. Aydınlık yüzümüzün orta yerine hedef tahtaları koyup çıkabiliriz sokağa. Reflekslerin anlamını, yanı başındaki komşusunu yok etmenin ne anlama geleceğini anlatabiliriz insanlarımıza.
    İnsanlarımızın şiddetin hedefi haline gelmeyeceği bir dünyada yaşamak istiyorum. Hedefimiz ancak, demokrasi ve özgürce düşüncelerin savunulabildiği bir yaşama, şiddetsiz ve birlikte ulaşmak olabilir.
    Şebnem Korur Fincancı
    www.evrensel.net