Bağımsız adaylar konuşuyor 5

Bağımsız adaylar konuşuyor 5

Ankara 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı, Edebiyatçı, Şair Şükrü Erbaş ile adaylık sürecini ve siyasete bakış açısını konuştuk


Ankara 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı, Edebiyatçı, Şair Şükrü Erbaş. Erbaş, edebiyat alanındaki başarısının yanı sıra, işçi ve emekçilerin, ezilenlerin hak arama mücadelelerinde yanlarında olan bir aydın da. “Bağımsız olarak Meclis’e girecek benzer kaygıları, düşünceleri taşıyan arkadaşlarla ‘devrim’ yapmayı, bir avuç insanla bütün bir toplumsal düzeni ters yüz etmeyi beklemiyorum. Gittikçe suça, hainliğe, ‘Türk düşmanlığına’ dönüştürülen bazı temel sorunları Meclis gündemine, oradan ülke gündemine taşımak, yapılacak en önemli iş olsa gerek” diyen Erbaş, “hiçbir şeyi değiştiremese de yalansız ve korkusuz bir dille inandıklarını söyleyeceğinin” altını çizdi. Erbaş, nasıl aday olduğunu, yaklaşımını ve siyasete bakış açısını anlattı.

Neden bağımsız aday oldunuz? Siyaset yapmayı daha önce düşünüyor muydunuz?
İçtenlikten başka tutamağım, sermayem yok. O nedenle “siyaseten” doğru mu yanlış mı demeden, olanca açıklıkla yanıtlayacağım soruları… Önce şu “siyaset yapma”dan başlayalım. Siyaseti nasıl algıladığımıza bağlı olarak değişecektir yanıt. Sosyalizm düşüncesiyle tanıştığım ilk gençlik günlerimden bu yana siyasetin içindeyim gerçekte. Bu, öğrenci mücadelesi içinde oldu, emek-emekçi mücadelesi içinde oldu, yazı hayatımın temel sorunlarından birisi olarak edebiyat-şiir düzleminde oldu. Pek çok demokratik yapı içinde pek çok toplumsal-siyasal-kültürel sorunlarla ilgili koşuşturdum bugüne dek. Ancak siyaseti, sistemin, merkez-merkez sağ-merkez sol vb. verili yapılarıyla algılarsak elbette böyle bir siyasetle, karşı çıkmanın dışında işim, ilişkim olamaz.
Bağımsız adaylık Ankara için değilse de bir süre önce de önerildi ve ben bütün “baskı”ya rağmen kabul etmedim. Yaşadığım hayata, dünyaya şiirle, yazıyla, pek çok zeminde konuşarak, müdahale ediyordum. Karşı durduğum gerçekliğin, yalnızca sanat ve edebiyatla değişmeyeceğini, değişimin, dönüşümün siyasi yollarla ancak mümkün olacağını biliyorum. Bu iş için koşturacak başka insanlar, arkadaşlar olduğunu düşünüyordum. Kendimi buna inandırmıştım. (Hâlâ da inanıyorum!) Adaylık başvurusunun son gününde EMEP yönetiminden arkadaşlarımın yoğun ısrarları oldu, Emek-Barış-Demokrasi Bloku’nun adayı olarak görev almam konusunda. Öyle ki, hayır demeyi, neredeyse şiirimi ve yaşadığım hayatı inkar etmeye vardıran bir ısrardı bu. Bunlar benim kişiliğim açısından, evet demek için elbette önemli etkenlerdi; ama temel neden, ülkenin sürüklenmekte olduğu korkulu, ırkçı, baştan ayağa şiddete dönmüş, farklı kimlikleri düşman sayan, halkı yoksullukla kötürüm eden, edecek olan kötü gelecektir.

Neler yapmayı hedefliyorsunuz?
Gerçekçi olmakta büyük yarar var. Ben kendi adıma, “bağımsız” olarak Meclis’e girecek benzer kaygıları, düşünceleri taşıyan arkadaşlarla “devrim” yapmayı, bir avuç insanla bütün bir toplumsal düzeni ters yüz etmeyi beklemiyorum. Gittikçe suça, hainliğe, “Türk düşmanlığına” dönüştürülen bazı temel sorunları Meclis gündemine, oradan ülke gündemine taşımak, yapılacak en önemli iş olsa gerek. Kürt sorununun savaş ve şiddet dışında, toplumsal bir paranoya ve kinden uzak bir dille tartışılabileceği, konuşulabileceği, demokratik yollardan çözüm olanaklarının aranacağı bir tutumu, azımsanacak bir tutum olarak görmüyorum. Sonra yoksul halkın, açık bir şiddete dönüşmüş açlık ve yoksulluk gergefindeki gelir durumlarını; “büyük insanlığı” küçük düşüren sağlık, eğitim ve benzeri sorunları; farklı kültürlerin ve kimliklerin, inkâr ve imhaya varan acılarını; üreticinin ürettiğini bir idam yaftası gibi boynuna asan özelleştirmenin sömürge düzenini; işsizliği… bir kişi ya da bir grup olarak değiştirmek değilse de, hiçbir kaygı ve korkuya kapılmadan dillendirmek… Hiçbir şeyi değiştiremesem de yalansız ve korkusuz bir dille inandıklarımı söyleyeceğim. Sartre’ın bir sözü var; “siyahlar eziliyor demedikçe siyahların ezilmesinin bir anlamı yoktur; bir tek sözdür ona bu anlamı kazandıran.” Tam da böyle bir anlam arayışı olacak izleyeceğim siyasal tutum.

Seçim gününe kadar gerek siz gerekse sizi destekleyenler seçmenle yüz yüze gelip çalışacaklar. Siz bu çalışmalarda ne söyleyeceksiniz?
Kazanmak ya da kaybetmek endişem yok. İnsanlara şunu söyleyeceğim: Sorun benim seçilmem değil; sorun söylediklerimin, savunduklarımın odağında insanların kendine sahip çıkması. Oylarımız boşa gitmesin aldatmacası ile bizi yok sayan, bir seçim gereci olarak gören sistemin “güçlü”lerini mi destekleyeceğiz; nicel olarak “zayıf, az” olan ama tepeden tırnağa bizim olanı, bize ait olanı mı seçeceğiz… sanırım insanları yıllardır inandıramadığımız bu. Çok olanı, güçlü olanı seçmek bize dayatılan bir yalan, bir yanılsamadır. Bu, durmadan kendimizi küçük düşüren bir toplumsal hastalıktır. Bu yanılsamadan kurtulduğumuz gün, kendi gerçeğimizi ve geleceğimizi kurmaya başladığımız gün olacaktır. Ne yapıp ne konuşacağımdan, güncel olarak neleri vaat edeceğimizden çok, insanları buna inandırmanın en önemli çalışma olacağına inanıyorum. Çehov der ki; “Gerçek bir yaşamın olmadığı yerde onun yerini düşler alır.” Gündelik hayatın mengenesinde kıvranan insan güzel bir yalana elbette hemen inanır. Buna rağmen bu yalanı bizden duymayacak insanlar. Benim ve bizim farkımız bu olacak; kaybetmek pahasına da olsa…

Siyasetin, şu an Meclis’te bulunan partilerin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kim hangi partiye giderse gitsin, ülkenin temel sorunlarıyla ilgili bir fark var mı düşüncelerinde, eylemlerinde… Kürt sorunu, yoksulluğun vardığı yer, IMF ile ilişkiler, demokratikleşme konusundaki tavırları, eğitimin gerici karakteri ile ilgili düşünceleri, çağdaş sanat ve edebiyatla ilişkileri, gelir dağılımındaki onur kırıcı uçurum… bunlardan hangisinde biri diğerinden ayrılıyor ki… Şu ya da bu partiye geçmiş olmalarının benim açımdan da toplumun büyük çoğunluğu açısından da bir anlamı yok. Ancak insan yine de, bir insan nasıl bu kadar belkemiğini yitirir, nasıl bir hırs insanın ahlakını ve ruhunu bu kadar teslim alabilir diye düşünmekten kendini alamıyor.

Nasıl bir Türkiye istiyorsunuz? Özlediğiniz Türkiye’yi anlatabilir misiniz?
Sanırım resim ana hatlarıyla belli oldu. Belki şunlar eklenebilir: Bir korku cumhuriyetine doğru sürükleniyoruz. Bir şiddet cezbesi içinde, toplum bir “akıl tutulması”, bir kalp körleşmesi yaşıyor. Bu, hepimizi yalnız düşüren, varlığına yabancılaştıran, kendi dışında herkese düşman eden berbat bir ruh hali yaratıyor. Sıradan bir itiraz cümlesinin bile karşısına onlarca kutsal çıkarılıyor. Tüm bunlar ekonomik şiddetle ikinci bir cezaya dönüştürülüyor. Toplum tam bir “değersizleştirilmiş eşitlik”le (Adorno), demokrasi yanılsaması içerisinde tutuluyor.
Evet, tüm bunların olmadığı bir ülke… insanların kendini sevdiği; kendini sevdiği için başkalarını da gerçekten sevebildiği; bu dünyadaki her insanı, canlı-cansız her varlığı, kendi varlığının tamamlayanı, zenginliği olarak gördüğü; saygıyı, hoşgörüden ve sevgiden önde tuttuğu; kendi özgürlüğünün birlikte yaşadığı insanların özgürlüğü olduğunu temel bir etik değer haline getirdiği; dünyadaki tüm varlıkların bizim hayatımız gibi bir hayatı olduğunu ve bu hayatların hepsinin de biricik olduğunu toplumsal bir bilinç haline getirmiş bir ülke…

Bir edebiyatçı olarak siyasete bakış açınız nedir?
Bir şair, bir edebiyatçı olarak siyasete bakış açınız, yaklaşımınız nedir? Meclis’e gittiğinizde ne yapacaksınız; farkınızı nasıl ortaya koyacaksınız?
Yıllardır toplumun önüne konulan haliyle bir yalan kumpanyasına dönüşmüş; bırakın ideolojik-etik tutarlılığı, gündelik ahlaktan yoksun; para ve şiddetin dışında hiçbir paradigması kalmamış; kültür ve sanatı, zanaata ve ilkel bir ırkçılığa indirgemiş; ezikliğine devletle soluk aldıran; adını, bütün gövdesiyle dönerek ve on dakikada söyleyen bir siyasete benim bakışım, olsa olsa acı ve komik bulmak olur. Daha akli sözler istersen, benim siyasetten anladığım, bilimden sanata pek çok disiplinin, kendine sunduklarını bir simyacı gibi insan onuruna yakışır bir hayata, yaşama gücüne ve sevincine çeviren bir dünya algısı, sevgisi ve emeğidir.
Yazarak kurduğum dili, dile getirdiğim sorunları siyasetin alanında da kurabilir, koruyabilirsem, beklenen fark neyse, ortaya çıkmış olur sanırım. Hangi katı gerçeği, hangi acılı öfkeyi dile getirirsem getireyim; hangi ahmak hamasete ve şımarık şiddete itiraz edersem edeyim, dilimin inceliği elden bırakmamasına çalışacağım. Ülkenin sürüklendiği yeri görünce, Gandi’nin tutumu gibi bir tutumun ne kadar değerli olduğunu düşünüyorum bir süredir.
YARIN: Hatay Bağımsız Milletvekili Adayı Berkat Kar
Sultan Özer

İLGİLİ HABERLER

10 Aralık 2018 21:59
Ankara Sinema Derneğince, Kültür ve Turizm Bakanlığının katkısıyla düzenlenen 24. Gezici Film Festivali'nin Kastamonu bölümü başladı.

Toplam Query: 30