DURUM

DURUM

  • Evdeki hesabın çarşıya uymayacağı sözü, önceden planlanan bir işin, eylemin uygulama safhasında önceden planlandığı, beklendiği gibi gitmeyebileceğini anlatmak için kullanılır.


    Evdeki hesabın çarşıya uymayacağı sözü, önceden planlanan bir işin, eylemin uygulama safhasında önceden planlandığı, beklendiği gibi gitmeyebileceğini anlatmak için kullanılır. Politika söz konusu olunca ise dış etkenler, koşullar daha fazla önem kazanır, pozisyonunuzu gelişmelere göre sürekli ayarlamak durumunda kalırsınız. Bazen söyledikleriniz gün bitmeden, hatta birkaç saat içinde ortaya çıkan değişik durumlar nedeniyle ya geçersiz, ya da eksik hale gelebilir. Yeniden durumu değerlendirmek, sürece uygun tutumlar almak zorunda kalırsınız.
    Muhtırayı verenlerin, seçimler sonrasında görmek istedikleri Meclis en fazla üç partiden oluşuyor. Bu partiler CHP, MHP ve “zorunlu olarak” AKP’den oluşuyor. Beklenen, istenen ve gerçekleşmesi için çaba gösterilen hükümet bileşimi ise bir CHP-MHP hükümeti. Bu gerici, şovenist partilerin yolunun açılması için terör, bombalamalar, cenazeler kullanılıyor ve ülkede milliyetçilik dalgasının yeniden yükselmesi isteniyor. Öyle anlaşılıyor ki, “şeriat” tehlikesi palavrasının çok fazla inandırıcı olmadığı anlaşıldı, yanına daha önce denenmiş ve sonuç alınmış milliyetçilik tantanasının eklenmesi gerekti.
    Bu süreç yaşanırken Ağar ve Mumcu’nun başlarına gelenler trajiktir. Göklere çıkmakla, yerlerde sürünmek arasında bu kadar çabuk gidip gelebilmek gerçekten büyük beceri istiyor! Ama Ağar’ın izlediği rotayı analiz etmek daha da çarpıcı bir tabloyu ortaya getiriyor ve politikada dik durmanın, iddia sahibi olmanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Hatırlanacağı gibi Ağar “düz ovada siyaset” söylemi ile yükselişe geçti ve karşı hücumları bir biçimde savuşturdu. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimi ve muhtıra süreci bütünüyle farklı gelişti ve bu süreçte Ağar ve Mumcu “öğütüldü.”
    Ağar’a kesilen fatura, siyasetin kestiği bir faturadır ve dik duramamanın, tutarlı olamamanın faturasıdır. Fatura Cumhurbaşkanlığı seçimine katılmamanın çıkardığı bir faturadır. Eğer Ağar ve ortaklık kurmak istediği Mumcu, Cumhurbaşkanlığı seçimine katılıp, ret oyu verselerdi, kendileri ve partileri için, politik arenada daha güçlü bir yer edinmenin yolu açılacaktı. Ama onlar cuntacıların dümen suyuna girdiler ve o andan itibaren kendilerini gereksiz hale getirdiler. Bunun neden böyle olduğunu anlamak için derin politik tahliller yapmak gerekmiyor.
    Çünkü cuntacıların bugünkü gözde partisi CHP’dir ve onlar laik, milliyetçi, şoven güçleri bu partinin ardına yığmak istemektedirler. Ancak CHP’nin tek başına hükümet kuracak oyu alamayacağını da görecek bir gerçekçiliğe sahiptirler. Bu nedenle yanına koltuk değneği olarak MHP verilmek istenmektedir. Seçim süreci bu hesabın gerçekleşmesi için “maniple” edilmektedir. Cenazelerin hükümet karşıtı milliyetçi gösterilere dönüştürülmesi, terör bahanesi ile ülkenin askeri seferberlik havasına sokulması, bu sürecin rastlantıya ve şansa kalmadan sonuçlandırılmak istendiğinin somut göstergeleridir.
    AKP’nin pozisyonu ise zavallılıkla beceriksizlik arasında gidip gelmektedir. Bu da AKP’nin demokrasi sorunlarındaki gericiliğinden kaynaklanmaktadır. Halka durumu açıkça anlatmak, sorumluları işaret etmek, “parlamenter sisteme kastedenleri” teşhir etmek ve sonuca ulaştıramasa da, Başbakan’ın kendine bağlı memuru -Büyükanıt- emekli etme girişiminde bulunması, bu partiyi daha güçlü bir pozisyona taşıyabilirdi. Şemdinli’deki teslimiyetin buralara kadar geleceği açıktı. Ama tüm bunlara rağmen AKP seçimlerden birinci parti olarak çıkacaktır.
    Karşı cephenin seçim sürecindeki genel görüntüsü budur. Gelişmelere politika cephesinden bakıldığında, demokrasi cephesinin en güçlü ve etkin mihrak olmasının önünde hiçbir engel yoktur. Halka gerçekleri açıklamak, karşı cephelerdekileri mahkum etmek, çıkışı ve alternatifi göstermek, bugün dünden daha kolaydır. Çünkü politikleşme artmış, hoşnutsuzluk derinleşmiştir. Bu cephe “iktidar” olacak değildir ama beş-on kişi ile de olsa Meclis’e girebilmesi -özellikle de içlerinde emeği savunanların da olması durumunda- “ana muhalefet” olmaları için yeterli olacaktır. Şimdi bu bilinç ve güvenle çalışma zamanıdır.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net