AKP’nin Kürtlerle imtihanı

Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engellerden Kürt sorununda çözümsüzlük, yoğun çatışmalı dönemleri geri getirdi. Seçim öncesi bölgede OHAL’i hatırlatan “güvenlik” önlemleri ve operasyonlar artarken


Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engellerden Kürt sorununda çözümsüzlük, yoğun çatışmalı dönemleri geri getirdi. Seçim öncesi bölgede OHAL’i hatırlatan “güvenlik” önlemleri ve operasyonlar artarken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın son açıklamaları, “Kürt sorunu hepimizin sorunudur” sözlerinin çok gerisine düşerek, “terörle mücadele” çizgisine geri döndü. Ancak AKP’nin, Kasım 2002 seçimlerinden bu yana söylemlerine bakıldığında, aslında hiçbir zaman “çözüm” hedeflemediği ve Genelkurmay çizgisinin dışına çıkamadığı ortaya çıkıyor.
Seçim bildirgesinden belli
AKP’nin 2002 genel seçim bildirgesindeki Kürt sorunu tarifi, hükümetin 5 yıllık politikasının özeti gibi. Bildirgede, “Kimimizin Güneydoğu, kimimizin Kürt, kimimizin de terör sorunu dediğimiz olay maalesef Türkiye’nin bir gerçeğidir” denilerek adı konulmayan sorunun, “Türkiye’nin üniter yapısını bozmayacak politikalarla çözümü” öneriliyordu. Programda, Türkçe dışında başka dillerde kültürel faaliyetlerin yapılması da yeterli görülüyordu.
Kürt sorunu vardır
Erdoğan ise başbakanlığının ilk yılında bir Rusya gezisi sırasında Kürt sorunu için “düşünmezseniz sorun yoktur” diyerek açılışı yaptı. Ancak Ağustos 2005’te Gençay Gürsoy, Adalet Ağaoğlu gibi birçok aydınla görüşen Başbakan, olumlu sinyaller verdi. Birkaç gün sonra Diyarbakır’a giden Erdoğan’ın bu gezisinden somut adım çıkmasa da, “Geçmişte yapılan hataları yok saymak büyük devletlere yakışmaz. Büyük devlet, güçlü millet kendisi ile yüzleşerek, hatalarını ve günahlarını masaya yatırarak geleceğe yürüme güvenine sahip millet ve devlettir. (...)İlla ad koyalım diyorsanız Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur. Benim de sorunumdur” demesi özellikle bölge halkını umutlandırdı.

Sorunlu Kürtler vardır
Ancak Erdoğan iki ay sonra ekim 2005’te Siirt’te yaptığı konuşmada “hatası”ndan dönerek, bu kez “Doğu sorunu” ifadesini kullandı ve “Kürt sorunu değil sorunlu Kürtler” olduğunu söyledi. Erdoğan, “Ülkemde birçok sorun vardır. Bu sorunlar içinde Doğu sorunu vardır, Güneydoğu sorunu vardır, Kürt vatandaşlarımın kendine ait sorunları vardır ama unutmayın ki aynı şekilde farklı etnik oluşumlara ait vatandaşlarımızın da kendine ait sorunları vardır. Bu sorunlar bizim birliğimizi, dirliğimizi tehdit eder hale getirilmemelidir” dedi.
Hiç sorun yoktur!
Bu süreçten sonra Erdoğan’ın her açıklaması bir öncekini aratır düzeyde oldu. Siirt’te “sorunlu Kürt vatandaşlar”a kadar düşürdüğü meseleyi, bir yıl sonra da bu sefer “hiç sorun olmadığı”na kadar getirdi. Mayıs 2006’da AKP il kongresi için yeniden Diyarbakır’a gelen Başbakan, bu kez, “Kürt” kelimesini, “alt kimlik”, “üst kimlik”, “Türkiye vatandaşlığı” gibi kavramları ağzına bile almadı. Aralık 2006’da ise New York’ta yabancı gazetecilerin sorusu üzerine “Türkiye’de Kürtlerin hak sorunu yoktur” açıklaması yaptı ve buna kanıt olarak Siirtli eşiyle 29 yıldır hiç sorun yaşamamasını gösterdi!
Aynı ay içinde Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın kendisiyle görüşmek isteyen DTP’li belediye başkanlarını reddetmesi de çözümsüzlük politikasının başka göstergesiydi. Böylece “Düşünmezsen Kürt sorunu yoktur” çizgisine geri dönmüş oldu.
TMY, TCK...
2005’te aydınlara “demokratik haklardan geri dönüş olmayacağı sözü veren Erdoğan, bu sözü de tutmadı. Ard arda çıkar Tererlöe Mücadele Yasası ve Türk Ceza Kanunu Değişiklikleri ve son olarak da polislerin yetkisini orttıran yasalarla AKP hükümeti, “herkesi terörist, her eylemi terör eylemi” sayan uygulamaları hayata geçirdi. Gözaltı süreleri uzadı, basın cezaları arttı, 301. madde can aldı. Hakkari, Siirt ve Şırnak’ın “yasaklı bölge” ilanı ile ise OHAL geri getirildi.
Bunları da diyebildi!

Başbakan Erdoğan’ın bölgede yaşananlarla ilgili zaman zaman sarf ettiği bazı sözler de büyük tepki topladı. Bunlardan biri Şemdinli’de Umut Kitabevi’nin bombalanması davası ile ilgili Şemdinli halkının tanıklığının “sağlıklı” olmayacağını söylemesi oldu.
Erdoğan’ın, Mart 2006’da Diyarbakır’da gerilla cenazeleri kaldırılırken çıkan ve çoğu çocuk 11 kişinin ölmesiyle sonuçlanan olaylarda çoluk çocuk demeden ateş açılması ile ilgili ise: “Analar da çocuklar da vurulur” diyebilmesi bölge halkına nasıl yaklaştığını ortaya koydu.
Ateşkes heba oldu

PKK’nin 1 Ekim 2006’da ilan ettiği ateşkes de tüm çabalarıa rağmen olumlu bir yanıt bulmadı. Türkiye Barışını Arıyor Konferansı yüzlerce ayrdını bir araya getirdi ancak hükümet barış taleplerini duymamayı tercih etti. 18 Mayıs’ta fiili olarak ateşkesin sona ermesiyle bir diyalog ve barış şansı daha heba edilmiş oldu. (HABER MERKEZİ)
www.evrensel.net