ALBATROS

  • Yorgo Andreadis, ömrünü Karadeniz Bölgesi’nin sözlü tarihine adamış ve Türk-Yunan kardeşliği ve barış için sürekli çaba harcamış bir Yunanlı yazar. Bu nedenle Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk Ödülü de aldı.


    Yorgo Andreadis, ömrünü Karadeniz Bölgesi’nin sözlü tarihine adamış ve Türk-Yunan kardeşliği ve barış için sürekli çaba harcamış bir Yunanlı yazar.
    Bu nedenle Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk Ödülü de aldı.
    Yıllarca TÜYAP fuarlarına ve diğer toplantılara katılıp halkların kardeşliği ve barış için mesajlar vermiştir.
    Yorgo’nun kendi yaşam deneyimini anlattığı “Pontos’daki Evim” adlı kitabı da geçtiğimiz günlerde, Üner Eyüboğlu’nun usta çevirisi ile yayınlandı. (Belge Yayınları).
    Boş durmayı sevmeyen Yorgo en son, Feryal Kaya’nın nefis kitabı “Sen Gavur musun?”u Yunancaya çevirerek yayınladı.
    Naçizane tercüme ettiğim “Tamama” adlı kitabı çok sevildi, Yeşim Ustaoğlu ondan esinlenerek film yaptı.
    Kendisinin Karadeniz’de her kesimden ahbabı ve dostu vardır.
    Bunlardan biri de, Hüsnü Paşaoğlu idi. Ve sonunda bu dostluk çocuklarını evlendirecek düzeye kadar ulaştı.
    Yorgo’nun kızı, Hüsnü Paşaoğlu’nun oğlu ile evlendi, torunları Türkçe isim taşıyor.
    Hüsnü Paşaoğlu 80’li yıllarda esrarengiz bir suikasta kurban gitti. Yorgo, bu dostluğu, “Neden Kardeşim Hüsnü” adlı, halen baskısı olmayan kitabı ile ölümsüzleştirdi.
    Hüsnü Paşaoğlu, mezar taşında Türk-Yunan dostluğuna adanan bir ibare de yer almaktaydı.
    Aslında, Orhan Pamukları, Hrant Dinkleri, Taner Akçamları hedef alan aşırı milliyetçi çevrenin ilk hedefi daha 1998 Aralık ayında Yorgo olmuştu.
    Andreadis hakkında, misyoner olduğu, Pontos devleti kurmak istediği gibi yalanlarla dolu yazılar yazdırıldı. Yorgo bu yalanlara cevap vermek ve Açık Radyo’nun düzenlediği Rum ve Türklerin ortak Karadeniz müzik geleneğini yansıtan ortak konsere katılmak üzere 4 Aralık’ta İstanbul’a geldi.
    Harbiye Orduevi tesisleri, dışarıdaki kültürel faaliyetler için de yer veriyordu o zamanlar. Açık Radyo da burayı kiralamıştı. Ancak bu konser Kürt ve Ermeni müziği konseri ile birlikte yasaklandı.
    Birileri Anadolu kültür mirasındaki ortaklıkların ortaya çıkmasını tehdit olarak algılıyordu.
    Andreadis, havaalanında bekletildikten sonra geri yollandı. Hâlâ yasaklı.
    Bu yasaklanmanın öyküsünü ve Andreadis hakkında yürütülen imza kampanyasını, “İstenmeyen Adam / Persona Non Grata” adlı kitapta okuyabilirsiniz. (Belge Yayınları).
    1999 depreminde Yorgo iki TIR dolusu yardım topladı. Kendisi yasaklı olduğu için bu yardımı karısı gelip teslim etti.
    Birçok yazar ve aydınımız Yorgo’yu tanıyordu. Kitap fuarlarında iki yıl önce bu yasağın kaldırılması için imza kampanyası yürütüldü. Ancak Başbakan Erdoğan, İçişleri Bakanlığı’nın koyduğu bu yasağın kalkması için eline kıpırdatmadı.
    2001 ve 2002 yılında bu sefer ceviz kabuğunu doldurmayacak TV programları onu hedef aldı.
    Ve bu saldırılar sırasında, “Pontos Kültürü” yazarı Ömer Asan da boy hedefi oldu. Kitaba önsöz yazan Tarık Ziya Tunaya’nın bir zaman asistanı olan Nicos Sarris de. Asan’ın aslında antropolojik bir çalışma olan ve aynı zamanda Karadeniz’de konuşulan Rumcanın gramer ve sözlüğünü toparlayan bu kitabı çıkışından 6 yıl sonra yasaklandı, Ayşe Nur Zarakolu’na hastanede mahkeme celbi gitti. Neyse bu dava beraat ile sonuçlandı.
    Sanki, bu şovenist kampanyaların ilk provası gibi olmuştu.
    Yorgo, Trabzon’a gömülmek için mezarını bile yaptırmıştı zamanında.
    Allah gecinden versin.
    Hani, Hrant’ın dediği gibi, “bu topraklarda sadece gömülmek için gözümüz var” demek anlamına geliyor bu.
    Geçen hafta Yorgo’dan, dünürü Hüsnü Paşaoğlu’nun mezarının kırıldığına dair haber aldım. Artık sadece insanlar değil, mezar taşları bile hedef oluyor.
    Avrupa’da Neo-Nazilerin Yahudi mezar taşlarına saldırması gibi, bizdeki faşistler de mezar taşlarına saygısızlığı marifet biliyor.
    Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin mezarları az saldırıya uğramadı.
    Ölülerimizi bile taciz edilmeden anamıyoruz. Yakın takipler mezarlıklarda bile sürüyor.
    İşkencede ölen çocuklarının mezarlarına gelen analar hakkında davalar bile açılabiliyor.
    Bütün bunları vicdansızlığın “şahlanışı” olarak da nitelemek mümkün.
    Ragıp Zarakolu
    www.evrensel.net