Direniş olmaksızın bağımsızlık kazanılamaz

FHKC olarak biz, direnişin sürekliliğine inanıyoruz ve direniş olmaksızın bağımsızlığın kazanılamayacağını biliyoruz. Filistin direniş örgütlerinin, saldırılara seyirci kalması mümkün değildir ve emperyalist güçlerin,bizi “terör” ile suçlaması geri adım attırmamalıdır.


Filistin’de dengeler, Hamas’ın zaferle çıktığı son genel seçimlerin ardından tamamen altüst oldu. Bugün El Fetih ile Hamas arasındaki iç çatışmanın ortasında kıvranan Filistin halkı, diğer yandan da kanlı İsrail saldırılarıyla baş etmeye çalışıyor.
İsrail, Gazze’ye yönelik düzenlediği hava saldırılarının bir sonraki adımı olarak kara operasyonu için düğmeye yeniden basmaya hazırlanıyor; ülkenin en güçlü iki gücü ise Filistin Davası’nı bırakıp, birbirlerini boğazlıyorlar. Böylece ABD’nin Ortadoğu halklarını tıpkı Irak, Afganistan ya da Somali’de olduğu gibi birbirine kırdırma planlarına hizmet ediliyor ve İsrail işgal rejiminin ekmeğine de yağ sürülüyor.
Filistin’de bu çatışmalara karşı FKÖ temelinde birliğin yeniden kurulması için çaba harcayan ve Filistin için tek yolun düşmana karşı direnişten geçtiğini vurgulayan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) Politbüro Üyesi ve Uluslararası İlişkiler Sorumlusu D. Ahmed Davud El Mrgy ile Filistin’deki son durum, İsrail işgali, Lübnan’daki ordu ile Fetih El İslam çatışmaları ve bölgedeki diğer gelişmeleri konuştuk. El Mrgy, İstanbul’da Evrensel Kültür Merkezi’nce düzenlenen “Ortadoğu’daki Emperyalist Saldırılara Karşı Halkların Direnişi Konferansı”nın da katılımcılarındandı.

Sayın El Mrgy öncelikle İstanbul’da yapılan “Ortadoğu’daki Emperyalist Saldırılara Karşı Halkların Direnişi Konferansı”nı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Marxist-Leninist bir örgüt olarak FHKC, bölgedeki bütün devrimci örgütlerin karşılıklı ilişkilerinin güçlenmesini istiyor. Bu diyalogun geliştirilmesi, Filistin Davası’na da büyük bir fayda sağlayacaktır. Bu ayrıca, emperyalizm ve siyonizme karşı da bir direniş ile destek noktası olacaktır.
Öte yandan şu bir gerçek ki, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) gibi planlar ve ‘Medeniyetler Çatışması’ gibi tezler, ABD’nin Ortadoğu’yu parçalamaya yönelik planlarıdır. Ve bu tip planlar ve tezlerle bölgede İsrail’in elinin daha da güçlendirilmesi ve siyonist rejimin, “lider” haline getirilmesi amaçlanmaktadır. Zira hedefte olan sadece Filistin veya Araplar değil, Ortadoğu’nun tamamıdır.
ABD’nin amacı; Ortadoğu ülkelerinde iç çatışmaya dönüşecek huzursuzluklar yaratmak ve bölgemizi mezhep ve etnik temelde parçalamaktır. Irak’ta, Filistin’de Afganistan’da ve hatta Somali’deki gibi iç çatışmalarla ABD, kendi çıkarlarını korumak istiyor.
Bu noktalardan hareketle konferans, bahsettiğim konular üzerine yoğunlaşarak ve Filistin’den Irak’a geniş bir alanda çalışmalar yapmaya hizmet ediyor.

Bugün Filistin bir yandan kanlı İsrail saldırılarına öte yandansa Hamas ile El Fetih arasındaki çatışmalara sahne oluyor? Sizce bu çatışmaların temelinde neler yatıyor?
Filistin’deki durumu anlamak için bugüne nasıl gelindiğini anlamak gerekiyor. Bugün yaşananların özünde, Filistin’deki son genel seçimlerin ardından Hamas’ın, El Fetih’e karşı üstünlük sağlaması yatıyor. Ancak bu, halkımızın demokratik bir seçim ışığında verdiği karardır. FHKC olarak bizim düşüncemiz bu yöndedir. Kaldı ki bizim örgüt olarak amacımız Filistin’de demokrasiyi tesis etmektir. Ancak Hamas’ın seçimlerin galibi olmasının ardından Filistin’e yönelik uluslararası ambargo uygulama başladı. Yani Filistin halkı, bu demokratik kararından dolayı cezalandırıldı.
Ambargonun başını çeken ülkeler ise, Ortadoğu’da sözde “demokrasi” getirme iddiasında olan ülkelerdir. Ama bu ülkeler demokrasi kendi ‘demokrasi’leri olmayınca, halkları cezalandırma yolunu seçiyorlar. Bu, ABD başta olmak üzere diğer ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerde demokrasi istemediğinin de açık bir göstergesidir.
Diğer yandan Hamas ile El Fetih çatışmasının birçok başka sebebi de var. Nihayetinde bu, bir iktidar savaşı! Ayrıca ABD, AB ve Arap ülkeleri, Filistin’deki değişimden rahatsızlıkları nedeniyle bu çatışmayı körüklemeyi tercih ettiler. Tabii bu sorunlara direniş konusundaki fikir ayrılıklarını da katmak gerekir. İç çatışmalar tüm bu sebeplerin ardından patlak verdi. Fakat bu çatışmalara sadece bu iki örgüt dahil oldu. Çok fazla sayıdaki sivilin canına mal olan bu çatışmalar aynı zamanda, Filistin Davası’na da büyük zarar verdi ve kötü yansımaları oldu.
Biz FHKC olarak şuna inanıyoruz, en büyük savaşımız düşmana yani İsrail’e karşıdır. Bu nedenle iç çatışmalar sona ermeli ve Filistin’deki bütün güçler, sağcı, solcu ya da İslamcı demeden bir araya gelmelidir. Nitekim FHKC olarak bu çatışmaları sürekli kınadık ve bununla da yetinmeyerek diğer Filistinli örgütlerle bu çatışmaları engellemeye de çalıştık. Ateşkes için elimizden geleni halen yapıyoruz.

Filistin’deki iç çatışmalar Mekke’de Suudi Arabistan’ın arabuluculuğunda imzalanan ulusal birlik hükümeti anlaşmasına rağmen devam etti. Hatta bu çatışmalar hükümetin içinde de çatlakların oluşmasına neden oldu. Bu gelişmelerin ışığında Filistin’de bir liderlik sorunu olduğundan bahsedebilir miyiz?
Kuşkusuz. Liderlik sorunu, bugün Filistin’deki en büyük sorundur. Merkezi bir yönetim, bir kurum olmaması birliğin de olmamasına neden olmaktadır.
Öncesinde bu birliği Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) yerine getiriyordu. FKÖ, Filistin’deki tek karar mekanizmasıydı. Ancak FKÖ ve kurumları geri plana itildi ve örgüt zamanla atıl bir hal aldı. Bu, Filistin’de bugün belirsizliğe neden oluyor. Biz bu sorunların aşılması ve birliğin yeniden sağlanması için FK֒nün yeniden yapılandırılması gerektiğine inanıyoruz. Ancak FKÖ, demokratik temeller üzerinden yeniden kurulmalıdır. Filistin halkı, kendi temsilcilerini seçerek, Filistin Meclisi’ni oluşturmalı ve bu meclis, bütün Filistinlilerin meclisi olmalıdır. Bugünkü meclis, sadece 3.5 milyon Filistinliyi temsil etmektedir. Fakat olması gereken bu kurumun 10 milyon Filistinliyi temsil etmesidir.
Diğer yandan biz, Mekke Anlaşması’yla Hamas’ın siyasi anlamda geri adım attığı tespitini yaptık. Bu anlaşmaya göre Hamas, İsrail ile imzalanan tüm anlaşmaları kabul etti ve bir anlamda bu devletin varlığını tanımış oldu.
Peki FHKC ne öneriyor? Siz hükümet içerisinde de yer almadınız...
Kahire’de Mısır ile Filistinli yetkililerin katılımıyla görüşmeler yapılıyor ve bu görüşmeler Filistin’deki iç çatışmanın sona erdirilmesini ve gerçek bir ateşkes ilan edilmesini amaçlıyor. Bu toplantılarda biz, en önemli noktanın FK֒nün yeniden yapılandırılması olduğunu belirtmeye devam ediyoruz. Görüşmeler, Filistin’deki bütün örgütlerin katılımıyla ay boyunca sürecek.
Öte yandan biz o günlerde dahi Mekke Anlaşması’nın, Filistin için çözüm olamayacağını belirttik, bu anlaşmaya rağmen iç çatışmaların süreceğini ifade ederek, karşı durduk. Bizden bu anlaşmaya bağlı olarak birlik hükümetinde yer almamızı istediler ancak biz siyasi nedenlerle katılmadık.
FHKC olarak biz, direnişin sürekliliğine inanıyoruz ve direniş olmaksızın bağımsızlığın kazanılamayacağını biliyoruz. Siyonist güçler, Filistin’e yönelik saldırılarını, katliamlarını ve yıkımlarını her yeni gün sürdürüyor. Filistin direniş örgütlerinin, bu duruma seyirci kalması mümkün değildir ve emperyalist güçlerin, bizi “terör” ile suçlaması bize geri adım attırmamalıdır. Çünkü biz özgürlük savaşçılarıyız!..
Eylemlerimizin bu şekilde anılmasına karşı biz teslimiyetimizi ilan etmeyeceğiz ve ne İsrail’e ne de saldırılarına teslim olmayacağız. Bugün Filistin’deki İsrail işgalinin üstünden tam 60 yıl geçti. 60 yılın zorluklarıyla Filistin halkı, vatanının özgürlüğüne kavuşması için bugüne kadar bulunduğu fedakarlıkların kat ve kat fazlasını bulunmaya hazır.

Bölgedeki son gelişmeler, Suudi Arabistan’a bölgede “daha aktif bir rol” kazandırılmak istendiği yönünde. Filistin’den, İran’a ve Irak’a kadar birçok konuda Suudiler ‘girişim’lerde bulunuyor. Sizce bu durumun arkasındaki ne yatıyor?
Bildiğiniz gibi bir süre öncesine kadar Ortadoğu’daki en büyük oyuncu Nasr yönetimindeki Mısır’dı. Fakat ne zaman ki Enver Sedat İsrail’i ziyaret etti ve masaya oturdu; Kahire geri planda kaldı. Daha sonra Mısır yeniden bu rolüne geri dönmek istese de, bunu tek başına yapamazdı ve kozları; Suudi Arabistan ve Suriye ile birlikte paylaşmak zorunda kaldı. Ancak Mısır kendi iç meselelerine yoğunlaşıp, Sudan Sorunu’nda da ABD açısından “başarısız” olunca; ABD, Suudiler’e verdiği desteği artırdı.
Fakat bugün Suudilerin bölgedeki girişimleri de başarısız olacak. Çünkü ABD, ne Filistin ne Lübnan ne de Irak’ta gerçek bir çözüm istiyor. Sonuçta da bu ülkelerin aldıkları rol gerçek dışı roller haline geliyor. Mesela Suudiler kendi arabuluculuklarında yapılan Mekke Anlaşması’nı bile çok fazla önemsemedi.

Siz, Irak’taki gelişmeleri de yakından takip eden birisiniz. ABD’nin Irak’taki durumunu nasıl görüyorsunuz?
Bugün ABD yönetimi, gücünün büyük bir bölümünü Irak’a ayırmış durumda. Çünkü Irak’taki savaşı kaybetmeye yakın olduklarını biliyorlar. Ve bu yenilgi, Vietnam yenilgisinin yanında mütevazı kalacak. Ve yakın bir zamanda ABD yenilginin tadına bakacak. Bu yenilgi, ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik GOP gibi planlarının da yenilgisi anlamına geliyor.

Bugün Filistin Davası’na verilen uluslararası destek ABD ve İsrail eliyle baltalanmaya çalışılıyor ve hatta başarılı da olunuyor. Bu duruma karşı neler yapılmalı?
Şu bir gerçek ki ABD ve İsrail, Filistin Davası’na desteği engellemeye çalışıyor. Ve ABD, bölgede öyle sorunlar yaratıyor ki, Filistin meselesi geri planda kalıyor. Batı medyasında da Filistinlerin durumuyla ilgili haberler giderek azalıyor ve hatta Arap basınına da Filistin Davası’na yer vermemeleri için baskı uygulanıyor. Böylece İsrail’in istediği gibi rahat davranmasına olanak sağlanıyor.
Ancak halkımız, bölgedeki tüm halkların desteğini bekliyor. Biz, İsrail siyonizminin ve Amerikan emperyalizminin sadece bize yönelik bir tehdit olmadığını, tüm Ortadoğu halklarına yönelik olduğunu her fırsatta belirtiyoruz. Ve bölgede başta komünistler ile devrimciler olmak üzere halkların tamamının Filistin Davası’na desteğini yükseltmesini bekliyoruz.
Kaldı ki, bütün dünya bizim haklı bir davamız olduğunu kabul etmişti. Ayrıca dünya biliyor ki, BM Güvenlik Konseyi’nin İsrail’e yönelik yüzlerce kararı kağıt üstünde kaldı. ABD ve İsrail, Ortadoğu’da çözüm istemiyor. Filistin meselesinde de gerçek bir çözüm arzu edilmiyor. Suriye’ye Golan Tepeleri’nin iadesi ya da Lübnan’a Şeba Çiftlikleri’nin geri verilmesi söz konusu bile değil. Gazze’ye bombalar yağmaya, Filistin ekonomisi yerle bir edilmeye devam ederken, İsrail’e karşı uluslararası arenada herhangi bir kınama olduğu zaman ABD, İsrail’e kalkan oluyor...
Sonuçta bizim sorunumuz İsrail ile olduğu kadar ABD’yle de. Tüm zorluk ve baskıya rağmen bizim tek kurtuluşumuz direnmek ve savaşmaktır. (İstanbul/EVRENSEL)
Fetih El İslam, Filistin çıkarına bir örgüt değildir

Bugün Lübnan’daki Nahr El Bared Mülteci Kampı’nda, El Fetih El İslam adlı bir örgüt, Lübnan ordusu ile çarpışıyor. Fakat bir sene öncesine kadar adı bile bilinmeyen bu örgüt hakkında birçok iddia var ve örgütün ilişkileri belirsizliğini koruyor. İlk olarak bize Fetih El İslam ve ilişkileri hakkında bilgi verebilir misiniz?
Lübnan’daki Fetih El İslam, Filistinli bir örgüt değildir ve kesinlikle Filistinlilerin çıkarı için mücadele etmemektedir.
Örgüt militanları ile yöneticileri, Nahr El Bared’e “bir Filistin örgütü” adı altında yerleşti. Ama bütün Filistinli örgütler ile Filistinliler, bu örgütün Filistinli bir örgüt olmadığına oybirliği ile karar verdi. Zira örgütün kadroları genelde Suudi, Yemenli, Iraklı ya da Lübnanlıdır. El Kaide’ye yakın bir örgüttür ve radikal İslamcıdır.

O halde Filistin Davası’na hizmet etmiyorsa, neye ve/veya kime hizmet ediyor Fetih El İslam?
Fetih El İslam’ın tek meselesi, İsrail’e karşı savaşmak değil, Lübnan’da bir iç çatışmayı zorlamaktır. Ve en önemli görevi de Hariri ailesine ve ABD destekli Beyrut hükümetine yardımcı olmaktır. Ayrıca Hizbullah ile karşı karşıya gelerek bu örgütle çatışmaya girmenin yollarını aramaktadır. Ancak Lübnan hükümeti ile ABD’nin desteği geri tepti ve çatışmalar patlak verdi.
Örgütün amacı, Lübnan’daki Filistin mültecilerinin durumunun sorgulanmasına, Filistinlilerin geri dönüş hakkının ortadan kaldırılmasına ve hatta mültecilerin Lübnan’ın dışına çıkarılmasına dayanak sağlamaktır.
Ayrıca Filistinliler ile Hizbullah’ı silahsızlandırmak için bir yaratılacak ortamın fitilini ateşlemeye çalışmaktadır.
Biraz önce bahsettiğim gibi ABD, bugün her ülkede bir iç çatışma istiyor. Yaşananlar da bundan bağımsız değil.
Cihan Çelik
www.evrensel.net