Ben dememiş miydim?

Bayılıyorum şu “Ben dememiş miydim” sözüne. Söyledikleri gerçekleşen herkesin dediği gibi, ben de aynı sözleri söylüyordum.Örneğin, daha Meclis’te “Cumhurbaşkanlığı Turları” başlamadan çok önce...


Bayılıyorum şu “Ben dememiş miydim” sözüne. Söyledikleri gerçekleşen herkesin dediği gibi, ben de aynı sözleri söylüyordum.
Örneğin, daha Meclis’te “Cumhurbaşkanlığı Turları” başlamadan çok önce, “Seçim 23 Temmuz’da” demiştim. Çıktı söylediğim… Ya da Ahmet Necdet Sezer’den sonraki cumhurbaşkanı, Süleyman Demirel olacak. O olmazsa Fetullah Gülen’i göreceğiz Çankaya’da… Şimdi Süleyman Amcam yavaş yavaş ısınma turlarına başladı. Sanırım silindir şapkasının tozlarını alıyordur Güniz Sokak’ta, gizliden gizliye. O olmazsa ve seçimi AKP kazanırsa, bir af çıkartılır, Fetullah Gülen getirtilir ve aday olarak sunulur… İkisi de ABD için “kaymaklı kadayıf”. Yetiştirdiği “EEF bursiyeri” Süleyman Demirel ya da yıllarca baktığı, beslediği Fetullah Gülen...
Üç vakte kadar; “3 ay mı desem, 3 yıl mı desem” adım gibi biliyorum, camiler de özelleştirilecek. Zaten küçük küçük denemeler başladıydı; altlarına dükkan, tepelerine baz istasyonu kurulmalar gibi ya da yanlışlıkla satılmalar gibi… Bizim 4 patronumuzdan adı “AB” olanı da yeri ve zamanı gelince, “Şu sizin Diyanet İşleri’ni de Almanların Kiliseler Birliği gibi yapın” diye emredecek. Bizimkilerin eli mahkum, borç aldıkları için emir de alacaklar. Üstüne üstlük elde de satılacak bir mal kalmayınca... Yalnız bu arada unutmadan söyleyeyim, hiç kimse üzerinde durmuyor ama sırada Topkapı Sarayı ile Dolmabahçe Sarayı da var. Dubai Şeyhi’ne, Kuveyt Emiri’ne ya da Suudi Kralı’na satılabilir, paket olarak. Alan da kışları Topkapı Sarayı’nda, yazları Dolmabahçe Sarayı’nda gül gibi yaşamını sürdürür. “Bu kadarı da olmaz” demeyin; bal gibi olur, çünkü burası Türkiye...
Acaba Almanlar, “Haliç”i ne zaman isteyecekler, 1950’lerdeki koşullarla?
İşte bunun üzerine bir şey diyemem...
Neyse… Son “Ben dememiş miydim”im, kadim dostum Masis Kürkçügil’in 1 Mayıs 2007’de Taksim’de, “Maskeli Polis”ten yediği tokat üzerineydi... “Masis’e ‘Maskeli Polis’ tokadı” başlıklı yazımın (Evrensel gazetesi, 9.5.2007) son bölümünde şöyle diyordum: “Şimdi de ‘Maskeli Polis’in tokatlamasıyla ilgili olayda... AKP’lilerin Valisi M. Güler, ‘Bu davranış asla doğru değildir’ deyip soruşturma başlatacaklarını söylemiş. Sanırım şöyle bir sonuç çıkacak: ‘Polis maskeli olduğu için tanınamamıştır...’ O polis de ‘Evet, lokantada eşiyle birlikte yemek yiyen kişiyi ben tokatladım’ diyecek kadar yürekli olmadığından, bu iş kapanmıştır...”
Ve 1.6.2007’de gazetelerde şöyle bir haber çıktı: “Ancak 1 Mayıs günü İstanbul’da görev yapan polislerden ‘tokat atan’ ortaya çıkmadı. Çevik Kuvvet amirleri de 56 ilden 3 bin 500 polisin İstanbul’a geldiğini belirterek tokat atan polisin kimliğini açıklayamadı. Kamera çekimlerinden de polisin kimliği tespit edilemedi. Bu nedenle müfettişlerin hazırladıkları raporlarda, tokatçı polis ya da herhangi bir Çevik Kuvvet amiri hakkında ceza talep edilemedi...” (Milliyet gazetesi.)
Bizim güvenlik güçleri bazı konularda çok başarılıdır. Örneğin işçi ya da gençlik mitinglerinde. O sırada tutukevinde olanların bile eyleme katıldığını belirtmişlerdir raporlarında. Hatta anımsarım; yıllarca önce, sorgu sırasını bekleyen bir gencin, oturduğu iskemleden düşerek öldüğünü bile söylemişlerdir... Ama bazı konularda da çok yeteneksizdirler. Örneğin 2006 yılında İstanbul’da 83 bin hırsızlık olayı olmuş, bunların sadece 2 bin 500’ünü yakalayabilmişler...
Şimdi fotoğrafa bir kez daha alıcı gözle bakıyorum da “tokatçı”nın ortaya çıkmamasına hak veriyorum. Adam göbekli, kafa yapısından da yaşlı olduğu anlaşılıyor. Emekliliğini falan düşünüp korkmuştur ortaya çıkmaktan. Oysa çıkıp “Ben o yurttaşı dövmedim, yanağını okşadım o kadar. Dövmeye kalksaydım göçürtürdüm onu” diyebilirdi. Şimdiki gizlenmesinden daha yiğitçe bir davranış olurdu, söylediklerini kimse yemese de...
Neyse Sevgili Masis; ben demiştim “Bu iş kapanır” diye. Kapandı…
Bülent Habora
www.evrensel.net