ROJEV

  • Eskiden kulaklar radyoda olurmuş.Şimdilerde gözler web sitelerinde.Art arda yayınlanan Genelkurmay bildirileri internetten okunuyor.


    Eskiden kulaklar radyoda olurmuş.
    Şimdilerde gözler web sitelerinde.
    Art arda yayınlanan Genelkurmay bildirileri internetten okunuyor.
    Eskiden darbe radyodan duyurulurdu.
    Devlet radyosundan...
    Sonraları televizyondan okunmaya başlandı darbe bildirileri.
    Hasan Mutlucan’ın türküleri ve tank gürültüleri eşliğinde...
    Eskiden, kulaklar ve gözler TRT’deydi. Tank sesleri eşlik ederdi okunan bildirilere.
    Televizyonu olmayanlar radyolarından, askerlerin yeni bildirilerinde neleri yasaklayıp neleri serbest bıraktığını dinlerlerdi.
    Sokağa çıkma yasakları, uyulması gereken kurallar...
    Eskiden hükümeti bir yana bıraktıklarını, Meclis’i feshettiklerini, yayınlanan bildiride dobra dobra açıklardı generaller.
    Hükümetin başı; yani başbakanın ne durumda olduğunu da cümle alem bilirdi.
    Mağdur mu, mazlum mu, teslim olmuş bir biçare mi olduğu halinden anlaşılırdı.
    Hiçbir şey yokmuş gibi afra tafra yapmazdı eski başbakanlar!
    İdam edileni, Zincirbozan’a gideni... Yaşayanı, yaşarken öleni...
    Generaller, geçici hükümet atadıklarını ilan ederlerdi.
    Şimdi bunların hepsi oluyor, ama ne olduğu belli değil hali yaşanıyor.
    Hükümet başta, Genelkurmay başta, muhalefet en başta...
    O başta, bu başta...
    Eskiden Genelkurmay başkanı, yönetime el koyduğunu açıklar ve her alanda en yetkili zat-ı muhterem olduğunu ilan ederek arz-ı endam ederdi. Kahvelere, her yana fotoğrafları asılırdı.
    Artık devir çok değişti.
    Darbe mi, hükümet mi?.. Türkiye nasıl yönetiliyor, kim yönetiyor belli değil.
    Kim yönetimde, Türkiye ne ile yönetiliyor; TBMM, Anayasa Mahkemesi, TSK, basın, kimin işlevi ne, hiçbir şey belli değil. İzler karışık!..
    Hükümet, IMF ve Dünya Bankası’nın kulu ve kölesi olarak ekonomiyi sürdürüyor, ama her şey askerlerin elinde.
    Türkiye seçimlere gidiyor ama, Türkiye savaş halinde.
    Başbakan, Genelkurmay tarafından açıklanan muhtıra niteliğindeki açıklamaları tesadüfen duyuyor.
    Hükümetin aldığı kararlara uyması gereken TSK, savaş hali ilan ediyor, ama hükümetin haberi yok.
    Irak sınırında koca bir bölge, üç ili kapsayan bir alan “Geçici Güvenlik Bölgesi” ilan ediliyor, Başbakan bunu bir televizyon programındayken tesadüfen öğreniyor ve yüzü kızarıyor. Bölgeye yığınak yapılıyor, savaş hazırlıkları sürüyor, tatbikatlar yapılıyor, sınır ötesine geçiliyor; Irak hükümeti, Şii lider, Sünni temsilci, Kürt Federe Hükümeti sözcüleri açıklama yapıyor, nota veriyor, uluslararası güçlerin dikkati bölgede, ama hükümette tıs yok.
    Eskiden darbeler de savaşlar da böyle olmazdı. Hükümetin de ne olduğu belli olurdu.
    Eskiden, darbeciler de hükümet de, darbenin hedefi olanlar da böyle davranmazdı.
    Bu aralar her şey karışık. Kafalar karmakarışık.
    Kim darbeci, kim darbeye karşı; kim hükümet, kim asker, kim muhalefet belli değil.
    Kim sağcı, kim solcu belli değil. Her şey karıştı.
    28 Şubat darbesi ile birlikte, darbelerin bildirileri de okuyanı da, türküsü de türkücüsü de değişti.
    Hasan Mutlucan türküleri artık geride kaldı.
    Şimdi 28 Şubat’ı da aşan bir tarz kullanılıyor.
    Yeni bir tarz!..
    27 Nisan Muhtırası, Harp Akademileri Konuşmaları, Sempozyum Sunumları, halkı duyarlı olmaya çağıran bildirgeler, mitingler, trajikomik durumlar yaşanıyor.
    Şimdi Genelkurmay bir parti gibi, ama gözleri ve dikkatleri üzerine yöneltmiş bir parti gibi politika yapıyor.
    Darbeler de çağa uyarlandı, darbelerde de çağ atlandı. Üstelik darbe destekçileri de çok değişti.
    Şeriat korkuluğu iyi tuttu, şovenizm şerbeti iyi geldi!
    Hafif sarhoş, hafif korkak bir toplum yaratmada fena mesafe kat edilmedi.
    Darbelerden zarar görenler, darbeler döneminde işkenceden geçen, baskıya uğrayan, idamlar, göz altılar yaşayan, işten atılan, işsiz kalan; komşu, dost arkadaş, yoldaş acısı yaşayan kesimler içinden bile darbeye toleranslı davrananlar türedi.
    “Bu defa başka, bunu öncekilerle karıştırmamak gerek, durum çok farklı, bölücülük ve şeriat var” diyerek dününü, dostunu düşmanını, sağını solunu, safını unutanlar çoğaldı.
    Böylesi zamanlarda düzgün durmak önemli.
    Eğmeden bükmeden, eğilmeden bükülmeden, geçiştirmeden, bir kenara çekilmeden dimdik durmak; ezilenin, sömürülenin safında, yanında ve önünde olmak!..
    Böylesi zamanda işçi sınıfı davasına bağlanmak, emekçi saflarını sıklaştırmak, ezilen ulusun ve ezilen hakların davasında ısrar etmek gerek!...
    Ender İmrek
    www.evrensel.net