ÖZGÜRLÜKLER

ÖZGÜRLÜKLER

  • Sağcısı-solcusu, yoksullara hep şunu vaat etti: ‘Aş, iş vereceğiz. Yol, su, elektrik getireceğiz. Barajlar yapacağız. Onlar buğdayına, pancarına 10 veriyorsa, biz 15 vereceğiz.


    Sağcısı-solcusu, yoksullara hep şunu vaat etti: ‘Aş, iş vereceğiz. Yol, su, elektrik getireceğiz. Barajlar yapacağız. Onlar buğdayına, pancarına 10 veriyorsa, biz 15 vereceğiz.’
    Bu vaatler ve ekonomik yaklaşımlar açısından bakınca, sağ ve sol anlaşılamıyor, değil mi?
    Sağ maneviyatçı olduğunu söylüyor ama, vaatlerinin tümü dünyevi şeyler. Hep görünen, elle tutulur, gözle görülür şeyler. Sol’un sosyal demokrat kanadı bir ara ‘bu düzen değişmeli’ dedi ama, değişimin nasıl olacağı, siyasal sistemin temellerinin neler olduğu ve bunların değişiminin de değişim vaatleri arasında olup olmadığı sorularına yanıt vermedi.
    Hep gelir dağılımı adaletsizliğinden söz edildi. Nedenleri üzerinde durulmadı.
    Demokrasi ile ilişkisi, ıskalandı. Siyasal özgürlükler ile ilişkisi…
    ‘İyi adamlar iktidar olacak, hakça dağıtım o zaman gerçekleşecek’ zannedildi. Oysa, bölüşüm ilişkilerinde adalet, iyi adamlar meselesi değil, sistem meselesiydi.
    İşçi sınıfının iki yılda bir toplu görüşmeler öncesi veya çalışanların bütçe dönemlerinde sürece müdahaleleri, çoğu kez ekonomik ve sosyal hak temelli hareketlenmeler, bazı kesimlerce yeterli görüldü. Ekonomik ve sosyal hak temelli hareket zannedildi ki, sol bir bakış ve tavırdır. Oysa siyasi olarak sağ bir yaklaşımdı bu yaklaşım. Devlet, toplananlara coplarını indirdikçe, fikir hürriyeti, toplanma hürriyeti, sendika, dernek hürriyeti çığlık çığlığa haykırıyordu. İşçi sınıfı ve çalışanlar, çok sık yaşadılar bu durumu. Sınıf bilinçli işçiler ve çalışanlar, biliyorlar, copların niye kalktığını ve özgürlüğün, ne olduğunu…
    İnsan haklarının tek boyutlu kavranışları da gözlendi, zaman zaman. Ekonomik ve sosyal haklar, siyasal özgürlükler boyutundan soyutlanarak kavrandı. Ekonomizmdir ki, ülkede 30-40 bin kişi ölürken, bir saat bile, bir dakika bile hayatı durdurmamıştır. Barış nedir sorusu sorulmamıştır; özgürlük nedir sorusu?..
    Lafı uzattık. Kokoreç ve demokrasi ilişkisine gelelim…
    Kokoreç, kokoreçtir. Otomobildir, elbisedir. Kokoreç ekmektir, buzdolabıdır. Kokoreç ekonomik ve sosyal haklardır. Eğitim, sağlık, sosyal güvenliktir. Kokoreç, ulusal gelirden hakça pay almaktır.
    Demokrasi yoksa bunların hiçbirisi yoktur.
    Olsa da sorunludur.
    Şimdi olduğu gibi.
    Türkiye’de olduğu gibi…
    Bütün otoriter/totaliter sistemlerde olduğu gibi…
    Nüfusun yüzde 20’si, ulusal gelirin yüzde 70/80’ini alır bu sistemlerde. Türkiye’de olduğu gibi…
    Bütün otoriter sistemlerde böyle.
    Tesadüf mü?
    Kokoreçle demokrasi arasında ilişki var. Hem de doğrudan.
    Demokrasilerde, bilirsiniz hangi malzeme ile yapıldığını. Sorar cevabını alırsınız. Demokrasi yoksa, soramaz, sorsanız da cevabını alamazsınız. Hatta ‘niye sordun?’ diye bir de hakkınızda soruşturma açılır. Fiyatına, sağlıksız koşullarda hazırlanış ve sunuluşuna itiraz edemezsiniz. İtiraz etseniz de sonuç alamazsınız. Hukuk, egemen irade doğrultusunda şekillenir. Kaybedersiniz. Kokoreç hakkında fikrinizi söyleyemezsiniz. Sustururlar.
    Demokrasilerde kokoreç yasaklanmaz.
    Sağlıklı koşullarda, sağlıklı malzeme ile hazırlanır. Denetlenebilir durumdadır. İyi, uygun koşullarda kokoreç için demokrasiye ihtiyaç var.
    Demokrasi yoksa, vaatler palavradır.
    Ekmek ve özgürlük ilişkisi kurulmuyor demektir.
    ‘Verdimse ben verdim’ keyfilik anlayışı egemen demektir. Bu gericiliktir.
    Gelir dağılımı adaletsizliği ancak siyasal özgürlükler temelinde giderilebilir. Tek başına eşitlik ilkesi değil savunulması gereken. Özgürlük kardeşidir eşitliğin. Koparmamak gerekir. Kokoreç ve demokrasi. Ekmek ve özgürlük. Aynı şey…
    Hüsnü Öndül
    www.evrensel.net